The Iron Lady (2011) Demir Leydi

Uzak bir galakside, çok farklı bir dünyada bir oyuncu düşünün. İcra ettiği mesleğin en prestijli ödülüne tam 16 kez aday gösterilerek ilgili rekoru elinde tutan ve bu ödüllerden elinde 2 tane barındıran, prestijin yanında o galakside dağıtılan en popüler ödüllere 26 kez aday olup 7’sini kazanan bir oyuncu bu. Tamam yahu, o kadar uzağa gitmenize gerek yok. İçimizden biri kendisi. Tahmin edemeyen var mı? Varsa derhal bu sayfayı kapatsın.

Pek çok insan, hatta sinemaya değer veren (muhtemelen) herkese göre yaşayan en büyük oyuncu –bakın aktris demiyorum, oyuncu diyorum- kabul edilen Meryl Streep hiç şüphesiz yaptığı her işle kendine duyulan saygıyı kat be kat arttırıyor. Yaptığı her işi layığıyla yapan, büründüğü her role gerçekten de öte hayat veren Streep için söyleyeceklerimden kısa bir roman oluşturabilirim lakin bu yazıda odaklanmamız gereken şey, usta oyuncunun son filmi The Iron Lady ve Streep’in performansı.

Mamma Mia! İle adını bir hayli duyurmayı başaran yönetmen Phyllida Lloyd, ABBA’nın şarkıyla dans ettirdiği ve bizi muhteşem sesiyle tanıştırdığı Meryl Streep’i ikinci kez yanına alarak yakın çağ dünya siyaset tarihinin en çok konuşulan kadın politikacısı Margaret Thatcher’ın hayatını beyazperdeye aktardı. Soğuk savaş döneminde Birleşik Krallık’ın başına gelerek ülkeyi gerek sarsacak, gerekse görünürde huzura erdirecek değişiklikleriyle yönetmeyi başaran ve Demir Leydi lakabıyla anılan Thatcher’ın huysuz, asi ve istikrarlı karakterini sinemaya aktarma fikrini ilk duyduğumda heyecanlanmıştım. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin eski başkanlarının asparagasları, çalkantılı yaşamları ve politikalarını konu alan onca çöp filmin ardından bir Avrupa filmi, üstelik bir kadını odağa alan bir Avrupa filmi gelecekti. Her ne kadar Lloyd’un bunun altından kalkabileceğini başlarda düşünmesem de Thatcher’ı canlandıracak ismin Meryl Streep olacağını duyduğumda fikirlerim değişmişti. Ama fikirler değişir, değişmeye de devam ediyor.

Eleştirmenlerce vasat altı kabul edilen, hatta bazılarınca yerden yere vurulan bir film oldu The Iron Lady. Thatcher’ın siyasi kimliğini doğru yansıtmadığı, gerçek dışı olayları senaryoda barındırdığı ve sinemasal bir takım özellikleri ile izleyenlerden ve eleştirmenlerden beklediği tepkiyi göremeyen The Iron Lady, olumsuz her yanı bir kenara bırakılarak sadece Meryl Streep’i izleyecekler için oldukça ideal bir film. Olayları olduğu gibi anlatmaması ile filmi yerden yere vurmayı ben de isterdim ama ne yazıyı o kadar uzun tutmanın, ne de boş bilgilerle sizin kafanızı doldurmanın anlamı var. Bu yönüyle büyük bir hezeyan olan filmin teknik ve beşeri anlamda olumlu yönleri mevcut.

Senenin öne çıkan kadın oyuncuları belli aslında: Streep’in yanında Tilda Swinton (We Need to Talk About Kevin), Michelle Williams (My Week With Marilyn), Viola Davis (The Help), Glenn Close (Albert Nobbs), Jessica Chastain (The Tree of Life, The Help ve dahası)… Her ne kadar Williams ve Close’un performanslarına henüz tanık olmasam da 2011 yapımı izlediğim işler arasında Swinton’ın yeri ayrıydı bende. Kevin’ın sene içindeki favori filmlerinden biri olmasından mütevellit Swinton’ın performansını da listemin en üst sırasına rahatlıkla koyuyordum. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü yukarıda da belirttiğim gibi fikirler değişir. Meryl Streep’in The Iron Lady’de yarattığı şey, bu sene hiçbir oyuncuda görmediğim bir parıltı. Aslında kraliçenin bir işi için parıltı demek ne kadar doğru olur bilinmez. Üstelik bu söylemimi kendisine olan hayranlığımdan öte tamamen nesnel bir şekilde söylüyorum; filmi görmeniz durumunda bana katılacağınıza zerre kadar şüphem yok zira. Tahmin ettiğimden de öte, çok başarılı bir şekilde hayat vermiş Thatcher’a Streep. Senaryo ve yönetmenin kısıtlamalarından doğan iyimserliğin sonucunda her ne kadar karakterini doğru yansıtamasa da bu onun oyunculuk kabiliyetinden değil elbette. Bu sebepten ötürü Streep’in performansını değerlendirirken karakterin gerçekliğinden ziyade oyuncunun çizilen bir insana nasıl hayat verdiğiyle değerlendirme yapılması gerekiyor. Pek çok topluluk ve sinemasever de bu şekilde düşünmüş olacak ki her biri filmi yerden yere vururken Streep’in performansını göklere çıkarıyor.

Filmde Streep dışında oyunculuğu ile beğenimi kazanan iki isim daha var, ikisi de Thatcher’ın eşi Denis’i canlandırıyor: Biri Oscar ödüllü oyuncu Jim Broadbent, diğeri ise karakterin gençliğini canlandıran Harry Lloyd. Streep’in işi karşısında bu iki oyuncu biraz geri planda kalsa da filmi bir bütün olarak ele aldığınızda olumlu yanlarından biri olduğunu hemen anlayacaksınız. Oyunculukların yanında Streep’e yapılan makyajın da hakkını vermek gerek –ki film, bu konuda Oscar yarışını önde götürüyor diyebilirim. Ortanın üstü müzikleri ve çoğu zaman başarılı diyalogları da The Iron Lady’nin göze çarpan diğer pozitif tarafları. Öte yandan senaryonun genel anlamda başarısız, kurgunun vasatın çok altında olduğunu da söylemeliyim. Planların sıralanması ve geçmişe dönüşler başarılı da olsa filmin tümüne baktığımızda kurgu sınıfta kalıyor. Görüntü yönetmeni ise birkaç sahnede göze çarpan işler yaratmış –Thatcher’ın Londra’ya vardığında arabasının camında Big Ben’i görmemiz gibi.

Yönetmen olarak sınıfta kalan Lloyd’un filmi The Iron Lady’nin, Meryl Streep’in adını kullanarak gişede beklediği başarıyı yakalayacağına şüphe yok. Viola Davis’in olduğu bir yarışta Streep, otuz yıldır hasret kaldığı üçüncü Oscar heykelciği kucaklar mı bilinmez ama emin olduğum bir şey var: The Iron Lady, Streep’in filmografisinde oyuncunun kendinden en çok şey kattığı filmlerden biri olarak tarihe geçecek. Son yıllarda Streep’in bizlere sunduğu en iyi performansının bu olduğunu düşünüyorum ama Julie and Julia faktörü de aklımı kurcalamıyor değil. Siz iyisi mi paranıza kıyın ve en yakın sinema salonuna koşun; hiçbir şey için değmese bile kraliçenin varlığı adına The Iron Lady’ye el uzatın.

Diğer yazıları Burak Hazine

Pawel Pawlikowski ile “Ida” ve Kariyeri Üzerine

Yaklaşık bir sene önce Telluride Film Festivali’nde gösterildikten sonra tüm dünyada çeşitli...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir