Attack the Block (2011) Uzaylıların Şafağı

Bu sene The Adventures of Tintin’in senaryosunda da emeği geçen isim Joe Cornish’in hem senaryosunu yazdığı hem de yönettiği İngiliz filmi Attack the Block, senenin uzaylı temalı diğer filmi Super 8 sonrasında bünyelere ilaç gibi gelecek türden başarılı bir yapım. Aslında uzaylı filmi deyince sinemaseverler önce şöyle bir durup düşünürler zira pek çoğu başarısız olur bu tür yapımların. Senaryoları artık özgün olamaz, aynı malzemeleri farklı karakterlerle tekrar ve tekrar önümüze koyduklarından beğenmeyiz –beğenmemekte de haklıyızdır.

Attack the Block ise İngiliz mizahına farklı bir yönden yaklaşan; aksiyonu bol, eğlenceli ve iyi kotarılmış bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Bir grup gencin uzaylılara karşı verdiği amansız mücadeleyi izlediğimiz filmde Hollywood’un uzaylı filmlerinde olduğu gibi karşımıza klişe olaylar ve karakterler çıkmıyor. Bir kere ortada bir kahraman yok. Sonlara doğru yaşananlardan ötürü belki bir iki karakterin ön planda olduğunu söyleyebiliriz ama okyanusun diğer tarafında yapılan filmler gibi daha ilk sahneden dünyayı kurtarmaya ant içmiş birilerini görmediğimiz için film daha samimi geldi bana.

Samimiyetten bahsetmişken, E.T. sonrasında (belki buraya Super 8’i de ekleyebiliriz pek ala) yapılmış en içten uzaylı filmlerinden biriyle karşı karşıyayız. Karakterler, diyaloglar ve yaşananlar o kadar doğal ki ne saçma sapan devlet kurumlarıyla dünyanın yok olma tehlikesi üzerine sahneler izliyoruz ne de Özgürlük Anıtı ve gökdelenlerin harabeye dönüştüğü acıklı(!) sekanslarla başbaşa kalıyoruz. Olayların merkezinde dışı sizi yakar içi beni tarzında bir serseri grubu, bir kız ve filmin en doğal iki karakterinden biri olan Brewis (diğeri ise Pest) var.

Filmde haliyle bir takım göndermeler mevcut. Siyahilerin kötü karakterlerle özdeşleştiği Hollywood sinemasında olduğu gibi aslında Attack the Block’da da baş kötü karakter siyahi ve tam bir elebaşı. Beyaz karakterleri daha sempatik, zeki ve işe yarar gösteren filmde aynı zamanda siyahi olan başkarakter Moses’ın uzaylıların, yaşadıkları bölgeyi neden istila ettiği yönündeki fikirleri ise tüyler ürpertici cinsten. Moses’a göre devlet siyahilerden kurtulmak için daha önce uyuşturucu denen şeyi dünyaya saldı, daha sonra ise silahları. O şekilde siyahilerden kurtulamayınca şimdi de bu yaratıkları üretip siyahilerin üstüne saldı. Dehşet verici, değil mi? Bir yandan mantıksız ve komik gelse de beri yandan insanı şöyle bir düşündürüyor.

Emin değilim ama son zamanlarda başta Londra olmak üzere pek çok Ada kentinde yaşanan isyanlara da bir dokundurma barındırdığına inandığım Attack the Block, İngiliz mizahını biraz korku, biraz da aksiyonla birleştirerek kayda değer bir ilk film olarak karşımıza çıkıyor. Eğer Super 8’i sevdiyseniz bu filme bayılacaksınız. İsmine aldanmayın yeter.

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar’ın Ardından: Ödüller (Bölüm 1)

Filmler açısından başta eksik kalan ama senenin sonlarına doğru bir hayli coşan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir