Moneyball (2011) Kazanma Sanatı

En iyi takımı kurmak en pahalı oyuncuları satın almaktan mı geçer? En skorer oyuncuyu ya da en popüler oyuncuyu takımınıza kazandırmak, şampiyon olmanız için yeterli midir? Billy Beane, Peter Brand’in sayesinde bu soruları olumsuz yanıtladı ve iddiaların aksini kanıtladı.

Sinemada pek çok hırs öyküsü izlemişsinizdir. Her birinde başarısızlıktan zafere doğru giden bir yol anlatılır. Karakterler en iyi olmak için çok çalışır ve en sonunda istediklerine kavuşurlar. 2005 yılında Capote gibi bir şaheser ile Oscar’a aday gösterilen Bennett Miller ise bilindik öykülerden daha farklı ilerleyen; mantığa ve sistematiğe dayalı bir öykü sunuyor biz seyircilere: Moneyball.

Geçtiğimiz sene The Social Network’ü sinemaya uyarlama başarısından ötürü Oscar heykelciği ile onurlandırılan Aaron Sorkin ve Schindler’s List ile bundan 17 sene önce o heykelciğe çoktan ulaşmış olan Steven Zaillian’ın ellerinden çıkan muhteşem senaryosuyla Moneyball, hırsın yanında zekanın ve mantığın da işlediği harikulade bir başarı öyküsü.

Oakland A’in başında bulunan Billy Beane (Brad Pitt), sezonun son maçında rakibine yenilerek şampiyon olmayı kaçırmıştır. Kısıtlı bütçesi ile yeni bir takım kurma girişimlerinde bulunduğu sırada rakip takımlardan birinde asistanlık yapan Peter Brand (Jonah Hill) ile tanışır. Takımın geleceğini şekillendirecek bu tanışma, Beane’in tamamen istatistik ve mantık üzerine kurulu bir fikir yapısıyla yeni bir takım kurmasına sebep olur. Eski, deforme olmuş ve popülerliğini kaybetmiş oyuncularla kurulan yeni takım, başlarda mağlubiyet üstüne mağlubiyet alsa da zafer tabii ki kaçınılmaz olur. Beysbol tarihinin art arda zafer tatma rekorunu kıran takım için artık hiçbir engel yoktur.

3 yıl sonra, 50 yaşında, sinemayı bırakacağını açıklayan Brad Pitt için yine sinemasal açıdan dolu bir yıl oldu 2011. Terrence Malick’in The Tree of Life’ında sergilediği başarılı ve zor performansının ardından Moneyball gibi güçlü bir filmde, yakın beysbol tarihinin önemli figürlerinden birini canlandırmak zorunda kalan Pitt, bu iki yükün de altından alnının akıyla çıkmayı başardı. Moneyball’daki performansı ile 2011’e dair şu ana kadar gördüğüm filmlerdeki başrol aktörlerine kıyasla senenin en iyi performansını sergileyen oyuncu, daha önce yaptığı –daha doğrusu beceremediği- her işinin olumsuzluklarını bir kenara attıracak kadar iyi bir iş yapmış. Kariyerine baktığımda pek parlak bir oyuncu olarak görmediğim Brad Pitt, The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford’dan bu yana kusursuz olan ilk performansını izleyiciye sunuyor.

Yönetmen Miller ile Capote’ta çalışan Philip Seymour Hoffman, her zamanki gibi işini ustalıkla yapıyor. Başarılı oyuncunun gittikçe yaşlandığını gösteren film, aynı şeyi Pitt için de kanıtlayarak aslında sevenleri üzüyor. (Gülüşmeler) Öte yandan daha önceleri çeşitli filmlerde küçük rollerde yer alan ve animasyon seslendiriciliği yapmış olan Jonah Hill, oyunculuk konusunda dolu dolu geçen bir yılın parlayan isimlerinden biri haline geldi. Oyuncular Birliği (SAG) tarafından Moneyball’daki ilgi çekici performansı görmezden gelinmeyen Hill’in Oscar adayı olma ihtimali de bir hayli yüksek.

Daha önce de belirttiğim gibi iki usta senaristin elinden çıkan kusursuz bir senaryoya sahip olan Moneyball’un ağır temposuna rağmen güçlü diyalogları ve sonraki sahneleri merak ettiren öykü planlaması sayesinde seyirci filmden hiçbir şekilde kopmuyor. Böylesi güçlü bir senaryo ve oyuncu kadrosuna, tam da filme uygun bir teknik ekip eşlik ediyor. Geçtiğimiz sene Inception’daki işleriyle en iyi görüntü yönetimi kategorisinde Oscar’a layık görülen Wally Pfister, bu sene yine aynı kategoride, Moneyball ile oldukça iddialı geliyor. Kurgusu da takdire şayan bir şekilde düzenlenmiş filmin sekans ve planları arasında hiçbir zaman kopukluk göremiyorsunuz –zira görseniz aynı onlar gibi siz de filmden koparsınız. Yönetmen Bennett Millet ile daha önce de çalışan Mychael Danna’nın güçlü piyano vuruşları ve Lenka’nın pek sevimli The Show isimli şarkısı ile de filmin başarılı sayılması için gerekli her şey tamamlanmış oluyor.

Brad Pitt’e uzun süredir beklediği Oscar heykelciğini getirmesine –şimdilik- kesin gözüyle baktığım Moneyball, benzerlerinden çok farklı bir zafer öyküsü. Hiçbir şekilde sıkılmayacağınız, farklılığı ve kalitesiyle öne çıkan bu yapım hiç şüphesiz senenin en güçlü ve unutulmayacak filmlerinden. Yapamayacağınızı düşündüğünüz şeylerden sıkıldıysanız sizi mantığın gücüne alalım…

Diğer yazıları Burak Hazine

Ilo Ilo: Uzakdoğu’nun Sıradan Yaşamları

Cannes Film Festivali’nde Altın Kamera Ödülü’nü kazandıktan sonra Singapur adına yabancı dilde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir