Insidious (2010) Ruhlar Bölgesi

Milenyumun korku ve gerilim türündeki farklı örneklerini vermeye çalışan James Wan, 2004 yılında başlattığı ve cılkı çıkan Saw serisi ile adını duyurmuştu. Aslında adını duyurma sebebi filmdeki başarısı değil, filmin kendisinin gerilim türü sevenlere oldukça özgün gelmesiydi (Hoş, tek işi korku ve gerilim filmi izlemek olan bir insanın o filmin yönetmenine ne kadar dikkat ettiği de tartışılır). 2010 yılında yaptığı Insidious’ta ise yanına kaliteli oyuncular alarak perili ev masallarına bir yenisini ekledi Wan. Ya da pardon, filmin posterinde dediği gibi, perili olan şey bu sefer ev değil.

Josh (Patrick Wilson) ve Renai (Rose Byrne) üç çocuklu ve yeni bir eve taşınmış genç bir çifttir. Küçük oğulları Dalton’ın evi keşfi sırasında merdivenden düşmesi ve ardından doktorların teşhis koyamadığı fakat koma gibi gözüken bir hale gelmesiyle başlayan hikaye aslında hiçbir şeyin düşündüğümüz gibi olmadığıyla devam ediyor. Gaipten sesler duyan ve bu dünyadan olmadığını anladığımız şeyler gören Renai, işi medyumla çözme girişiminde bulunur. Dalton’ın bu dünyadan ayrılan ruhunun geri döndürülmesi ise vakti zamanında aynı şeyleri yaşayan babası Josh’a düşer.

Korku filmlerini sevmem. Daha doğrusu yeni nesil korku filmlerini sevmem. Her biri aynı şeyi anlatıyor, aynı masal üzerinden gidiyor ve artık nedense mutlu sonlar yerine ucu fazlasıyla açık bırakılmış ve karakterlerin tabiri caizse kaybettiği sonlara sahip. Insidious da bu kervana geçtiğimiz sene katılan bir diğer film. Gelen sayısız olumlu tepki sonrasında Guillermo Del Toro’nun El orfanato’sunun ardından izlediğim ilk korku filmi olan Insidious ne yazık ki fiyaskodan öte bir şey değil –türünün pek çok örneği gibi. Milenyumun korku ve gerilim türlerindeki en iyi örneklerinden olan El orfanato gibi bir şey bekliyordum filmi başlatırken. Konu bakımından değil elbette, olgunluk bakımından. Gerçi olgun sıfatı ne kadar iyi niteliyor kafamdakileri emin değilim ama tam anlamıyla hayal kırıklığı yaşadığımı söylemeliyim. Patrick Wilson, Rose Byrne ve Barbara Hershey’in biraz vasat biraz da üstü performanslarıyla kendimi avuttuğum filmde senaryo o kadar büyük boşluklarla dolu ki neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Gerçi öyküdeki boşluklar her korku filmi için olmazsa olmazdır ama belki çok korku izlemediğimden belki de bu türün yeni örneklerine karşı bir önyargı beslediğimden Insidious’un bu boşluklar konusunda rakiplerine büyük farklar atabileceğini rahatlıkla söyleyebilirim. Filmin ilk 40 dakikasında her şey –bir korku filmi için- standartların üstünde giderken işin içine artık bir klasik haline gelen kadın medyum karakteri ve onun başlattığı ayin olayı girince yapım, olduğu noktadan dik açıyla aşağıya doğru inişe geçiyor. Ruhlarla çevrelendiğimiz bir dünya, bir iblisi iterek kurtulabildiğin bir öteki dünya, iblislerin sirk misali barınaklarının bulunduğu ve kurbanlarını zincirlemek için kullandıkları, hiçbir kuvvet uygulamadan, iki elinizin yardımıyla açabileceğiniz kelepçelere tanık olduğumuz Insidious’ın yaratıcılarının muhtemelen canları çok sıkılmış olacak ki filmin hikayesi ikinci yarıda olabilecek en kötü halini alıyor. Araya biraz komedi unsuru katmak amacıyla filme dahil edilen iki medyum yardımcısı karakter de ne yazık ki amacına ulaşamıyor. Filmin sonu ise yukarıda da belirttiğim gibi tam bir muamma. O ruh Josh’un içine ne ara, nasıl girdi kimse bilmiyor. Filmde bir ölüm olmazsa yapımcıların ölmesi konsepti gereği de ruhlarla iletişime açık tek karakteri öldürme yoluna gidiliyor en sonda.

Kısaca bir iki kayda değer oyunculuk numarası dışında neresinden tutsanız elinizde kalacak bir film Insidious. Korku türü sever insanlar olsanız dahi vaktinizi boşa harcamaya değmez. Aslında yönetmende de suç yok; para uğruna salya akıtan yapımcılar ve bu tür tuzaklara düşen sinema seyircisi olduğu sürece Insidious gibi her yıl 5-10 tane film yapılacaktır. Tanrı Del Toro’yu korusun.

Diğer yazıları Burak Hazine

40. Annie Ödülleri Adayları

Wreck-it-Ralph Bu yıl 40.’sı düzenlenen animasyon türünün Oscarları Annie Ödülleri’nin adayları açıklandı....
Devamı

1 Comment

  • Bir önceki yorumu yazan arkadaşıma kesinlikle katılmıyorum. Kesinlikle izlenmesi gereken bir korku filmi. Hatta daha da ileri gidiyorum son on yılın en iyi korku gerilim filmlerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir