My Week with Marilyn (2011) Marilyn ile Bir Hafta

Ömrü televizyon ekranına muhteşem yapımlar kazandırmakla geçen Simon Curtis’in beyazperdedeki ilk deneyimi olan My Week with Marilyn, adından da anlaşılacağı gibi bir dönem dünyayı sallamış (ve sallamaya devam eden) kadın oyuncu Marilyn Monroe’nun yaşamının bir dönemine yer veriyor. Gerçek bir öyküsü olan filmi, Monroe’nun dönemlik aşklarından birinin gözünden izlesek de, hatta filmin adı dahi o karakter üzerinden oluşturulsa da ana karakter Marilyn Monroe’dan başkası değil tabii ki. Daha yapımcı ve dağıtımcı şirketlerin logolarının yer aldığı bölümde, yani film başlamadan Weinstein ismini görüyorsunuz ekranda. Harvey Weinstein’ın yıllardır elini attığı her şeyi bol ödüllü yapımlara dönüştürdüğü, vasat filmleri yaptığı reklamlarla izlenebilir kıldığını bilmeyen yoktur. My Week with Marilyn de bu halkanın beyazperdedeki son örneğini teşkil ediyor ama çok şükür ki yalnızca oyunculukları ile öne çıkıyor.

Colin Clark (Eddie Redmayne) isimli bir gencin ailesinin istekleri dışında sinemacı olma hayallerini anlatmasıyla başlayan film, Monroe’nun (Michelle Williams) 1957 yapımı The Prince and the Showgirl isimli film için İngiltere’ye ayak basmasıyla devam ediyor. Oyuncu, yönetmen ve yapımcı Sir Laurence Olivier’le (Kenneth Branagh) birlikte çalışmalara başlayan ekip, Monroe’nun içinde bulunduğu duygusal boşluklar sayesinde huzursuz kedilere dönüşürken Clark ve dünya starı arasında da kısa süreli bir aşk yeşeriyor. O sıralarda 30 yaşında olmasına rağmen üçüncü evliliğini yapmış bir dünya starının zaten psikolojik ve ruhsal açıdan normal olmasını beklemezsiniz, değil mi? Filmdeki her şey de bunun üstüne kurulu aslında. Monroe kendinde azmi ve inancı bulamaz, o sırada karşısına saçmasapan bir şekilde üçüncü asistan Colin Clark çıkar. Clark, hiçbir şeyi farklı yapmamasına rağmen Marilyn’in gönlünü fetheder ve yıldızımızın içinde bulunduğu sorunları bir bir çözer. Eh, ilgi ve alaka ile beslenen bir oyuncu için bu kadarı yeterlidir aslında. Gerçi filmde ne Colin’in ne de Marilyn’in buna itirazı olmuyor. Colin haddini bilen ve ısrarcı olmayan bir karakter. Hali hazırda elinde bulunan Lucy (Emma Watson) ile ilgilenmeyi kesip Marilyn gibi yalnızca dıştan büyüleyici bir kadına kapıldıktan sonra kendine gelmesi de pek uzun sürmüyor Colin’in (Filmin adı doğruysa bir haftacık). Senaristler oynama yaptığı için mi bu böyle yoksa gerçekte yaşanan hikayede de erkek karakter yapması gerekeni bildiğinden olaylar bu şekilde gelişiyor bilinmez ama gidişatın o yönde olması beni memnun etti diyebilirim. Monroe’nun yaşadığı olayların aslen ilgi çekici şeyler olmadığını düşünürken Michelle Williams’ın harikulade rol kabiliyeti ile onları bile bana katlanabilir kıldığını söylemem gerek. Ama filmin unutulmaması gereken asıl ismi Kenneth Branagh olabilir. Sinirlerine hakim olmayan ama sınırlarını bilen; bağırdığı ve çılgına döndüğü her an ve karısıyla yaptığı diyaloglar sırasında gerek mimikleri gerekse gözlerindeki bakış(la bile) ne kadar başarılı bir isim olduğunu bir kez daha kanıtlıyor usta oyuncu. Çaresizliği çok başarılı canlandıran Williams’ın yanında çaresizliği çok başka bir açıdan yaşayan Branagh, performansı vasat olsaydı bile sadece geçmişinden ötürü seyirciye kendini beğendirirdi zaten. Filmin dikkate değer bir diğer oyuncusu Dominic Cooper’ın Colin karakterine bağırarak “Grow up, kid!” dediği sahnede Mamma Mia!’daki masum aşığın ne kadar hırçın ve haşmetli olabileceğine tanık oluyoruz bu 100 dakikalık serüvende. Her ne kadar ekranda göründüğü süre fazla olmasa da Judi Dench gibi bir ismi de barındırıyor My Week with Marilyn –ki Dench’in varlığı her film için bir artıdır, öyle değil mi?

Senaryosu ve teknik/yaratıcı özellikleri açısından pek de kayda değer olmayan My Week with Marilyn, vaktiniz varsa sinemaya gidip iyi oyunculuklarla süslü bir film izlemeniz için çekilmiş. Televizyon için yaptığı işlerden beyazperdeye geçişini kabul edilebilir bir yapımla süsleyen Simon Curtis’in de ileride bu sektörde daha geniş çevrelerce kabul edilebilir filmlere imza atacağını öngörmek zor değil. Marilyn Monroe’yu ve –haklı olarak- o zirvede gezinen egosunu, Michelle Williams’ın kariyerinin en iyi işlerinden biriyle izlemek istiyorsanız hiç durmayın. Monroe’nun kendi filmlerinden sıkılanlara –gerçi var mıdır onlar bilmiyorum ama- bir diğer seçenek My Week with Marilyn. Hem Williams’a hem de Branagh’e Oscar adaylıkları getiren yapım aynı zamanda en iyi film dahil 3 dalda Altın Küre’ye, en iyi İngiliz filmi dahil 6 dalda da BAFTA Ödülleri’ne aday gösterildi. Ama Hollywood Yabancı Basını’na inanmayın çünkü My Week with Marilyn bir komedi yahut müzikal film değil –ki o durum da bir Weinstein oyunundan başka bir şey değildi.

Diğer yazıları Burak Hazine

84. National Board of Review Ödülleri

Ödül sezonunun açılışını yapmasıyla bilinen fakat bu sene görevini New York’lu film...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir