Drive (2011) Sürücü

Sadece beş dakikanız var. Bu süre içinde soygun işini halledemezseniz driversizi oracıkta bırakıp gidecek –ya da başladığı işi yarım bırakmayacak kadarahlak sahibi biri olduğu için sizi bekleyecek. Etkileyici mi? Pek sanmıyorum. Bu sebepten ötürü aşağıda okuyacağınız değerlendirme de oldukça kısa olacak.

Cannes Film Festivali’nden en iyi yönetmen ödülüyle dönen Drive, Danimarka doğumlu yönetmen Nicholas Winding Refn’in ellerinden çıkan, senenin aksiyon-drama türünde saygı duyulan nadide örneklerden. Kimliği belirsiz –hatta o kadar belirsiz ki ismini film boyunca duymuyoruz- bir araba yarışçısı/dublör oyuncu/tamirci adamın bir yandan âşık olduğu kadının mutluluğu için kadının kocasının pis işlerine ortak olması, diğer yandan yaptığı her şey için pişmanlık duyması ve vicdanını rahatlatmasını izlediğimiz Drive’ın göklere çıkarılacak bir yanı yok gibi

Hayatını aksiyon filmlerine adamış insanlarca övgülere boğulan bir açılış sahnesinin ardından yer yer heyecanın arttığı filmde dikkat çeken ilk şey, yönetmenin açılış sekansında kullandığı renkler, fon ve müzik oluyor. 80’ler sonu ve 90’larda Los Angeles’ta geçen –ki filmimiz de bu şehirde geçiyor- polisiye ve aile filmlerini andıran bu üç öğeden müzik, film boyunca aynı hisleri yaşatmaya devam ediyor. Cliff Martinez’in parmaklarından dinlediğimiz besteler herhalde filmin en güzel yanı. Öte yandan Refn’in özenle seçtiği renkler ve kameraların açıları da filmin olumlu taraflarından diğerleri.

Poker face performanslar arasında son dönemlerin belki de en vasatlar örneklerinden birini sergileyen Ryan Gosling’ten oyunculuğa dair gördüğüm tek şey bar sahnesindeki çıkışı oldu. (Bu sahnede yönetmenin yaptığı çekimle yine geçmiş LA filmlerine bir gönderme yaptığı da gözümden kaçmadı.) Öte yandan Albert Brooks ve Carey Mulligan’ın performansları, Gosling’inkine kıyasla çok daha başarılı. Eleştirmenlerce pek beğenilen Gosling ve Brooks, meslektaşları tarafından o kadar beğenilmemiş olsa gerek ki Oyuncular Birliği Ödülleri’nden (SAG) adaylık elde edemedi. Bu da her iki oyuncunun Drive filmindeki performansları ile Akademi tarafından görmezden gelineceklerini açıkça gösteriliyor –ki şahsi kanaatimce oldukça yerinde bir karar olur.

Bazı zamanlar artan aksiyonu bazı zamanlar gereksiz yere düşüren, haliyle seyirciyi film dahilinde tutmayı pek de başaramayan Drive, aksiyon filmi severler için sanatsal filmlere yönelmek adına iyi bir seçim olabilir. Amerikanların iki on yıl öncesine duydukları –duyacakları- saygı gereği senaryosu kayda alınacak olan Drive’ın yedinci sanata kattığı şeyler tartışmaya açık; zira benim için film boyunca vasat üstü değerlendirebileceğim iki şey filmin müzikleri ve Albert Brooks’un kendisi oldu. Müzik konusunda Oscar yarışından men edilen filmin şansını Brooks ile arayacağını ön görmek zor değil lakin o konuda da şartlargereği üzüleceğini söylemekte fayda var. Son olarak filmin en etkileyici sahnesinin soyunma odasında geçtiğini düşündüğümü söyleyip, Drive’ı izlemezseniz 2011 sineması hakkında bir kaybınız olmayacağını belirtmek isterim. Açıkçası ileride biri çıkıp da “2011’e dair ne hatırlıyorsun?” minvalinde bir soru sorarsa, şıklarımın arasında Drive seçeneğinin bulunacağından şüpheliyim.

Diğer yazıları Burak Hazine

5 Olası Oscar Sürprizi

Akademi üyelerinin üşengeçliklerinden midir bilinmez, son yıllarda Oscar ödüllerinin kazananlarının ödül sezonu...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir