The Tree of Life (2011) Hayat Ağacı

Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Sabahyıldızları birlikte şarkı söylerken, Tanrı’nın oğulları sevinçle çığrışırken? (Eyüp 38:4-7)

Din, bilim ve ortalarındaki insana odaklanan, masumiyetin yıkılış öyküsünü anlatan The Tree of Life, İncil’den bir bölümle açılıyor. Eyüp. Çektiği onca sıkıntıya ve çileye rağmen Tanrı’ya asla karşı gelmeyecek bir peygamber. Ama sonunda O’na karşı gelir. Tanrı’nın cevabı basittir. “Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin?” diye başlıyor İncil’deki bölüm. Bir nevi haddini bildirmece, hakikate itmece. Eyüp barışıyordu Tanrı ile sonunda, hatasının farkına vararak, gücünün yetmeyeceğini anlayarak.

Aynı Eyüp gibi bir teste tabii tutuluyor O’Brien ailesi The Tree of Life’ta. Karşı geliyorlar ve barışıyorlar O’nunla. Aynı Eyüp gibi sıkıntılar ve çileler çekerek.

Daha sonra iki imgeyle buluşturuyor film bizi: Doğa ve inayet, yani ihsan. İlki başına buyruktur, istediğini yapar ve yaptırır. Acımasız ve kendinden emindir. Diğeri ise istediği gibi hareket etmeye çalışmaz. Kabullenir ve susar. Bu imgelerden biri babayla özdeşleşirken diğeri ise anneyi betimliyor Terrence Malick’in son filmi The Tree of Life’ta.

1960’lı yıllardan günümüze, günümüzden dünyanın var oluşuna tüm zaman kavramını ele alan The Tree of Life, Amerika Birleşik Devletleri’nde üç çocuklu bir aileyi ele alarak yönelmeyi ve yıkılmayı anlatıyor. Baba karakteri (Brad Pitt), yukarıda da belirttiğim gibi acımasız, kendi yanlışlarını çocuklarından uzak tutmaya çalışırken o çocukları yenileriyle baş başa bırakan, kendinden emin ve sevgi ile arasındaki bağı çözememiş bir birey. Tam tersine anne (Jessica Chastain) ise masumiyetin ve altta kalmışlığın simgesi. Güç dengesinin bu kadar taraflı olduğu bir ortamda yetişen 3 erkek çocuğun yaşamın gerçekleri ile tanışması da uzun sürmüyor. Ama film, en büyük çocuğa (Hunter McCracken/Sean Penn) odaklanıyor.

Hiçbir zaman O’na “Babama küstahlık yapmamam için bana yardım et.” diye dua ettiniz mi? Bir çocuğun böyle bir yakarışta bulunmasını hayal ettiniz mi? Küçücük bir çocuğun babasını kastederek “Al onu aramızdan.” diye Tanrı’ya yalvarması kadar acınası bir şey var mıdır? Sanırım. Babası.

Hayatta öğretilen iki yoldan ilki olan doğanın yoluna, aynı babası gibi adım atan bir çocuk ve tek bir kelime dahi etmeden abisinin dediği her şeye itaat eden kardeşi. Annesi gibi. İnayet yolunu seçmiş ve sonunda Tanrı’ya kavuşmuş bir çocuk. Tek sevdiği kişi ise abisi.

The Tree of Life, gidişatı belirsiz bir kurgu harikası. Yönetmen o kadar gizemli ki bir sonraki sahnede ne olacağını tahmin edemiyorsunuz. Bu noktada değinilmesi gereken ilk şey filmdeki şahane görüntü yönetmenliği. Bir sonraki sahnede kameranın neyi, ne şekilde göstereceğini merak ederken yönetmen her seferinde sizi şaşırtmayı başarıyor. Malick’in farklı açılardan birbirini tamamlayıcı karelerde süslediği ve görsel bir şölen olarak izleyiciye sunduğu film, milyarlarca yıllık bir yolculuğu ve bu yolculuğun betimlerini 130 dakikaya sığdırabilecek kadar iyi. Yansıma ve gölgeyi oldukça başarılı kullanan yönetmen, filmin üstünde durduğu imgelerden olan ışığı da somut anlamda layığıyla kullanmayı başarıyor.

Film boyunca seyirciye eşlik eden müzikler, mistisizm ve doğanın hükümranlığını anlatmak için özenle seçilmiş. İlahiler ve klasik müziğin temsilcilerinin ünlü eserleriyle birleşen Alexandre Desplat ezgileri, filmin monologlardan oluşan sahnelerinde sizi derinlere çekme işini ustalıkla yapıyor. Öte yandan doğanın ve insanın tınılarıyla harmanlanan bu ezgiler, filmin miksaj konusundaki başarısını da rahatlıkla gösteriyor.

Alelade bir bilim kurgu örneği olmasa da ilgili türdeki pek çok yapıma bu konuda ders veren The Tree of Life’ın efektleri de oldukça başarılı. Dünyanın var oluşundan, yaşamın başlangıcına; başlayan yaşamın dallanıp budaklanmasından, saflığını kaybetmesine her anda sanat ve görüntüden yardım alarak filmin içine işleyen efektler böylesi bir yapımda ne absürt duruyor, ne de gereksiz. Aksine filmi tamamlayıcı bir öğe olarak karşımıza çıkıyor.

Kısıtlı ve profesyonel oyuncu kadrosunu yönetmekte zorlanmayan Malick, bu konudaki seçimlerini de bir hayli iyi yapmış. Filmdeki en iyi performansı sergilediğini düşündüğüm Hunter McCracken, bir çocuğun kaybettiği değerlerin onda bıraktığı izleri ve kaybediş aşamasını çok güzel yansıtmış. Üstelik kendisi de o evrelerden geçiyorken. Öte yandan önünde şapka çıkarılası Jessica Chastain, filmde yıldızlaşmakla kalmıyor, dolu dolu geçirdiği bir senede yorulmaksızın birbiri ardına harika işler çıkararak rakiplerinden bir adım öne geçiyor. Şimdiye kadar yaptığı işleri pek kıymete binmemiş Brad Pitt ise beklediğimin çok daha üstünde bir performans sergilemiş.

Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ödülü ile dönen The Tree of Life, yönetmen Terrence Malick’in uzun zamandır planladığı ve seyirci tarafından beklenen bir filmiydi. Kısa olmayan aralıklarla işler yapan Malick’in kült olma yolunda ilerleyen filmi The Tree of Life, hiç şüphesiz senenin –hatta geçtiğimiz ve gelecek pek çok senenin en iddialı filmlerinden. Pek çok ödülle onurlandırılan bu filmin Oscar yarışında başta görüntü yönetmenliği olmak üzere pek çok sanatsal, teknik ve ana kategoride yarışacağını ön görmek de zor değil.

Senenin unutulmayacak filmlerinden olan The Tree of Life, çağdaş sinemanın en önemli olaylarından biri olabilecek kapasitede -pek çoğuna göre bu sıfatı çoktan elde etti bile. Yaşama; benliği ve masumiyeti kaybetmeye dair ele alınmış bir ustalık işi The Tree of Life.

Diğer yazıları Burak Hazine

Tom à la ferme Fragmanı

Yönetmen: Xavier Dolan Oyuncular: Xavier Dolan, Pierre-Yves Cardinal, Lise Roy Vizyon Tarihi: Belirsiz
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir