Shame (2011) Utanç

2008 yılında yaptığı Hunger’da çalıştığı ekip ile tekrar bir araya gelerek yılın en ateşli filmine imza atan Steve McQueen, sinemanın henüz yeni sayılabilecek simalarından biri. Kısa süre önce yönetmen ve senarist sıfatlarıyla katıldığı yedinci sanatı ilerleteceğine emin olduğum bir sinemacı kendisi. Çıktığı sene Venedik, Toronto, Cannes gibi dünyanın en önemli film festivallerinde bol övgü ve ödüllerle dönen McQueen, yine yapacağını yaptı ve aynı Hunger’da olduğu gibi Michael Fassbender’ı koluna takıp oldukça şehvetli ve yüksek bir libidoya sahip Shame’i seyirciye sundu.

Kız kardeşi Sissy (Carey Mulligan) ile sorunları olan Brandon’ın (Michael Fassbender) yaşamını özetleyen bir kesiti izlediğimiz Shame, adından da anlaşılacağı üzere karakterlerin cinsel yaşantıları üzerinden yaşamla ve birbirleri ile verdikleri savaşı konu alıyor. Seks düşkünü diye tabir edebileceğimiz bir adamın, sorumsuz denebilecek kız kardeşinin evli olan patronuyla yatmasının ardından daha da alevlenen bu savaş sonu hiç de iyi olmayan şekilde ilerliyor. Kameranın sabitlendiği ve uzun süre aynı ortamda, karakterlerin uzun mu uzun diyaloglarına şahit olduğumuz Shame, bu yönüyle de Hunger’ı andırıyor. Sanırım McQueen’in tarzı diyebileceğimiz bir şey doğuyor, o şey de tam olarak bu.

Fassbender’ın çeşitli topluluklarca övgülere boğulan performansının vasatın çok üstünde olduğu bir gerçek. Sekse böylesine düşkün bir karakterin tabiri caizse dramını ve kendisiyle yaşadığı yüzleşmeyi seyirciye oldukça başarılı şekilde aktarmış yetenekli oyuncu. Öte yandan kız kardeş rolünde ama bir hayli geri planda kalan Carey Mulligan ise filmde neden var olduğunu anlamadığım tek kadın karakter. Bir erkeğin seks yaşamına odaklanan bir filmde pek çok kadın oyuncu olacağını tahmin ediyorsunuzdur. Mulligan, Shame’in kadrosu dahilinde o kadın oyunculardan rolü gereği en ön planda olsa da filmi izlerken Sissy karakterinin herhangi bir yan karakterden öteye geçemediğini anlıyorsunuz. Elbette Sissy’nin varlığı seyirciye Brandon’ın yaşadıklarını ve yaşaması gerekenleri aktarmak için gerekli lakin karakter sönük kalıyor bir şekilde. Belki de öyle olması gerekiyor, kim bilir. McQueen’in yahut diğer senarist Abi Morgan’ın filmi izleyenlere göstermek istediği şey budur. Aslında filmin Brandon hakkında olduğunu düşünürsek bu iddia daha da güçlü hale geliyor.

Seks sahneleri dahil oldukça durgun bir tempoda giden filmin bu özelliğinden ötürü müzikleri seyirciye bir şekilde empoze ediliyor.  Çok sevdiğim bir film olduğu halde müziklerini hiçbir şekilde hatırlamadığım Hard Candy’nin de bestelerini yapan Harry Escott’ın Shame’e ezgilerini veren müzisyen olduğunu belirtelim. Uzun diyaloglardan seks sahnelerine geçince dönüşüme uğrayan muhtemel sıkkınlığınızı alan güzel tınılar sizi filmi izlerken biraz olsun rahatlatıyor (Gerçi hoş, kadın ya da erkek bu filmi izleyen herkesin bir şekilderahatladığını söyleyebilirim).

Brandon ve Sissy’nin birbirleriyle yüzleştiği koltuktaki tartışma sahnesi de filmdeki favori dakikalarımı oluşturdu desem yalan olmaz. Fassbender’ın film boyunca gördüğümüz performansının tavan yaptığını düşündüğüm o uzun sekans muhtemelen filmin kendisinin de her açıdan tavan yaptığı sekanstı. Oyuncuları sabit bir kamerayla arka plandan görüntüleyen McQueen’e hayran kaldım diyebilirim. Brandon’ın bu koltuk tartışması sonrasında kendini sokağa atmasıyla başlayan geri ve ileri dönüşlü, en sonunda eşcinsel ilişkiden threesome’a ulaşan bir bütünle sona eren filmin bu son dakikaları izlediğim zaman çekici gelse de daha sonra düşündüğümde gereksiz uzatılmış geldi.

Eleştirmenlerin bir hayli beğendiği, gerek McQueen’in kendisine gerekse bu yıl oldukça sükse yapan Fassbender’a bolca adaylık ve ödül getiren Shame için beklentilerim bir hayli yüksekti. Hunger ile yaptığı çıkış sonrası böylesi olumlu yorumları alan bir yönetmenin harikulade bir iş çıkarmasını beklerdim. Aslında yönetmen sineması olarak doyurucu bir film Shame, ona şüphe yok. Ama genel anlamda beklentilerimi karşıladığı söylenemez. Muhtemelen bunun sebebi az önce belirttiğim üzere okuduğum değerlendirmelerin filmi oldukça şişirmiş olmasıydı. Elbette bu durum benim gözümde Shame’i kötü bir film yapmıyor. Hatta McQueen’in çıtasını oldukça yüksekte tuttuğunu ikinci kez kanıtladığı bir yapım. Konulu filmlerin dramatize edilmiş, daha profesyonel hali de diyebiliriz aslında başka bir bakış açısıyla (Gülüşmeler).

Hem Fassbender’ın mal varlığını, hem de McQueen’in akıl almaz yeteneklerini ortaya döken Shame, durum dramlarını seven her sinemasever için doyurucu bir film. Cinselliğin ve şehvetin sanatla buluştuğu, başarılı bir kurguyla sunulduğu ve sinema açısından bir hayli geçen 2011 yılının, bu özellikleri dolayısıyla tek sinemasal örneği Shame. Vizyona gidip izlediğinize değecek bir 100 dakika, McQueen’in ise x eşittir y doğrusunun ikinci noktası.

Diğer yazıları Burak Hazine

Pompeii Türkçe Altyazılı Fragmanı

Yönetmen: Paul W.S. Anderson Oyuncular: Kit Harington, Carrie-Anne Moss, Emily Browning Vizyon Tarihi: 21...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir