Tyrannnosaur (2011)

Oyuncu Paddy Considine’in ilk uzun metraj film yönetmenlik deneyimi olan Tyrannosaur, güçlü ile güçsüzün, şiddet gören ile şiddet gösterenin anlatıldığı senenin iddialı bağımsız yapımlarından biri. Ünlü oyuncu Peter Mullan ve küçük rollerde karşımıza çıkıp bu filmle kendi çapında devleşen Olivia Colman’ın başrollerinde oynadığı film yönetmeni Considine’e BAFTA Ödülleri’nde en iyi çıkış yapan sinemacı ödülünü de getirdi.

Film, Joseph’in (Peter Mullan) sinirlerine hakim olamayarak köpeğine attığı tekmeyle açılıyor. İlk sahne ile birlikte film hakkında büyük ipuçları elde ediyoruz aslında çünkü film de tam olarak şiddet üzerine kurulu. Eşi öldüğünden beri yaşamı bir hayli değişen Joseph’in yolu, birdenbire dindar Hannah (Olivia Colman) ile kesişiyor. Hannah, şizofren diyebileceğimiz eşinden şiddet gören ve umudu tanrıya dua etmekte bulan bir kadın. Kısaca bir yanda içinde şiddet dürtüleri olan bir erkek, diğer yandaysa o şiddete maruz kalan bir kadın var. Hannah’nın bir gün kocasına karşı çıkması ve üzerine tekrar dayak yemesi ise olayların gidişatını değiştiriyor. Ciddi anlamda sorunları olan James (Eddie Marsan – Hannah’nin kocası) de tek kelimeyle iğrenç biri. İzlediğim en gerçekçi tecavüz sahnelerinden birinin ardından Hannah, kendini Joseph’e sığınmış buluyor.

Filmin ismi, Joseph’in ölen karısına taktığı lakaptan geliyor. Joseph, filmde bu lakabın hikayesinin Jurassic Park’taki bir sahneyle alakalı olduğunu anlatıyor. Filmin anlatmak istediği şeyle ismi arasında bağlantı kurmak başta zor gelse de düşündükçe aslında vahşetin ve filmdeki köpek tasvirinin isim seçiminde yeri olduğuna kanaat getirebiliyorsunuz. Masumun ve masum olmayanın; her ikisinin de ölümle buluşmasını bu köpek tasviri üzerinden anlatıyor yönetmen.

Bir nevi inanç sorgulaması var Tyrannosaur’da. Yönetmen hiç şüphesiz dinin insana hiçbir şey katmadığını ve katmayacağını göstermeye çalışırken öte yandan tarihin gözler önüne serdiği dine dayalı şiddetin de tam tersini işliyor. Bu bağlamda bir ikilemde bırakıyor seyirciyi. Bir zaman sonra din inancı da şiddete yenilmek zorunda kalıyor. Çünkü insanın doğasında olan dürtüleridir, kafasında yarattıkları değil.

Peter Mullan’ın profesyonelliği ile Olivia Colman’ın henüz keşfettiğim yeteneği bir araya gelince ortaya oyunculuk anlamında üst düzey bir iş çıkmış. Colman, itiraf sahnesinde sizi oturduğunuz yere adeta çakarken, Mullan ise filmin sonlarına doğru karşımıza çıkan koltuktaki oturma sahnesinde sadece bakışlarıyla bir takım şeyleri kanıtlıyor.

İlginç bir öykü ve derin diyaloglara sahip bu senaryoyu yazan isim de Paddy Considine. İlk deneme için hiç de fena olmayan bir iş çıkaran Considine, durağan ilerleyen filmi son sahnelerinin çarpıcılığı ile kurtarıyor. Gerçi filmin bağımsız bir yapım olduğunu düşünürsek filmin gidişatının bu şekilde olması da normal kabul edilebilir aslında (Gülüşmeler).

Filmin afişi ise benim sene içindeki favorilerim arasına girmeyi başardı. Anlatılan ve anlatılmaya çalışılan, seyirciye sunulan pek çok şey bu afişte gösteriliyor aslında.

Bağımsız yapımların gösterildiği en büyük festival olan Sundance’ten en iyi yönetmen ve filmin başrol oyuncuları için özel jüri ödülünü kazanan Tyrannosaur, başta Olivia Colman’ın performansı olmak üzere sene içinde pek çok festival ve törenden ödüllerle ayrıldı. Bağımsız filmleri seven biri olarak İngiliz sinemasının bu seneki en saf örneklerinden Tyrannosaur’u hepinize rahatlıkla önerebilirim. Belki biraz klişe olacak ama inancın, içgüdünün, insan doğasının ve şiddetin ele alan bu filmi izledikten sonra bu son cümlede yazdığım dörtlüden kendinizde bulduğunuz en az birinin sonuçlarını düşüneceksiniz –umuyorum.

Diğer yazıları Burak Hazine

Midnight in Paris

Sayısız Oscar adaylığı ve 3 heykelciği ile Amerikan bağımsız sinemasının yaşayan en...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir