Bağımsız Sinema

Published on Ekim 9th, 2011 | by Burak Hazine

0

Filmekimi 2011: Martha Marcy May Marlene

Share Button

8-15 Ekim 2011 tarihleri arasında gerçekleşecek 10. Filmekimi “Sonbahar Film Haftası” çerçevesinde izlediğim ilk film olan Martha Marcy May Marlene, evinden ayrılarak bir çiftlikte tuhaf kuralları kabullenmiş bir topluluğun yanında yaşamaya başlayan Martha’nın hikayesini anlatıyor. Daha sonra bu çiftlikten bir şekilde kurtulan Martha, ablasına sığınıyor ve iki yönlü bir hikayeyi izlemeye başlıyoruz. Marion Cotillard’a benzerliği ile dikkat çeken yeniyetme Elizabeth Olsen ve geçtiğimiz sene Winter’s Bone’daki performansı ile Oscar’a aday gösterilen John Hawkes‘un başrollerinde oynadığı film, izleyenlere ağır tempoyla başlayıp sonraları hareketlenen bir 100 dakika sunuyor.

İlk uzun metraj film denemesi Martha Marcy May Marlene ile Sundance’te drama dalında en iyi yönetmen ödülünü kapan Sean Durkin, sinemanın çeşitli dallarında çalışmış biri: editör, görüntü yönetmeni, senarist, yapımcı ve yönetmen. Bağımsız sinemaya bu ilk filmi ile başarılı bir giriş yaptığı söylenen Durkin için Sundance’te kazandığı ödül aslında bu söylentileri destekler nitelikte. Karanlık bir atmosferde, ağır işleyen bir film için seyirciyi koltuğunda tutmayı başaran, malum 100 dakikanın nasıl geçtiğini anlamamıza izin vermeyen Durkin’in gelecek projelerini beklemekteyim.

Debra Granik’in Winter’s Bone’unu izleyen varsa bilir, karanlık bir atmosfer ve oldukça yavaş ilerleyen bir hikayeye sahip başarılı bir yapımdır kendisi. Ayaklarının üstünde durmaya çalışan ve ailesini düşünen bir kız, onu çelişik bir korumaya tabi tutan bir adamın hikayesini izlemiştik Winter’s Bone’da. Debra Granik, Sundance’te bu işi ile zafer kazanmış ve film 4 dalda Oscar’a aday olmuştu. Martha Marcy May Marlene de 2011 yılının Winter’s Bone’u diyebilirim rahatlıkla. Yönetmenlerin tarzı, oyuncu seçimi, diyaloglar ve atmosfer bakımından bir hayli benzeyen bu iki film de dramatik özelliklerinin yanında bir bakıma insanı içten içe vuran gerilim ögeleri içeriyor. Sundance jürisi de bunun farkında olacak ki MMMM’i görmezden gelmediler.

Jennifer Lawrence’ın şahsi kanaatimce geçtiğimiz senenin en iyi kadın oyuncu performansını sergilediğini belirtmiştim. Lawrence, filmi tek başına ayakta tutabilecek kadar güçlü bir performans sergiliyordu. Bilakis Elizabeth Olsen için bu durum geçerli değil. Filmin diğer odak noktaları -özellikle- John Hawkes, Sarah Paulson, Hugh Dancy de güçlü performansları ile Olsen’a katkıda bulunuyor.

Hawkes’un Martha’ya yaptığı seranat sırasında seslendirdiği Martha’s Song ise dinlemeye değer, Oscar adayı olma potansiyelinde bir şarkı -bunu belirtmeden geçmek istemedim. Akademi’nin senaryo dalında dikkatini çekebilecek, Elizabeth Olsen’a bir ihtimal adaylık getirebilecek MMMM’in şehvetli öyküsü, zihni kurcalayan diyalogları ve farklı zamanları aynı anda seyirciye sunan güçlü kurgusu ile bu senenin unutulmayacak bağımsız yapımlarından olacağını umuyorum.

Sırada:

 

Contagion

Melancholia

The Artist

We Need to Talk About Kevin

A Dangerous Method

Le Havre

Restless


Yazar Hakkında

İstanbul’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra öğrenimini sinema üzerinde devam ettirmek istediyse de 6 sene sonunda tıp doktoru oldu. Biletsiz.com ve Sinema Kulübü‘nde yazdı. 2 sene süren Blogger macerasını sonlandırarak Sinematopya'yı kurdu. Şimdilerde ise junior bir hekim. Bir yandan mesleğini icra edip bir yandan da sinema konusunda kendini geliştirmeyi hedefliyor. E-posta: info@sinematopya.com



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑