The Ides of March (2011) Zirveye Giden Yol

Oscar ödüllü oyuncu, senarist, yapımcı ve yönetmen George Clooney’nin ciddi anlamda ikinci kez sinema adına direktif verdiği filmi The Ides of March, profesyonel oyuncuları ve iddialı öyküsüyle geçtiğimiz haftalarda ülkemizde vizyon şansı yakalamış filmlerden biri. Başrollerinde Ryan Gosling, George Clooney, Paul Giamatti ve Philip Seymour Hoffman’ın oynadığı filmde, Amerika Birleşik Devletleri başkanlık seçimleri için yarışan bir adayın ve yardımcılarının sansasyon hikayesine tanık oluyoruz.

Vali Mike Morris (George Clooney), henüz ön seçimlerde cumhuriyetçilere karşı üstünlük yaratmak adına güçlü bir eyalet olan Ohio’nun desteğini almaya çalışmaktadır. Baş danışmanı Paul (Philip Seymour Hoffman) ve basın danışmanı Stephen’ın (Ryan Gosling) desteği ile rakiplerinden öne çıkmakta ısrarcı olan demokratlar, bir süre sonra parti içi ve partiler arası gelişen çeşitli yanlış anlaşılmalar, asparagaslar, suçlar ve ihanetlerle bölünmeye başlar. Bu işten karlı çıkacak olan ise elinde en büyük kozu barındıran olacaktır.

Benzeri pek çok politik filme rağmen sıkıcı olmayan senaryosu ve gerilim dolu öykü akışı ile söz konusu türü sevmeyen herkese kendini izlettirebilecek olan The Ides of March, George Clooney’nin oyunculuktaki başarısının yanında yazar ve yönetmen olarak nasıl parlak olduğunun alelade bir kanıtı. Heyecanın eksik olmadığı, sonucu tahmin etmekte biraz da olsa zorlandığınız filmin öyküsü, güzel kurgulanmış bir uyarlama. Beau Willimon’ın Farragut North isimli oyunundan beyazperdeye aktarılan film, oyunu izleme şansı elde edemeyen biz Türk seyirciler için pek bir şey kaybetmediğimizin göstergesi sanırım.

Oyunculuğunu ve film seçiminde verdiği kararları beğenmediğim Ryan Gosling’e ilk kez kanımın ısındığını belirtmek istiyorum. Kendisi, ondan hiç beklemeyeceğim şekilde samimi ve profesyonel bir iş çıkarmış. Bu sene adından daha çok Drive ile söz ettiren Gosling’in gerçek anlamda oynadığı bir film ile hatırlanmasını yeğlerdim. Öte yandan Gosling’in yanlarında yeni yetme kaldığı Clooney, Hoffman ve Giamatti için ortaya ne kadar övgü sersem az. Başta Hoffman olmak üzere filmdeki tüm kadro birbirinden inandırıcı ve içten; haliyle kaliteli performanslar sergilemiş. Eğer bu sene birileri cidden bir erkeği ödüle boğacaksa sanırım yapması gereken şey, bu filmdeki dört erkeği birden onurlandırmak olmalı zira erkeklerin domine ettiği fakat performansların bu kadar tatmin edici olduğu pek az film izledik bu sene.

Clooney’nin 2 Oscar adayı senarist ile kafa kafaya vererek oluşturduğu harikulade öyküden her ne kadar bahsetsem de, bu öğenin filmin en çok sevdiğim yönlerinden biri olduğunu belirtmek isterim. Son zamanlarda izlediğim her filmde parmağı bulunan muhteşem yetenek Alexandre Desplat’nın vuruşları eşliğinde geçirdiğimiz 100 dakikanın akıcı ve bağlayıcı özellikleri The Ides of March’ı değerli yapıyor.  Oscar ödüllü editör Stephen Mirrione’nin, filmin bu iki önemli özelliğini kazanmasında en büyük katkıyı sağladığını da unutmamak gerek.

Hollywood’a sahip olması ve geçmişte yaşadıkları sansasyonlar nedeniyle başkanlık seçimleri pek çok filme konu olmuş ABD’nin politikası hakkında izlemekten sıkıldığınız filmlerden çok daha farklı, çok daha özgün ve çok daha özgür bir film var karşınızda. Eğer fantastik canavarlardan ya da koşuşturma eşliğinde duyduğunuz silah seslerinden sıkıldıysanız, elinizin altında olgun bir seçim olarak duruyor The Ides of March.

Diğer yazıları Burak Hazine

Copie Conforme (2010) Aslı Gibidir

Sinemaya olan merakım –biraz da yaşım gereği- uzun bir geçmişe dayanmıyor. Bu...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir