Transamerica (2005)

Vizyona girdiği 2005 yılında gerek senaryosu, gerek oyuncu performansı, gerekse müzikleri ile oldukça ses getirmiş bağımsız yapım Transamerica, yönetmen ve senarist Duncan Tucker’ın uzun metrajlı ilk ve tek sinema deneyimi. Cinsiyet değiştirme operasyonu geçirmekte kararlı bir travestinin, varlığından bihaber oğlunu hapisten kurtarmak için Los Angeles’tan New York’a gidişi ve hikayenin asıl kısmını kapsayan dönüş yolculuğunu anlatan film, özgün senaryosu ve güçlü diyalogları ile dikkat çekiyor.

Bree (Felicity Huffman), duygusal hazırlıklarını tamamlamış ve cinsiyet değiştirmenin son adımı olan vajinoplasti operasyonu için 1 yıldır beklediği güne yaklaşmıştır. Bir gün aldığı bir telefon ile 17 yıl önceki kız arkadaşından olduğunu düşündüğü bir oğlu ve oğlunun New York City’de hapiste olduğunu öğrenir. Psikolojik danışmanının kesin emri ile Toby’yi (Kevin Zegers) hapisten çıkarıp kendini tanıtması gerektiğine mecbur bırakılan Bree, aksi takdirde duygusal eksiklikten ötürü ameliyat iznini alamayacaktır. Toby’ye kendini tanıtmadan onu alıp Los Angeles yoluna düşen Bree, yol boyunca ikisinin arasının herhangi iki yabancıdan daha sıcak olduğunu gördükçe bir yandan sevinmekte diğer yandan da oğluna henüz gerçeği söylemediği için de suçluluk duygusu ile yaşamaktadır. Toby, Bree’nin travesti olduğunu bir şekilde öğrenir fakat bu, onun için henüz bir şey ifade etmiyordur. Yolda karşılaştıkları bir yabancı tarafından dolandırıldıktan sonra Bree’nin ailesinin evine giden ikili, asıl trajedinin başladığı ana kadar farklı deneyimler yaşar. Bir yandan annesine kendini kabullendirmeye çalışan Bree, Toby’ye de onun babası olduğunu söyleyince tamamen boşluğa düşer. Amerika’nın doğu kıyısından batı kıyılarına doğru yaptığı bu yolculuk, ona acı vermekten başka bir şey yapmamıştır.

Oldukça ince düşünülerek ele alınmış başarılı bir senaryo olan Transamerica, bir travestinin transseksüellik yolunda yaşadığı zorlukları özgün bir şekilde anlatıyor. Toplum tarafından hali hazırda dışlanmış bu bireylerin aileleri tarafından gördükleri baskıları ve yaşadıkları travmaları içtenlikle anlatan filmde, ebeveyn sıfatı taşıyan herkesin aslında içinde evladına karşı dayanamayacağı şeyler olduğu da seyirciye gösterilmeye çalışılıyor. Annesi ve oğlu tarafından reddedilen bir transseksüel bireyin, geçmişinde bağlandığı ve geleceğinde bağlanacağı iki varlık tarafından garipsenmesi ve dışlanması hissiyatını transfobi ve homofobi üzerinden anlatan bir film Transamerica. Felicity Huffman’a tek Oscar adaylığını getiren ve Altın Küre Ödülleri’nde drama dalında en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandıran filmde usta oyuncu tüm hünerlerini sergilercesine rol yapıyor. Erkek bedeninden kadın bedenine dönmüş bir bireyin geçiş evresini, bu evrede yaşadıkları zorlukları ve duygusal, fiziksel her türlü davranışını gerçek bir transseksüelmişçesine inandırıcı yansıtan Huffman, milenyumun en unutulmaz kadın oyuncu performanslarından birine imza atmış oluyor böylelikle. Ayrıca film sırasında durmaksızın seyirciye eşlik eden şarkıların sıcaklığı ile 2 saate yakın bir sürenin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.

Eğer bir gün gelir de öteki olmanın nasıl bir şey olduğunu merak ederseniz, izleyeceğiniz filmler listesinin üst sıralarında yer alacak Transamerica. Hoş, bu filmi izlemeniz için bunu merak etmenize gerek yok zira zaman zaman güldüren, zaman zaman ise hüzünlendiren bir yolculuğun hikayesi sinemayı seven herkes için kaçırılmayacak önemli bir tattır. Cinsellik ve toplumun cinselliğe bakışı üzerine farklı bir bakış sunan Transamerica ile doğudan batıya bir geçiş yapmanızda fayda var –filmin anlattıklarına onay vermeseniz de sinema tarihinin hatırı sayılır bir performansını Felicity Huffman’dan izlemek sizlere zevk verecektir.

Diğer yazıları Burak Hazine

Frances Ha (2012)

Mürekkep Balığı ve Balina, Fantastic Mr. Fox, Margot at the Wedding gibi...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir