War Horse (2011) Savaş Atı

Steven Spielberg hiç şüphesiz yaşayan en büyük yönetmenlerden biri. Hatta sadece yaşayanlarla sınırlamamak gerek konumunu zira yaptığı her filmle hem sevenlerini mutlu eden hem de yedinci sanata yeni katkılar yapan bir sinemacı kendisi. Bugüne kadar altına imzasını attığı sayısız iş ve başarı sayesinde Hollywood’un ve dünya sinemasının en saygın yönetmenlerinden biri haline gelen Spielberg, kendi gibi değerli diğer meslektaşlarına yapıldığı gibi Amerikan Akademisi tarafından iyi işleriyle onurlandırılmamış bir deha. Gerek bilim kurgu yapıtları gerekse dramlarıyla her seferinde standartların üstünde olan bu sinemacı, geçtiğimiz yıl biri animasyon olmak üzere –ki kariyerinde bir ilktir bu- iki yeni filmle izleyicilerin karşısına çıktı. Çizgi roman uyarlaması The Adventures of Tintin ile bu konudaki iddiasını da kanıtlayan ve şahsen çok beğendiğim bir film çıkaran Spielberg, 2005 tarihli Munich’ten sonra yeni bir dram ile karşımızda: War Horse.

Michael Morpurgo’nun aynı isimli eserinden Nick Stafford tarafından tiyatroya uyarlanan War Horse, bir oyun olarak gösterdiği başarısı sonrasında dikkatleri üzerine çekmişti. Sahnede sergilenen oyunların elde edebileceği en büyük onur olan Tony Ödülleri’nde en iyi oyun, en iyi yönetmen, en iyi sahne tasarımı, en iyi ışık ve en iyi ses ödüllerini toplayarak oldukça büyük bir başarı elde eden War Horse, Spielberg’in bakışıyla bu sefer de beyazperdede kendine yer edindi.

Birinci Dünya Savaşı öncesinde, babasının aldığı atı (ismi Joey) ailesinin gereksinimleri gereğince eğitme görevini üstlenen Albert (Jeremy Irvine), Joey ile bir hayvanla bir insanın arasındaki herhangi bir ilişkiden daha kuvvetli bir ilişki kurar. Herkesçe bilinen ünüyle azmin ve üstünlüğün simgesi durumuna gelen Joey, savaşın başlamasıyla İngiliz ordusu tarafından satın alınır. Daha sonra pek çok kez el değiştiren(!) Joey, savaşın bitimine yakın o zamanlar İngiliz cephesinde savaşan Albert ile yeniden bir araya gelir ve hikaye mutlu sonla biter. En azından filmin üstüne kurulu olduğu konudan bahsetmek gerekirse bunları söyler bir insan. Ama genel fikirlerin aksine, War Horse seyircinin duygularını sömürmesine rağmen oldukça dolu bir film.

Spielberg’i sevmeyenler yahut War Horse’u çeşitli yönlerden başarısız bulanların haksız yere eleştirdiğini düşündüğüm War Horse’u bir hayli beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Spielberg’e duyduğum saygı ya da yönetmenin filmlerini sevmemle bir alakası yok bunun aslında; ama en önemli sebebinin duygularımın sömürülmesini sevmem olduğunu söylersem yalan söylemiş sayılmam. Tabii ki her duygusal filmi beğendiğim anlamına gelmiyor bu. Eğer filmin senaryosu başarılıysa, oyunculuklar iyiyse, teknik iyiyse, kulağa hoş gelen şeyler dahilse duygusal bir dramı sevmemem için hiçbir neden yoktur diyebilirim. War Horse’ta da eksik bir yan gördüm dersem doğru olmaz zira film, yola çıktığı amacı sonuna kadar ilerleten ve bu amaçtan ödün vermeyen bir film. Spielberg’in bu filmi çekerken insanların filmin duygu yükünden yakınacağını bildiğine eminim. Kendisi zamanında başarılı dram örnekleri vermiş bir yönetmen olarak artık modası geçmiş bu türe (savaş dramı) izleyicilerin, daha doğrusu eleştirmenlerin nasıl bakacağını tahmin edecek kadar zeki. Aslında buna cesaret de denebilir belki. Onca şeye rağmen yine de kusursuz bir anlatımla kusursuz bir öykü sunuyor Spielberg bizlere; iyi ki de sunuyor.

Tanrı John Williams’ı korusun. Sayısız Grammy ödülü, 5’i zafere dönüşmüş 47 Oscar adaylığı ile tüm zamanların en başarılı bestecisi John Williams’ın müziklerini bestelediği War Horse, daha ilk saniyesinde kulağınızda çınlayan ezgiyle kendini size sevdiriyor. Williams’ın işini bir kez daha kusursuzca yaptığının kanıtı olan bu besteler, hiç şüphesiz yılın en iyilerinden biri. Kelimelerin filmdeki duyguyu veremediği anlarda, verdiği zaman da arka planda desteklercesine film boyunca ilerleyen müzikler her Williams bestesi gibi harikulade ve eksiksiz. Yönetmenin izleyiciyi ağlatma odaklı anlatımına en uygun notaları yakalayan müzisyenin yaptığı iş gerçekten şapka çıkarmaya değer. Filmin en dikkat çekici özelliğinin de John Williams’ın yaptığı bu müzikler diyebilirim rahatlıkla. Diğer taraftan dönemin atmosferini kusursuz anlatan setleri ve kostümleriyle, yine diğer Spielberg filmlerinde olduğu gibi kendini gösteren War Horse böylelikle çıtasını da yükseklere taşımayı başarıyor. Bir savaş filminden bahsediyorsanız o filmin ses öğelerinin kusursuz olmaması durumunda yaşanacak faciadan haberiniz vardır. Elbette bu iddiadaki faciayı bir Spielberg filminde yaşamanız için o filmin –başka- yönetmenini Spielberg sanmışsınızdır, diğer türlü bir açıklaması olamaz bu durumun. Filmin tekniğine baktığımızda ses grubu (miksaj, kurgu, kompozisyon) ve sanatsal-teknik açıdan bir eksiklik görmediğimiz aşikâr.

Film hakkında tartışmaya açık olan ilk konu oyunculuklar. Şahsen ben Jeremy Irvine’in bu ilk oyunculuk deneyiminden kendisinin alnının akıyla çıktığını düşünsem de genel görüş bu şekilde değil gibi. Ya da sadece yeteri kadar dikkat çekmedi Irvine. Kendini başka rollerde kanıtlayana kadar da bu performansının değeri anlaşılmayacak, bundan eminim. Filmdeki en güçlü karakter olarak gördüğüm Albert’ın annesi Rose’a hayat veren usta oyuncu Emily Watson’ın War Horse’taki parlayan yıldız olduğunu söyleyebilirim. Kendisinin yarı eğlenceli yarı ciddi karakteri ve bu karaktere hayat verirken sarf etmediği efor gerçekten kayda değer. Watson’ı izlerken kendisine olan hayranlığım katlandı desem yeridir. İngiliz oyuncularla bezeli bir filmin oyunculuk açısından vasat yahut altında olması durumu pek sık görülen bir durum değildir aslında. Nasıl oldu da War Horse’un oyuncuları dikkat çekmeyi başaramadı, anlamış değilim.

Ele almak istediğim bir diğer mesele de senaryonun kendisi. Yazının başlarında da belirttiğim gibi filmin senaryosu, tiyatro sahnesi için de uyarlanmış bir öykü baz alınarak yazılmış. Billy Elliot’tan tanıdığımız Lee Hall ve çok çeşitli filmlerde karşımıza çıkan Richard Curtis’in ele aldığı senaryoda eksik yanlar olduğunu söyleyebilirim. Sinema tarihinde kendine yer edinecek diyalogları barındırmasına rağmen şu daha önce de belirttiğim duygu yükü uğruna eklenen satırlar ve bunlara uygun olarak seyirciye yansıyan mekan ve durumların abartılı olduğu sahneler yok değildi. Kişisel olarak bu durumdan şikayetçi olmasam da bu tür filmlerin sadece ben ve benim gibilere hitap etmemesi gerektiğini düşündüğümden filmin bu açıdan bir eksiği olduğunu kabul etmem gerekir. Gerçi yönetmenin ve sağ olsun ki sinematografın ortak çalışmasıyla ortaya çıkan görüntü derinlikleri, duygusallıktan bir nebze olsun uzaklaşmamıza izin verebiliyor. Tabii bu da sadece belli sahneler için geçerli. Görüntü demişken, filmin bu anlamda (belki bana küfredeceksiniz ama) senenin en iyisi olduğunu söyleyebilirim. The Tree of Life ve Hugo’nun sinematografileri War Horse’u izleyene kadar benim için ilk sıradaydı ama Janusz Kaminski’nin yaptığı işi gerçek anlamda beğendim. Aynı müzikler gibi sizi filmin içine sokmak için elinden gelenin fazlasını yapan bir öğe sinematografi. Belki de Life ve Hugo’yu tekrar izlemem durumunda fikirlerim değişir. Filmin taze etkisinden ötürü bunları söylemiş olabilirim, kim bilir?

Bahçedeki kaz gibi eğlenceli göndermeleri de bulunan bir dram olan War Horse, üstü örtülebilir küçük eksikleri dışında Spielberg’in filmografisinde yerini almış başarılı bir film bence. Kim ne derse desin, her yönüyle bana hitap ediyor bu eser. İzlerken bir dakika bile sıkılmadığım, seyirciyi içine alan War Horse her şeye rağmen uzun süredir beklediğimiz Steven Spielberg dramı açlığımı bir hayli doyurdu. Yönetmenin gelecekteki işleri nasıl olur bilinmez ama bu sene elini dokundurduğu iki film de benden geçer not aldı. Oscar’a altı dalda aday olan War Horse’un ses odaklı üç kategoride şansının olduğunu da belirtelim. Gerçi geceden eli boş dönecektir muhtemelen ama biliyoruz ki her sene, her kategoride pek çok film görmezden geliniyor. War Horse da bunlardan biri olacak işte.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Odd Life of Timothy Green (2012)

Leonardo DiCaprio’nun en başarılı performanslarından birine imza attığı, 20 yıl öncesinin filmi...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir