An Education (2009) Aşk Dersi

About a Boy, Fever Pitch ve High Fidelity ile milenyum sonrasında oldukça hızlı bir ivmeyle yükselen Nick Hornby, kendisine Oscar adaylığı getiren eseri An Education’ı yazdıktan sonra sevimli filmlerin yönetmeni, Danimarka doğumlu Lone Scherfig’in ellerine emanet etmişti. Scherfig ise yanına son yılların gözde kadın oyuncularından Carey Mulligan ve uzatmalı aktör Peter Sarsgaard’ı alarak Hornby’nin öyküsünü beyazperdeye uyarladı –ama o nasıl bir uyarlama!..

An Education, 1960’lı yıllarda Londra’nın banliyölerinden birinde geçiyor. Lisede son senesini yaşayan ve ailesinin de etkisiyle tek amacı Oxford’a kabul edilmek olan Jenny’nin (Carey Mulligan) yağmurlu bir günde playboy (ya da kusura bakmayın ama sübyancı) diyebileceğimiz David (Peter Sarsgaard) ile tanıştıktan sonra ideallerinden, doğrularından ve yaşamından nasıl vazgeçtiğini izliyoruz filmde. İllegal işler yapan ve yalancılıkta sınır tanımayan, başta gözümüze kabul edilebilir derecede(!) dürüst ve ahlaklı gözüken David’in aslında Jenny’nin hayatını mahvetmekten başka bir işe yaramadığını görüyoruz. Zaten filmin adı da bu duruma bir gönderme niteliği taşıyor.

Filmde yaşananlar Jenny karakteri için bir hayat dersi aslında; bu oldukça anlaşılır ve basit bir şey. Filmin konusunu okuyup ismine baktığınızda olacak olayları az çok tahmin ediyorsunuz. Biraz da dönemin şartları gereği, tabiri caizse zengin koca bulmak adına emellerinden vazgeçen küçük Jenny, ne yazık ki ailesini de karşısına alarak (gerçi karşısına almak deyimi doğru olmaz zira aile de bu olayı sorun çıkarmadan kabulleniyor) küçük ve saf kalbini dinliyor, eğitimi yerine aşkını tercih ediyor. Peki kronik bir sinema seyircisi ya da para kazanmak isteyen bir senarist tüm yaşananların bu tercihler doğrultusunda güzelce sonlanmasına inanır mı ya da bunu ister mi? Tabii ki hayır. İşler beklenildiği gibi gitmiyor; Jenny üzülüyor, ailesi üzülüyor, üzülmeyen biri varsa da David’in ta kendisi. Yine filmin adından da anlaşıldığı üzere tüm bunlar Jenny için bir ders oluyor. Hata yaptığını fark ediyor ve ne yapıp edip Oxford’a kabul ediliyor (kabul mektubu geldiğinde seyirciye olumsuzluk aşılayan kısım ise senaryonun eksik bir yanı çünkü çok klişe bir metot diye düşünüyorum).

Madem parantez içinde de olsa senaryo kısmına bir giriş yaptık, biraz o yöne odaklanalım. Aslına bakarsanız filmin öyküsü benzersiz değil. Benzeri pek çok film, filmi bırakın hayatımız boyunca pek çok olay görmüş ve yaşamışızdır. Her insanın yanlış seçimleri olur, pişmanlıkları olur ve bunları düzeltmek ister. Ama An Education’da olaylar biraz daha farklı gibi. Öncelikle olaylar karşısında ailenin tutumu beni şaşırttı diyebilirim. Jenny’nin yaşını ikiye katlayan biriyle o kadar münasebete girmesini başlarda onaylayan aileye pek anlam verebilmiş değilim zira işin içinde bir şey yoktu. Sonraları Jenny ile David arasında romantik bir şeyler olduğunu anlayan anne ve babanın bu ilişkiye onay vermesini ise mantıklı bulabiliriz çünkü o yıllarda zengin bir adam bulup evlenmenin, üniversite okumaktan daha faydalı olabileceği fikrini hem tarihten biliyoruz, hem de film bu konuda seyircinin ihtiyacı olan açıklamayı fazlasıyla yapıyor –ki bu senaryonun çok büyük bir artısı. Koruyucu rolünü üstlenen babanın, katı gibi dursa da en sonda kızına olan yaklaşımı ise beni şaşırtan diğer bir durum. Biraz olsun sinirlenmesini beklerdim, bu sebeple inandırıcılıktan uzak bir noktada duruyor o kısım. Senariste övgü yağdırdığım bir diğer nokta ise (belki basit gelebilir size ama) Jenny ve David’in nişanlandığı haberini arkadaşlarına verdiklerinde Danny (Dominic Cooper) karakterinin verdiği tepkinin yerindeliğiydi. David’in de dediği gibi seyirci Danny’nin yalnızca kıskançlık gösterdiğini düşünse de aslında işlerin çok daha farklı olduğunu senarist ve yönetmen yavaştan seyirciye çıtlatmaya başlamış meğer. Filmin diyalogları ise ince ayrıntılara kıyasla çok daha başarılı.

Carey Mulligan ve Peter Sarsgaard başta olmak üzere filmin kadrosu tatminkar bir performans sergiliyor. Mamma Mia! ile tanıdığım ve o filmde vasatın altında bir işle karşımıza çıkan Dominic Cooper ise çok kısa zamanda büyük bir aktör olduğunu kanıtlıyor An Education’da bize gösterdiği rol kabiliyeti ile.

Tekrar ve tekrar hatırlatmam gerekir ki, her dönem filminde olduğu gibi An Education’ın da kostüm tasarımı ve set dekorasyonu takdire şayan. Ama ikisini karşılaştırdığımda Jenny ve Helen’ın (Rosamund Pike) giydiği sayısız kıyafetin filmdeki her şeyden daha görkemli durduklarını söyleyebilirim.

Geleceğe yönelik en küçük hayalleri gerçekleştirebilmek için bile okul eğitiminin yeterli ve gerekli olduğunu vurgusuyla hayata dair basit ama anlamlı bir mesaj vererek yola çıkan An Education, bu amacını yerinde bir sadelik ve yarı acımasız yarı kabul edilebilir duygularla seyirciye aktarıyor. En iyi film, en iyi uyarlama senaryo ve en iyi kadın oyuncu kategorilerinde Oscar’a da aday olan film, her ne kadar Akademi’nin tarzı olmasa da Avrupa sinemasının Hollywood’a karşı güçlü durmasını sağlayan sinema modelinin güzel bir örneği.

Diğer yazıları Burak Hazine

The Door (2012) Kapı

Das Leben der Anderen’dan tanıdığımız Martina Gedeck’in, filmekimi’nde boy gösterdiği iki filmden...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir