Jodaeiye Nader az Simin (A Separation – 2011) Bir Ayrılık

Ağlayan çocuklara dayanamıyorum –ağlayan insanlara dayanamıyorum. Üzüntüsünden değil de, kendini ifade edemediği için gözyaşı dökenlere bakamıyorum. Onları duymak ve görmek istemiyorum. Çünkü bu bana acı veriyor. Çaresizlik bana acı veriyor, insanların dinlenmediği bir dünyada yaşamak bana acı veriyor. En kötüsü de toplumsal kurallar acı veriyor. Belli normlar çerçevesinde yaşayan milyonlarca insanı bir tutan, herkesi aynı kodlarla yazılmış birer bilgisayar programı olarak gören genel ahlak anlayışı ve ona göre oluşturulmaya çalışan toplumsal kanunlar bana doğru gelmiyor.

Genel ahlak. Üst mercilerce toplumun “geneline” mal edilmiş soyut bir yasa niteliğinde bir tamlama. Ahlak nedir? Bireysel midir yoksa daha genele uydurulabilir mi? Genele yayılacak bir terim ise eğer bu durumda etik nedir? Elbette bunu tartışacak değilim bu yazıda. Diyeceğim o ki, İran’da bu iki tabir ürkütücü derecede yanlış anlaşılmış durumda.

Bir kadın ve bir erkek düşünün. Bu çift, var olabilecek en baskıcı, en faydacı, en yasaklayıcı rejime tabi tutuluyor. Sizin sahip olduğunuz hakların 10’da 1’i bile onlarda yok. Boşanmak istiyorlar fakat yasalar buna izin vermiyor çünkü kadının boşanma gerekçesini uygun görmüyor. Bir yanda çocuğunu daha özgür ve olanakların daha geniş olduğu diyarlarda yetiştirmeye çalışan bir anne, diğer yanda Alzheimer hastası babasının yanında kalmak uğruna karısı ve kızına sırtına dönmüş bir baba. Nader ve Simin’in hikâyesine hoş geldiniz.

Etkileyici bir boşanma denemesi sahnesiyle açılan Jodaeiye Nader az Simin, bu ilk dakikadaki karmaşasından filme dair pek çok şeyi belli etti. Filmin geneline yayılan anlaşmazlık, ayrılıklar; fikir ayrılıkları, inanç ayrılıkları, cinsiyet ayrılıkları ve yalanların birer özeti niteliğindeki bu ilk dakika, izleyiciyi sonraki 2 saate hazırlayan başarılı bir prolog olarak düzenlenmiş.

Simin’in yurtdışına çıkmayı istemesi ve Nader’in bunu reddetmesi üzerine Simin, annesinin yanına taşınır. Kendisi işteyken hasta babasına bakmak için bir bakıcı arayan Nader, bulduğu bir kadına güvenip işi verir. Bir gün eve erkenden geldiğinde babasını yatağa bağlanmış şekilde bulan Nader, bakıcı kadını evden kovarken şiddete maruz bırakır. Aynı gün Nader, bakıcı kadının karnındaki bebeği öldürmekle suçlanır.

Simin: Senin onun oğlu olduğunu bilmiyor bile.

Nader: Ben onun, benim babam olduğunu biliyorum.

Bu şekilde başlayan hikâyesiyle Jodaeiye Nader az Simin, dürüstlük oyunu oynayan ve mumu yatsıya kadar yanan ebeveynler üzerine kurulmuş. Öyküsünün kurgusu oldukça güçlü olan film her şeyiyle, bana iki sene önce Arjantin yapımı Oscar ödüllü The Secret in Their Eyes’ı hatırlattı: Güçlü performanslar, gerçeğin aydınlatılması üzerine verilen uğraşlar, yalanlarla dolu hayatlar ve şaşırtıcı sonlar. İki filmin de genel öğelerine baktığımızda birbirine yakın noktalar görmek zor değil. Hatta o kadar ki iki filmde de olay bakışlarda bitiyor.

Hasta babasına olan sevgisi bir nevi vefa gösterisi olan Nader’in soğukkanlı yalanlarının olayları işin aslına götürmesi en basitinden öfke kontrolünün nelere yol açabileceğinin en güzel göstergesi. Diğer yanda kendine hiçbir şekilde engel olamayan Hodjat’ın psikopat tavırlarının sonucunda da zararlı çıkanın yine kendisi olması, bu iddiayı destekler güçte. Filmde yaşanan her şeyin sorumlusu olan Razieh’nin korkularından doğan yalanları ve sonrasında gelen pişmanlıkları, Allah korkusu ve içindeki saflık kendisi hakkında hissedilebilecek duyguların karmaşıklaşmasına sebep oluyor. Böylesi çok renkli bir karakteri yansıtmayı başaran Sareh Bayat büyük bir alkışı hak ediyor.

Hodjat: Benim sorunum onlar gibi konuşamıyor olmam. Kontrolümü çabuk kaybediyorum.

Yetişkinlerin sorunlu evreninden uzakta iki küçük çocuğun dünyasına da zaman zaman giren Jodaeiye Nader az Simin, çok şey bildiğini sanan ebeveynlerin iğrenç yaşantılarından uzak saf düşüncelerle bezeli dünyaların doğruya ne kadar yakın olduğunu gözler önüne seriyor. Bu ebeveynlerin yaptıkları her şeyin sonucunun küçücük varlıklara dokunması ise insanoğlunun bencilliğinin geldiği noktayı bir kez daha izleyiciye kanıtlıyor. Termeh’ye daha o yaşında aklının alamayacağı kararlar verdiren zihniyetin film boyunca yaptıklarını görünce aslında çok da şaşırmıyorsunuz. Jenerasyonlar kendi dünyalarını yaşıyor Jodaeiye Nader az Simin’de: yaşlılar konuşamıyor, çocuklar önemsenmiyor ve yetişkinler bencillikler havuzunda kendilerini serin sularda sanmakla meşgul.

Yanlış anlaşılmalar, hakikatten ayrı görüşler ve medeniyetin uzağındaki diyarlarda yaşama çabasını anlatan Jodaeiye Nader az Simin, hiç şüphesiz senenin en çarpıcı filmlerinden. Uluslar arası Berlin Film Festivali’nde en iyi film dâhil 5 ödül toplayan yapım, aday olduğu her ödülü kazanmak konusunda ısrarcı desek yeridir. Oscar’ın da en güçlü adayı olarak gösterilen Jodaeiye Nader az Simin, uzaklarda değil, çok yakınımızdan, İran’dan bir ailenin dramını bizlere sunuyor. Film yaptığı bu iki saatlik sunumda insanoğlunun ne kadar yozlaştığını ve düşebileceği en alt seviyeyi göstermekle kalmıyor, toplumsal ahlak kavramı hakkında durup bir düşünmemizi istiyor. Yönetmen Asghar Farhadi’nin bu etkileyici anlatımını, dünya sinemasının 2011 yılındaki parlayan yıldızı olarak göstermemek için hiçbir sebep yok. 2 sene önceki gibi milliyetçi davranması muhtemel bir Akademi karşısında şans dilediğim filmin, muhteşem senaryosunun da Oscar yarışında şansı olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Bir ayrılık kararının nelere yol açabileceğini ve insanı ne hallere getirebileceğini merak ediyorsanız, Jodaeiye Nader az Simin sizi dayak yemişçesine etkileyecek bir yapım -üstelik kendisi yabancı olmadığınız, içinde yaşadığınız bir toplum ve kurallarla çevrelenmiş, bir takım gerçekleri iki kez düşünmenize yol açabilecek cinsten bir şaheser.

Diğer yazıları Burak Hazine

Kapı Bir Komşu: Komşu Sinemalar İstanbul Modern’de

İstanbul Modern Sinema, 24 Nisan- 11 Mayıs tarihleri arasında Sinema Sponsoru D-Smart’ın...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir