La guerre est declaree (Declaration of War – 2011) Yaşam Savaşı

Hem yönetmen, hem senarist, hem de oyuncu Valérie Donzelli ve senarist-oyuncu Jérémie Elkaïm’in kendi yaşadıkları bir olaydan yola çıkarak yarattıkları La guerre est déclarée (Declaration of War – Yaşam Savaşı), bir yandan izleyiciyi üzen diğer yandan yaşamın gerçekliğine yakın anlatımındaki samimiyetiyle kendine çeken 100 dakikalık bir yaşam savaşı.

Bir anne ve çocuğunun MRI çekimi için hazırlandıkları hastane odasında başlayan film, daha sonra olayları en başından ele alacak şekilde geçmişe gidiyor. İsimleri tesadüfen Romeo (Jérémie Elkaïm) ve Juliette (Valérie Donzelli) olan iki gencin masalsı tanışıklığının ardından bir çocuk sahibi olmaları ile film devam ediyor. Bebekleri Adam’da fark ettikleri bir takım değişiklikler sonucu hastaneye başvuran çift, bebeklerinin beyninde tümör olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor. O andan itibaren hem Adam için, hem de genç çift için adeta bir yaşam savaşı başlıyor.

Gerek ismi, gerekse hikayesi bakımından La guerre est déclarée’nin acı dolu bir film olduğu kanaatine varıyor insan. Sonuçta ortada beyninde tümör olan bir bebek var, izleyicinin duygularını sömürmenin en kolay yollarından biri bu öyküyü dramatize etmek olabilir. Lakin filmin ilk sahnesinde Adam’ın 8 yaşındaki haline tanık oluyoruz, yani Adam’ın bir şekilde hayatını kaybetmediğini seyirciye en baştan söylüyor yönetmen. Filmin gidişatı boyunca Adam tedavi görürken anne ve babasının zaman zaman duygusala bağladıklarına tanık olsak da genel anlamda sosyal yaşantılarına devam ettiklerini, kendilerini eğlenceden alıkoymadıklarını görüyoruz. Bu da film genelinde bir hüzün-huzur dengesi yaratıyor. Bir yandan olan olaylara üzülürken diğer yandan aslında bunların hayatın bir gerçeği olduğunu ve asla vazgeçilmemesi gerektiğinden yaşama tutunulması gerektiğini vurguluyor yönetmen. Ama bunu yaparken de olayı daha dramatik hale getirmeden, seyirciyi yer yer güldürmeyi başararak yapıyor. Üstelik film boyunca izleyiciye eşlik eden müzikler de kalbinizin sıkıştığı anlarda size yardımcı olmak için özenle seçilmiş gibi. Kısaca film boyunca seyircinin duygularıyla fazla oyun oynamamak adına iyi bir denge yakalanmış.

Filmin iki karakter etrafında döndüğü, bu karakterlere hayat veren oyuncuların başından geçen gerçek bir olayı tekrar yaşadıkları ve yaşattıkları düşünülürse aslında oyunculukların başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Açıkçası bu konuda detaylı bir değerlendirme yapmak ya da oyunculuklar üzerinde düşünmek ne kadar doğru bilmiyorum zira dediğim gibi zaten Jérémie Elkaïm ve Valérie Donzelli’nin yaşadıkları bir olayı öyküleştirip tekrar canlandırmaları filmin kendisinin de getirdiği bir doğallık.

Bu sene Fransa adına Oscar Ödülleri’nde yabancı dilde en iyi film kategorisinde yarışan ama aday statüsü elde edemeyen La guerre est déclarée, benim gibi bu tür filmleri seven biri için senenin nadir cevherlerinden biri oldu. Aynı Romeo ve Juliette’in filmin başından sonuna kadar koşmaları gibi bir çırpıda izlediğim ve bittiği için –ne yalan söyleyeyim- üzüldüğüm filmin ülkemizde ne zaman vizyona gireceği henüz belli değil. Yazıyı filmden güzel bir sahneyle sonlandırmak istiyorum aslında. Hastanede Romeo, Juliette’e “Neden biz? Neden bizim başımıza geliyor bu?” diye soruyor ve Juliette’in cevabı yüzünüze tokat gibi çarparken ders vermekten de kaçınmıyor: “Çünkü ancak biz bunun üstesinden gelebilirdik.”

Diğer yazıları Burak Hazine

Avrupa Film Ödülleri – Kazananlar

Melancholia ve The King’s Speech, 3’er ödülle geceyi tamamladı. En çok sevindiğim...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir