Alice in Wonderland (2010) Alis Harikalar Diyarında

Lewis Carroll’ın yüz yılı aşkın bir süre önce kaleme aldığı ve artık bir dünya klasiği sayılan, rüyaların ve hayallerin bir adım öteye gittiği Alice’s Adventures in Wonderland’in gerek beyazperde gerekse televizyon uyarlamalarının sonuncusu, gotik yönetmen Tim Burton tarafından yönetildi. Önceki filmlerinde olduğu gibi artık kendisine ait diyebileceğimiz bir oyuncu kadrosunu cebine atarak yarattığı film, ünü günden güne artan Mia Wasikowska’nın başrolünde ilerliyor. Filmin sadece posterinden bile Tim Burton’a ait olduğunu anlayabilirsiniz.

Tarzından hiçbir zaman ödün vermemiş ve gelecek projelerine bakacak olursak hiçbir zaman da vermeyecek olan Burton, Alica in Wonderland ile bu iddiasını sürdürdüğünü kanıtlamıştı. Yine ve yeniden yanına aldığı Johnny Depp ve gerçek hayattaki eşi Helena Bonham Carter’ın Mad Hatter ve Red Queen karakterleriyle karşımıza çıktığı filmde bir diğer yükselen yıldız Anne Hathaway ise White Queen’i oynuyor. Alan Rickman (Blue Caterpillar) ve Timothy Spall’un (Bayard) da seslendirmeleriyle, yine bir şekilde Burton projesine dahil olduğu filmde Michael Sheen’in sesini de kitabın en ünlü hayvanı White Rabbit sayesinde duyuyoruz.

Hikayeyi herkes biliyor aslında. Alice isimli genç bir kız (artık akıl hastası mıdır nedir) bir şekilde farklı bir boyuta geçiyor ve geldiği yeni sihirli dünyaya kötülük saçan Red Queen’in egemenliğini sona erdirmeye çalışıyor. En sonda iyiler kazanıyor, kötülerin kaderini ise biliyorsunuz. Filmin bu bağlamda bir eksikliği yok, zaten olamaz da. Sonuçta öykü ve gidişat belli, karakterler belli. Küçük bir araştırma ile bugüne kadar çekilmiş tüm Alice filmlerinin hepsinin bu yönden birebir aynı olduğunu görebilirsiniz. Tim Burton’ın işinde farklı ve çekici (ya da itici?) olan kısım filmin atmosferi.

Başta gotik yönetmen demiştim Burton için. Filmlerinin tarzı gereği bu sıfat uygun görülüyor kendisine. O tarzı, bir çocuk masalı olan Alice’s Adventures in Wonderland’e uygulamaktan ise hiç çekinmiyor yönetmenimiz. Peki bu iyi yahut kabul edilebilir bir şey mi? Aslında masalın saflığı gereği hayır demek gerekiyor. Fantastik bir film olduğu kadar komedi unsurlarıyla donatılmış bir gerilim filmi olan Alice in Wonderland, bu özelliğiyle en baştan bir eksi puan (oyuncu kadrosundan sonra tabii) alıyor. Her ne kadar set dekorları ve fantastik dünyayı yaratırken ortaya konan tasarımlar rüyalardan da öte güzellikte olsa da başta Mad Hatter olmak üzere (hatta White Queen dahil) karakterlerde bir ürkütücülük var. Sadece görünümleri dolayısıyla değil, ağızlarından çıkan her replik ve kötü oyunculukları da buna dahil.

Oyunculuklar, evet. Mia Wasikowska’nın kısa filmografisinde belki de en kötü performans sergilediği Alice in Wonderland’de Helena Bonham Carter hariç diğer tüm oyuncular “böyle rol yapmamalısınız” dercesine vasatın altında performanslar sergiliyorlar. “Johnny Depp de mi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet, Johnny Depp de. Kendisi Finding Neverland, Edward Scissorhands gibi kendini kanıtlayabileceği rollerden uzak durduğu sürece gözümde bir değeri olmayacak diyebilirim. Captain Jack Sparrow karakterinin de artık suyu çıktığı gerçeği var. Sonra “Niçin Hollywood beni sevmiyor?” oluyor. Gidip her seferinde absürd ve itici karakterlerle adamların karşısına çıkarsan tabii ki sevmezler. Her neyse. Nerede kalmıştık? Oyuncular. Ah Anne, vah Anne. Severdim seni Anne. Ta ki şu kötünün de kötüsü White Queen canlandırmana kadar. Bir karakter yaratıcılıktan, samimiyetten ve çekicilikten bu kadar mı uzak olur? Hadi karakter yaratımı kötü, oyuncuyu da kötü seçmek zorunda mıydı kast direktörü acaba? Bu filmde oyunculuğa dair tek şey Helena’nın kendisi diye düşünüyorum. Hiç bıkmadan ve usanmadan, her çeşit role adapte olabilen bir oyuncu kendisi ve umarım kısa zamanda Akademi de onun bu başarısını fark edecektir.

Sonuç olarak Burton’ın Alice in Wonderland’i, senaryosu sebebiyle vasat, oyunculuklarıyla kötü, müzikleri, sanatsal ve teknik yönüyle de ortalamanın bir hayli üstünde bir uyarlama. Bakalım yönetmen bu sene vizyona girecek Dark Shadows ve Frankenweenie ile neler yapacak? İlkinden hiç mi hiç umudum olmasa da ikincisi ile yeni bir Corpse Bride yarattığına şüphem yok.

Diğer yazıları Burak Hazine

Be omid e didar (Bye Bye – 2011) Hoşça Kal

Kendi ülkesinde, hükümete karşı işlediği suçlardan dolayı Cafer Pahani ile hapse mahkum...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir