A Serious Man (2009) Ciddi Bir Adam

Coen biraderlerin True Grit öncesinde çektiği ve filmografilerindeki en kişisel film diye kabul edebileceğimiz A Serious Man, yönetmenlerin çocukluklarını geçirdikleri yer ve zamanda geçen bir absürdlükler bütünü. Film, yönetmen kardeşlerin önceki yapımlarından aşina olduğumuz kara mizah ve absürd komedi ikilisini yeniden seyirciye sunmaktayken No Country For Old Men ve True Grit gibi, ikilinin tarz dışı eserlerini kendilerine yakıştırıp yakıştırmadığınızı sorgulatabiliyor –en azından benim için öyle oldu.

Fizik profesörü olan Larry Gopnik’in (Michael Stuhlbarg) ailesiyle ve çevresiyle olan sorunlarına yaklaşımını izlediğimiz A Serious Man, başından sonuna Yahudi kültürü ile bezenmiş durumda. Coen’lerin bizzat kendi geçmişlerinden etkilenerek yapmaları durumu da bu noktada devreye giriyor zaten. Kendilerinin Yahudi geleneklerini anlatan kara komedilerinden artık bıkmış biri olarak A Serious Man’i de, bu yönüyle, o bıkkınlıkla izledim.

Film, hikayeyle bağlantı kurmak için kılı kırk yaracağınız alakasız bir sekans ile açılıyor. Bir takım dini öğretiler –ya da daha doğrusu korkutmalar, göndermeler ile gelen bu başlangıcın ardından asıl hikayemize başlıyoruz. Profesör Gopnik’in cebinden para aşıran ve estetik ameliyat olmak isteyen sorunlu bir kızı, olup olmadık meseleleri dert edinen ve bazen aptal diyebileceğiniz saflıkta bir oğlu, kendisini açık açık aldatan ve neredeyse bundan gurur duyabilecek bir karısı, bu dünyada hiçbir işe yaramamış ve yük olmaktan başka da bir işe yaramayacak olan abisi, okulda kendisine bir komplo hazırladığını söyleyebileceğimiz bir öğrencisi, ne yaptığına anlam veremediğimiz ve sadece rahatsızlık veren bir komşusu var. Kısaca asıl adamımızın çevresi bir hayli sorunlu. Tüm bunlardan kurtulmak için tıbbi ve dini destek alması da filmin omurgasını oluşturuyor. Birbirinden bağımsızlaşmaya itelenen, kara mizah yaratmanın getirisi olan olaylar bütünü bazen o kadar karışıyor ki filmi takip etmede zorlanıyorsunuz.

Gopnik’in ziyaret ettiği üç hahamdan ilkinin kolay ulaşılabilir, başta işe yaramaz gözüken ama filme ve hayata dair en doğru yorumları getiren olduğunu görüyoruz. İkinci hahamın filme kattıklarına (ya da katmadıklarına) bir anlam veremesem de (gerçi filmin sonuyla bir bağ kurabiliriz bu ikinci haham ve Gopnik arasında geçen münasebeti) en ulaşılmaz gözüken üçüncüsünün aslında ne bizim ne de Gopnik’in düşüncelerimizde olduğu gibi var olmadığını görüyoruz. Gopnik’in sorunları karşısında sınırları aşan soğukkanlılığı ve inançları gereği çözümü dinde araması ise filmde seyirciyi strese sokan en büyük şey. Her bir karakter ayrı gerekçelerle sinir bozucu olsa da Gopnik’in aralarında en normal olmasına karşın bu soğukkanlılığı filmi izlerken sizi çileden çıkarabiliyor. Buna biraz da saflık demek daha doğru olabilir. Hatta yine kara mizahın içeriğine gelebiliriz buradan –ki Coen’lerin buna benzer karakterleri her yapıtlarında görebiliyoruz (tarz dışına çıktıklarını tenzih ediyorum).

Gopnik’in yalnızlığı çok güzel anlatılmış aslına bakarsanız. Bütün sorunlar üst üste gelirken kaçış yolunu o çok uğraştığı dini inancında değil de komşunun karısında buluyor kahramanımız. Kendileri de Yahudi olan yönetmenlerin bu noktada bir bakıma din olgusu ile dalga geçtiklerini düşündüm filmi izlerken. Daha gerçekçi ve daha mantıksal yaklaşımlar sergilemek için insanoğlunun dine ihtiyaç duymasına gerek olmadığını yine bir dinsel öğeyle; şu meşhur birinci hahamın ağzından çıkan tek bir sözle anlatıyor aslında yönetmen ikili.

Filmin başında çekilen röntgenin sonucunu filmin sonunda öğrenmemiz ise yine Coen’lerin sivri zekasının bir ürünü. Gopnik’in başından geçen onca olayın ve yalnızlığının varlığının, başına gelebilecek en kötü olaydan bağımsız gerçekleştiğini görüyoruz. Aslında tam da her şey düzelmişken; kardeşi evden ayrılmış, karısı ile arası normale dönmüş, oğlu kutsanmışken böyle bir şey ile yıkılması da kaderin cilvesi desek yeri midir bilemedim. Sonuç olarak adama acımaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. Ama bir başka konu var bu noktada tartışabileceğimiz. Öğrencisinden rüşvet almayı reddettiğinde, yani doğru olanı yaptığında başına gelmedik şey kalmamıştı Gopnik’in. Fakat daha sonra olaylar bir şekilde düzelmişti. Tam rüşveti kabul ettiği noktada hekimden gelen telefon sesiyle birlikte ise yıkıcı haberi aldı kendisi. Yanlış hiçbir şey yapmadığı zaman cezalandırılmışken, yanlış bir şey yaptığında yine cezalandırılmasının sebebi nedir olabilir ki? Yine tanrı ve din olgularındaki tutarsızlıklara mı değiniyor yönetmenlerimiz dersiniz? Yoksa benim manasız çıkarımlarım mı bunlar? Her neyse.

Filmi genel anlamda beğendiğimi söyleyebilirim. Her ne kadar izlerken içinde bulunduğum duygu durumum pek iç açısı olmasa da elimden geldiğince kendimi filme odaklamaya çalıştım. Senaryosu gereği filmi, diğer Coen-tarz filmlerinde olduğu gibi, anlamlandırmakta güçlük çektiğimi zaten yukarıda yazdıklarımı okuyunca anlamışsınızdır. Yine de bu gibi kaotik şeyleri sever ve saygı duyarım. Hatta seyirciye her şeyi açık açık vermektense onları düşündürmeye yönelik, sembolik olgularla kaleme alınmış senaryoları diğer bütün çerçöpe tercih ederim. A Serious Man ise bu özelliği ile öne çıktı benim için. Belki sığ bir düşünce diyeceksiniz ama durum bu. Hiçbir oyuncusunun öyle aham şaham olmadığı filmi izlerken dikkat ettiğim bir diğer şeyse tabii ki usta Roger Deakins’in işi. Tanrı, hiç şüphesiz ki onu, bizler sinemayı sevelim diye yarattı.

Diğer yazıları Burak Hazine

Great Expectations Fragmanı

Yönetmen: Mike Newell Oyuncular: Ralph Fiennes, Helena Bonham Carter, Jeremy Irvine Vizyon...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir