Avrupa Sineması

Published on Ocak 8th, 2011 | by Burak Hazine

2

127 Hours (2010) 127 Saat

Share Button

Kariyerine televizyon filmleri ve çeşitli dizilerde yönetmenlik yaparak başlayan, 1996 yılında yaptığı Trainspotting ile bir anda Hollywood’un aranan yönetmeni haline gelen Danny Boyle’u 2002 yılında çektiği 28 Days Later… ile tanımıştım. Daha sonraları The Beach’in kendisine ait olduğunu öğrendiğim yönetmen, gözümde pek de başarılı değildi aslında. Lakin hepimizin çok iyi bildiği 2008 yapımı Slumdog Millionaire ile bir anda tanıyan tanımayan herkesin sevgilisi haline geldi bu yetenekli yönetmen –yetenekli diyorum çünkü geriye dönüp baktığımda kendisine haksızlık ettiğimi görüyorum. Çıktığı sene 8 Oscar heykelciği de  dahil olmak üzere pek çok ödül toplayan Slumdog Millionaire; farklı ve bir hayli alışılmadık senaryosu, milenyum sonrası karşımıza çıkan en iyilerden biri olarak kurgusu, muhteşem ses tekniği, müzikleri ve kaliteli oyunculukları ile bir hayli dikkat çekmiş ve beğenilmişti. İşte o dikkat çeken yapımın senaristi ve müziklerinin bestecisini tekrar koluna takıp, bir de yanına herkesçe sevilen James Franco’yu da alarak 127 Hours’a imza attı Boyle.

Geçtiğimiz senenin klostrofobiyi tetikleyen filmi Buried ile pek çok kez karşılaştırılan 127 Hours, Buried’in aksine duyguları yansıtma biçimi, izleyeni sıkmayacak şekilde kurgulanışı, müzikleri ve James Franco’nun kariyerindeki en iyi performansı ile bir başyapıt olma yolunda atabileceği her adımı attı. Simon Beaufoy’un kaleme aldığı öykü, Danny Boyle’un senelerdir çekmek istediği ama Aron Ralston’ı ikna edemediği 94 dakikalık gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Her şey maceraperest Ralston’ın Utah’taki uçsuz bucaksız bir kanyonda yaptığı gezi sırasında bir kayanın azizliğine uğraması ile 127 saatten oluşan macerasıyla başlıyor.

Franco’nun başarılı performansı ile başlayıp sonlanan filmde, Aron’la birlikte çektiğimiz sıkıntılara A. R. Rahman’ın bestelediği harika müzikler yetişiyor. Tüm dünyada hali hazırda yüz milyonlar satan bir müzisyen olan A. R. Rahman’ın yıldızı nedense Slumdog Millionaire ile parlamış, filme yaptığı işlerle 2 Oscar ödülü kazanmıştı. Danny Boyle kendisinin bu başarısını görmezden gelememiş olacak ki 127 Hours’ta müzik işini tekrar Rahman’a emanet etmiş.

Bunların yanında film, tek bir mekânda tek bir kişiyle, üstelik o kişi hareket dahi edemezken, o kadar iyi montajlanmış ki kendinizi her an heyecan dolu ve aksiyon içinde hissediyorsunuz. Tabii ki burada editörün yanında görüntü yönetmeninin de başarısı çok önemli, kendisinin hakkını yememek lazım. Aron’ın geçmişi yad ettiği zamanlar ve gördüğü halüsinasyonların planlanışı da bunun en önemli kanıtı.

Filmin sonunda gerçek Aron Ralston’ı görmemiz ise yönetmenin bize bir sürprizi olarak karşımıza çıkıyor. Söylenecek şey çok aslında ama kısaca şunu demekte fayda var: Danny Boyle’un senelerce ikna etmeye çalıştığı Aron Ralston iyi ki yönetmenin teklifini sonunda kabul etmiş, iyi ki James Franco dışında kimse bu rol için düşünülmemiş ve iyi ki Akademi iki sene önce Danny Boyle’a bu gazı vermiş. Karşınızda yıldızı gittikçe yükselen bir yönetmen ve oyuncunun el ele verdiği, stresli dakikaların sizi beklediği ve en önemlisi hayatın anlamını bu kez gerçek anlamda sorguladığınız bir film var.


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: info@sinematopya.com



2 Responses to 127 Hours (2010) 127 Saat

  1. Ali says:

    mükemmel, kesinlikle izlemeye değer :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑