We Need to Talk About Kevin (2011) Kevin Hakkında Konuşmalıyız

Yaptığı kısa filmler ve düşük bütçeli yapımlar ile şimdiye kadar adından pek söz ettirmemiş yönetmen Lynne Ramsay‘in psikolojik gerilim ve dram türündeki sapkın filmi We Need to Talk About Kevin, bu sezon dahilinde izlediğim en iyi film oldu. Oynadığı her filmi izlettiren, kariyeri boyunca verdiği tüm performansları ile kendine hayran bırakan Oscar ödüllü kadın oyuncu Tilda Swinton ve bu sene aynı zamanda Another Happy Day ile adını duyuran genç yetenek Ezra Miller‘ın başrollerinde oynadığı We Need to Talk About Kevin, sorunlu diyebileceğimiz oğlu ile uğraşan bir annenin hikayesi.

Çılgınca yaşadığı, istediği her şeye sahip olabildiği hayatını dünyayı gezerek geçiren Eva, aşık olduğu Franklin ile istemeyerek de olsa bir çocuk sahibi olur. Daha bebekken diğer çocuklar gibi olmadığını belli eden Kevin, büyüdükçe annesi ve babasına farklı oynamakta ve davranışlarında dengesizlikler, normal dışı gelişmeler görülmektedir. Ama filmde yalanlarla dolu hayatını tüyler ürperten bir şekilde sonlandıran Kevin’ın yerine, annesi Eva’nın hikâyesine odaklanıyoruz.

Bir kadın hiçbir zaman anne olmak, o sorumluluğu almak istemeyebilir. Doğurduğu bebeği ilk kez kucağına aldığında ise önceden hissettiği her şeyden utanır. Dilimizdeki “ana yüreği” tabiri, çocuğunuzun yaptığı şeyler ne olursa olsun onun kötülüğünü istememeyi çok güzel anlatıyor. Zira çocuğunuz sizin kötülüğünüzü istiyor olabilir, onlarca kişinin ölümüne yol açabilir, sizden nefret ettiğini düşündüğünüz halde aslında bir tek size değer veriyor olabilir. Ama Eva’nın bunu anlaması, daha doğrusu Kevin’ın bunu anlatması yıllar sürüyor.

Sorunlu çocuk Kevin yerine, yaşadığı trajedileri unutmaya çalışmak için yeni bir sayfa açmaya çalışan Eva’nın odakta olması, filmi daha izlemeden ilgi çekici kılıyor. Soğukkanlılığını her daim korumayı başarmış bir annenin hikâyesini izlerken içiniz ürperiyor. Zaman zaman yaptığı şeylere onay vermeseniz de aslında, o zamanında anne olmayı hiç istemeyen kişinin nasıl mükemmel bir anne olduğunu gördükçe yayılan sıcaklığı hissediyorsunuz. Tüm bunların yanında ise kafasından geçenleri hiçbir zaman tahmin edemeyeceğiniz, psikolojisini hiçbir şekilde anlayamadığınız bir genç var. İşte bu iki karakteri bir araya getiren Tilda Swinton ve Ezra Miller, herkese oyunculuk dersi verircesine döktürüyor filmde. John C. Reilly’nin ise her-daim-anlayışlı-baba karakteri zaman zaman can sıksa da oyuncunun kariyerinde parlayacak bir performansa dönüşüyor.

Bir kurgu harikası olarak geri gitmeler, şimdiyi yaşama ve geleceği görme şeklinde izlediğimiz We Need to Talk About Kevin’da, başlarda olayları kavramak biraz güç olsa da kısa sürede olayları daha iyi anlıyor ve onlara hâkim olabiliyorsunuz. Elbette bunda editör Joe Bini ve yönetmen Ramsay’in çok büyük katkıları var. Müzikleri de dikkat çekici olan filmin en güçlü yanları şüphesiz ki oyunculuklar ve senaryo/öykü. İki saate yakın süresi boyunca hiçbir eksikliğini görmediğim filmin çeşitli kategorilerde çok büyük ödüllere aday olup, bu ödülleri alacağını öngörmek zor değil -ki çoktan 2011′in en güçlü filmlerinden biri olduğunu kanıtladı bu yapım. Londra Film Festivali’nde en iyi film ödülünü alarak sezona hızlı bir giriş yapan We Need to Talk About Kevin, İngiliz Bağımsız Film Ödülleri’ne de 6 dalda aday oldu.

Vizyona girmesine daha uzun süre olsa da Oscar yarışından önce, 3 Şubat 2012’de ülkemizde seyirciyle buluşacak We Need to Talk About Kevin’ı tek kelimeyle özetleyecek olursak bu kelime şüphesiz “kırmızı” olurdu. Filmi izlediğinizde bana hak vereceğinizi düşünüyorum zira film kırmızı ile başlayıp kırmızı ile sona eriyor. Ramsay’in bu imgeyi nasıl ustalıkla kullandığını görmek, daha doğrusu bunu anlamak bile filme hayran kalmak için bir sebep.

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar Tahminlerimin Sonucu

Tahmin yapmanın kolay mı yoksa güç mü olduğunu hala anlayamadığım bir Oscar...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir