Another Year (2010) Ömrümüzden Bir Sene

Usta yönetmen Mike Leigh’nin geçtiğimiz sene vizyona giren filmi Another Year, bir çiftin dört mevsim boyunca hayatına giren insanların yalnızlık hikayelerini anlatan çarpıcı bir yapım. Yönetmenin önceki filmlerinde karşımıza çıkan pek çok göndermeyle ilerlemesinin yanında Leigh’nin tarzını bir kez daha gösterdiği film birbirinden yetenekli oyuncuları bir araya getirip hayattan bir kesit sunuyor.

Tom (Jim Broadbent) ve Gerri (Ruth Sheen) evli ve mutlu bir çifttir. Ruth’un iş yerinden arkadaşı Mary (Lesley Manville) ise hayatı boyunca verdiği yanlış kararların acısını yalnızlık ile çıkarmaktadır. Filmin dört bölümünde de (ilkbahar, yaz, sonbahar ve kış) karşımıza çıkan bu üç karaktere her bir bölümde farklı karakter ekleniyor ve her birinde kazanan ile kaybedenin çatışmasına tanık oluyoruz.

Diğer filmlerinde olduğu gibi senaryoyu kendisi yazan Leigh, bir önceki eserine göre daha iç karartıcı bir iş çıkarmış. Tabiri caizse hayatın sillesini yemiş üç karakter yahut kaybedenler ile mutlu bir ailenin üç ferdini yahut kazananları bir araya getiren senaryo bazen izleyiciyi neşelendiriyor, bazense kendinizi kaybedenlerin yerine koyduğunuz için kötü hissettiriyor. Film daha çok kaybedenler üzerinden gittiği için belki de kendinizi onların yerine koyuyorsunuz. Çünkü nedense ben filmi izlerken Tom, Gerri ve oğulları Joe’dan hiçbir şey bulamadım kendime dair. Aksine Mary, Ken ve Ronnie’nin yaşa(ma)dıkları, diğerlerinin onlara karşı tutumları gibi sebeplerden olsa gerek bu üçlüde kendinizden bir şeyler buluyorsunuz. Tom ve Gerri’nin alaycı bakışları, birbirleri arasında yaptıkları gizli konuşmalar aslında bazen sizin de grup içinde ezilen tarafa yaptığınız eylemleri karşılıyor. Ya da tam tersi siz ezilen taraf olduğunuzda arkanızdan tam da bunlar konuşuluyor, yapılıyor.

Filmde en göze çarpan ve tek kelimeyle muhteşem bir performans sergileyen Lesley Manville’in karakteri Mary’ye acımaktan başka yapacağınız bir şey olmuyor çoğu zaman. Aslında bu yönden Mike Leigh’ye biraz sinirliyim çünkü çok keskin sınırlarla şu söz konusu kaybetme işini anlatmış. Yalnız doğup, yalnız büyüyüp, yalnız öleceksiniz dercesine hayatta doğru kararları vermediğimiz zamanlarda karşımıza nelerin çıkacağını çok sert bir şekilde anlatıyor. Diğer yandan Ronnie karakteri ile de aslında mutluluğun bir döneme sıkıştırılmış olabileceğinden dem vuruyor. Bu da hoşuma gitmeyen bir ayrıntı oldu aslında. Çünkü birbirinin tıpatıp aynısı olan Mary ve Ken’in bekarlıklarından ötürü yalnız ve mutsuzlukları ön plana çıktı başından beri. Belki daha başka sorunları da işin içine katabiliriz diye düşünüyor seyirci bu noktada. Ama işin içine Ronnie karakteri girince pek çok şey netleşiyor çünkü senaristin böylece mutluluk = evlilik fikrinden yola çıkarak bu öyküyü anlattığını düşünüyorsunuz. Ronnie’nin karısı ölmeden önceki hayatında nasıl olduğunu anlatmıyor Leigh, bundan dolayı da sadece ölüm sonrası yalnızlık çektiğini, haliyle kaybedenler kulübüne dahil olduğunu anlıyoruz.

Film, isminin gücünü aslında ilk sahnesinde gösteriyor. Another Year demiş Mike Leigh, Ömrümüzden Bir Sene. Yani herhangi bir zamanda yaşadığımız, herhangi bir olaylar bütünü. Her şey doğal, her şey oluruna bırakılmış. Imelda Staunton’ın hayat verdiği baştaki Janet karakteri ise bu iddiayı destekler nitelikte. Kendisini gördüğümüz zaman hikayenin bir parçası olacağını sanıyoruz ama film boyunca bir daha karşımıza çıkmıyor. O, hayatımızdan herhangi bir parça. Mutsuzluğun bir örneği. Aslında Janet, evli bir karakter. Söylediğine göre kocasıyla arasında pek bir problem de yok. Belki de Mike Leigh’nin bu karakteri yaratmadaki amacı, mutluluk = evlilik savını biraz olsun yumuşatmaktan başka bir şey değildir. Mutsuzluk ve kaybetmek başka şekillerde de olabiliyormuş dedirtmektir.

Film bir yandan da bir içki seansı gibi bir şey. Kazanan takımdan ziyade kaybedenlerin her daim ya alkol ya da sigara ile kendilerini tatmin ettiklerine tanık oluyoruz. Mary ile Ken’in ya da Mary ile Ronnie’nin bir arada oldukları sahnelerde alkol ya da sigara da bizimle. Bu yönetmenin bir göndermesi mi yoksa var olan bir olguyu çıplaklığıyla vermesi midir bilmiyorum ama yalnızların kendine arkadaş olarak seçtikleri iki şeyi filme dahil etmeseydi eksiklik olacağı kesindi. Son olarak filmin final sahnesinde karşı karşıya kaldığımız bir çift gözün vuruculuğuna dikkat çekmek gerek. İçinizde bir şey sıkışırcasına artık filmin bitmesini diliyorsunuz o gözler karşısında, o çaresizlik karşısında. Masada herkes mutlu mesut sohbet ederken Ronnie ve Mary’nin yalnızlıklarına şahit olmak, en son ise Mary’nin o vurucu bakışlarıyla baş başa kalmak beni rahatsız etti. Ve korktum, yalnız kalmaktan ve yalnız ölmekten -sizin de farklı hissedeceğinizi düşünmüyorum açıkçası.

Uzun sekanslarıyla olabildiğince gerçekçi ilerleyen film, başarılı oyunculukları başta olmak üzere güçlü senaryosu ve Gary Yershon’ın güzel besteleri ile öne çıkıyor. Gölge üzerinden karakterleri anlatan sahnede ise görüntü yönetmenine büyük sempati duyduğumu söylemeliyim. Dört ayrı mevsim üzerinden bu mevsimlerin getirdikleri ve götürdüklerini anlatan filmin kurgusu da haliyle kayda değer derecede başarılı.

Geçtiğimiz sezonun en kıymetli filmlerinden biri hiç şüphesiz Another Year. Mike Leigh’nin her filminde olduğu gibi fazlasıyla İngiliz, faylasıyla gerçekçi ve fazlasıyla içten. Durum öykülerinden sıkılmayanlar için harikulade bir seçim olabilir. Another Year’ın en iyi özgün senaryo kategorisinde Oscar adaylığı olduğunu da hatırlatalım.

Diğer yazıları Burak Hazine

Die Wand Fragmanı

Yönetmen: Julian Pölsler Oyuncular: Wolfgang M. Bauer, Ulrike Beimpold, Martina Gedeck Vizyon...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir