Zenne (2011)

“Eğer bu bir peri masalı olsaydı şöyle başlardı: Çok eskiden, bir araya gelmesi imkânsız üç arkadaş vardı…”

İngiliz Independent gazetesinin “Ahmet Yıldız Türkiye’nin ilk eşcinsel namus cinayeti kurbanı mı?” manşetiyle 26 yaşındaki Ahmet Yıldız’ın sadece çoğunluktan farklı olduğu için öldürülmesini haber yapalı üç buçuk yıl oldu. Independent’ın yanında New York Times dahi bu haberi manşetten verirken Türk basınının çoğu haber mecrası olaya dair tek kelime etmezken, bahsedenler ise keşke bahsetmeselermiş dedirtecek cinsten safsatalarla haberi duyurdu. Duruşması defalarca ertelendi, defalarca olayın üstü örtbas edilmeye çalışıldı. Bir değişiklik yok.

Caner Alper ve Mehmet Binay’ın  sinema adına imza attıkları ilk yönetmenlik denemesi olan Zenne, Ahmet Yıldız’ın 2008’de kurban gittiği töre cinayetini konu alan Türk sinemasının son ilk filmi. Senaryosu Ahmet Yılmaz’ı tanıyan Caner Alper tarafından ele alınan Zenne, Türkiye’nin uzun yıllardır içinde barındırdığı (ve bu olayla birlikte dünyaya duyurduğu) birden fazla ayıbını biraz gerçek biraz kurmaca şekilde sinema seyircisinin yüzüne çarpıyor.

Daniel; Ortadoğu’nun kültürel ve ahlaki(!) değerleri hakkında pek bir şey bilmeyen Alman bir fotoğrafçı. Can; annesi tarafından desteklenen, renkli ve eşcinsel kimliğini açıkça yaşayan bir asker kaçağı. Ve Ahmet; doğulu ve muhafazakar bir ailenin korkunç bir şekilde canını aldığı masum.

Açılış sahnesi ile izleyiciyi içine çeken, yine açılış sahnesine benzer sekanslarla film boyunca bir nevi dinlenme molası sunan Zenne, Türk sinemasında daha önce hiçbir şekilde bu kadar açık ve ürkütücü olarak ele alınmamış bir senaryoyu iddialı oyunculuklar ile kendini izlettiren bir yapım. Duygusal bakış açısı bir yana filmin kendisi değerlendirildiğinde oyuncu kadrosunun oldukça iyi bir iş çıkardığını görüyoruz. Benim filmdeki şahsi favorim Can’ın annesi rolündeki Tilbe Saran’ın hayranlık bırakan performansı oldu. Oynadığı karakter gibi onurlu ve saygın duruşu ile Saran, bu performansı ile Altın Portakal Film Festivali’nden en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülüne layık görülmüştü. Yine aynı festivalde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne layık görülen Erkan Avcı’nın (Ahmet Yıldız) biraz da olaya bakış açımdan ötürü duygusal yaklaştığım performansı da şapka çıkarılacak cinsten. Daniel’ın (Giovanni Arvaneh) vasat üstü oyunculuğunda olduğu gibi bir iş çıkaran Kerem Can’ın da oynadığı karaktere bürünüş tarzı hoşuma gitti.

Ahlaki değerleri sorgulamanın yanında film hakkında da izleyicinin kafasında soru işaretleri bırakan Zenne’nin daha önce de belirttiğim yarı kurmaca yarı gerçek senaryosunda bir takım eksiklikler yok değil lakin cüretkâr ve cesur bir ilk örnekte bu gibi durumları görmezden gelebiliriz. Öte yandan Demir Demirkan ve Paolo Poti’nin yarattığı besteler, filmin en çekici yanını oluşturuyor. Herhangi bir Türk filminden ziyade Oscar için yarışan iddialı bir drama filmindekileri aratmayan cinsten bestelenen müzikler seyircinin içine işliyor ve gerek filmin içeriği gereği gerekse vermek istediği duyguları yansıtması açısından oldukça yerinde notalar barındırıyor. Başta Afganistan sekansları ve filmin arasına serpiştirilmiş çeşitli dans sahneleri olmak üzere genel anlamda hayranlık bırakan görüntü yönetiminin aksine özel efektler konusunda sınıfta kalıyor Zenne. Böyle bir filmde niçin özel efekt olsun diyenlere ise özel efektin sihir, patlama sahnesi ve garip yaratıklardan ibaret olmadığını hatırlatmam gerekiyor.

Altın Portakal Film Festivali’nden en iyi ilk film, en iyi görüntü yönetimi ve SİYAD en iyi film dahil 5 ödülle dönen Zenne; bir takım eksik yönleri olsa da içinde herhangi bir kişiye, bir düşünceye, bir yönelime, bir tercihe, bir dile ve herhangi bir şeye nefret barındıran herkesin dikkatle izlemesi gereken bir film. Toplum ahlakı denen saçmalığın, gericilerin, geride kalmışlığın göstergesi adet ve törelerin, kafada yaratılmış tanrı figürü dolayısıyla yapılan her insanlık dışı eylemin küçük bir özeti bu yapım; kendinden farklı olana duymadığın saygıdan ötürü saygı beklemenin bir gösterisi. Vereceğiniz paraya hiç acımadan izlemeniz gereken; nefret suçu barındıran herkese, sivil ya da değil her kuruma inat, masumiyet ve insanlığın kazandığı bir dünyada yaşama konusunda kafanızdakileri netleştirmeye yardımcı olacak bir yapım Zenne –ilklerin en çarpıcısı, en yıkıcısı ve en duygusalı.

“… Ama bu bir peri masalı değil. Bu, dansın ta kendisi.”

Diğer yazıları Burak Hazine

Thomas Vinterberg’den: “Far From the Madding Crowd”

İki sene önce önümüze koyduğu Mads Mikkelsen’li The Hunt ile iddialı bir...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir