Shi (Poetry – 2011) Şiir

Kore sineması, verdiği örneklerle pek çok sineseverin izlemekten zevk aldığı bir fenomen. Bugüne kadar izlediğim Kore sineması örneği sayısı da çok değil. Uzakdoğu denince daha çok Japon sineması örneklerine yönelmişimdir. İzlediğim son film olan Poetry, ya da özgün ismiyle Shi, yeni diye tabir edebileceğimiz bir yönetmen olan Chang-dong Lee’nin son eseri.

60’larında bir kadının Alzheimer hastalığının başlangıç dönemlerini ele alan filmde kadının torunu ve arkadaşlarının daha sonra intihar eden bir kıza aylarca tecavüz etmesi üzerinden hikayeye bakıyoruz. Aslında filmin ilk sahnesi de bu intihar meselesi. Olaylar zamanla çözülüyor, intihar eden kızın ailesine para vererek onları susturma seviyesine kadar çirkinleşiyor. Bir yandan büyükanne Mija (Jeong-hie Yun), küçüklüğünden beri süregelen şiir yazma merakını da gidermeye çalışıyor.

Aslında senaryo biraz karışık. Bir yanda Mija’nın hastalığı, bir yanda torunu ile olan ilişkisi, bir yanda ebeveynlerin yaptıkları ve tüm filme yön veren şiir sevdası. Filmin aynı zamanda senaristliğini yapan Chang-dong Lee, yönetmen koltuğunda olduğu kadar kağıdın karşısında da başarılı bir iş çıkarıyor. Tüm bu olayları birbirine bağlarken bir yandan da seyirciye ürpertici vuruşlar yapıyor. Hataların para ile kapatılmaya çalışılması gibi sözde çocukları koruma adına atılan adımlarla Lee, hayatın çirkin yanlarını filmine yediriyor. Anne ve baba sevgisinden ve ilgisinden mahrum kalmış, yaşlı bir kadınla hayatını geçiren bir çocuğun tabiri caizse hayatı boşvermesini çok güzel anlatıyor. İnsanların mecbur kaldıkları durumlar için, dürüstlük adına hiç de istemedikleri şeyleri yapmalarını anlattığı sekansta şöyle bir silkiniyorsunuz, hayatın acımasızlığından dem vuruyorsunuz yönetmenle.

Ama tabii ki önemli nokta şu şiir olayı. Mija’nın yazmaya çalıştığı şiir, daha doğrusu en sonda duyduğumuz şey aslında tüm bu olaylar sırasında yaşadıklarının kelimelere dökülmüş hali. Şiir yazmayı hayatın acımasız taraflarıyla öğreniyor Mija. Zaten filmde şiir kursunda ders veren şairin de öğrencilerine anlattığı şey buydu. İlhamı arayamazsınız diyordu karakter, ilham siz fark etmeden gelir. Mija da pek çok kez ilham gelsin diye sessizliği ve sesi dinledi ama en sonunda bunların gereksizliğini gösterdi.

Yine de senaryoda bir takım eksikliklikler var gibi geldi bana. Mija’nın, bakıcılığını yaptığı adamın isteğini niçin gerçekleştirdiği veya adamdan para istediğinde ortada adam alehine bir şey yokken parayı bu kadar kolay nasıl alabildiği sorularının cevabını bulamadım ben. Belki de benim dikkatsizliğimdendir. Gerçi hoş, bunlar pek de önemli ayrıntılar değil.

Jeong-hie Yun’un takdir edilesi performansı, filmin en öne çıkan yanı. Kadına pek de değer vermeyen bir coğrafyada kadın odaklı bu filmi görmek beni mutlu etti açıkçası. Yönetmenin doğa tasvirleri, tabiatın renklerini yansıttığı karelerinin yanına yetenekli oyuncu o kadar çok yakışıyor ki o tabiatın bir parçası gibi duruyor.

Geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali’nde en iyi senaryo ödülünü kazanan Poetry, biraz uzun olan süresine rağmen sinemanın özünü seven bünyelere iyi gelecek bir yapım. Şahsen ben çok beğendim ve filmi izlerken sıkılmadım; aksine büyülü bir film bu. Hasta bir kadının dramını izlesek de duygularımızı sömürmek için uğraşmıyor. Tam tersi, aynı filmde olduğu gibi onca şeye rağmen yaşama tutunma isteği uyandırıyor. Hiçbir şey için geç olmadığını, hayatımızın ancak kendimizin kontrolünde şekillenebileceğini anlatıyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Asla Seyretme Şansına Erişemeyeceğimiz 10 Film

İnternet tarihi dönüm noktalarından tutun uyuyan kedi görüntülerine kadar her şeyi ölümsüz...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir