Pina (2011)

Yeni Alman sinemasının belki de en ünlü siması, dünya sinemasına yaptığı katkılarla yön vermiş Avrupa Film Akademisi başkanı ve bu sene ikinci Oscar adaylığını kazanan Wim Wenders’ın kadim dostu Pina Bausch anısına yarattığı Pina, ülkemizde geçtiğimiz nisan ayında vizyona girmişti. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen film gerek Türk seyircisinden, gerekse dünyanın dört bir yanındaki sinemaseverlerden olumlu eleştiriler aldığı halde ben o dönemde izleme fırsatı yakalayamamıştım. En sonunda kendime ve Pina’ya vakit ayırıp Wenders’ın –daha doğrusu Bausch’un- bu görsel ve işitsel şovuna tanık oldum.

Yaptığı sayısız film ile on yıllardır dünya sinemasının saygıdeğer yönetmenlerinden biri haline gelmiş Wim Wenders’ın bu son eseri, aynı yönetmenin kendi gibi yine tüm dünyaca tanınan bir dansçı ve koreograf Pina Bausch’a adanıyor. Çekimlerine Bausch’un ölümü öncesinde başlanan fakat üzücü olay sonrası durdurulmayan filmde seyircinin hem gözüne hem de kulağına hitap eden bir şölen izliyoruz. Rus besteci Igor Stravinsky’nin Bahar Ayini isimli bestesi ile başlayan film Bausch’un Cafe Müller, Vollmond, Kontaktof, Sacre du Printemps gibi eserlerinden çeşitli kesitlerle ilerliyor. Yine ünlü dansçının kurduğu Alman Tanztheater Wuppertal’ın dansçılarının performanslarını izlerken arada bu dansçıların –ki kendileri modern dansın üstatlarından kabul edilir- Bausch hakkındaki fikirlerini, onların Bausch tanımlarını dinliyoruz. Sadece dans tiyatrosunda değil, dış mekanlarda da çekimleri yapılan Pina’nın  bu yönü de takdir edilesi biçimde filmin atmosferine uzak kalmamış. Bausch’un içinde bulunduğu garip duygulanıma tanık olurken kulaklarımızı huzura erdiren müzikler ise çeşitli müzisyenlerin ellerinden çıkma başarılı işlerinden oluşuyor. Filmin soundtrack albümü de en az film kadar ilgi çekmişti, bunu da belirtmiş olalım.

Vakti zamanında kanatları altına İstanbul’u da almış, modern dansın kraliçesi Pina Bausch için yakılmış bir ağıt, onun anısını sonsuza dek yaşatacak bir sanat eseri Pina. Bausch hakkında dahasını da bilmek isteyeceğiniz –şahsen bende böyle bir reaksiyon gerçekleşti-, pek çok konuda ufkunuzu genişletecek bir eser var karşınızda. Keşke üç boyutlu izleme şansım olsaymış dedim filmi izledikten sonra ama artık çok geç. En azından biraz geç de olsa izleyenler ve kokuyu alanlar kervanına katıldım, darısı diğerlerinin başına.

Son söz: Pina, 84. Akademi Ödülleri’nde Almanya adına yabancı dilde en iyi film ve en iyi belgesel kategorilerinde aday adayı oldu. İlkinde adaylık elde edemeyen yapım şu an için en iyi belgesel kategorisinin en güçlü adaylarından biri olarak kabul ediliyor. Henüz diğer aday filmleri izlemedim lakin Akademi’nin Bausch’u ve zamanında Bueno Vista Social Club ile elinin tersiyle ittiği Wim Wenders’ı onurlandırması beni fazlasıyla mutlu edecektir. Gerçi bırakın Oscar’a aday olmasını, altınb heykelciği kucaklayacağına kesin gözüyle bakılan Project Nim’in aday olamadığı bir törende sonucun ne olacağını tahmin etmek hiç de kolay değil. Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

Diğer yazıları Burak Hazine

Satellite Ödülleri

Uluslararası Basın Akademisi tarafından dağıtılan, her sene gerek aday seçimleri gerekse ödüllendirdikleri...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir