Habemus Papam (We Have A Pope – 2011) Bir Papamız Var

İtalyan sinemasının bu sene en çok ses getiren yapımlarımdan Habemus Papam hem dünyanın en büyük film festivali kabul edilen Cannes’da gösterildi, hem de ekim ayında Türk izleyicilerle Filmekimi 2011 sayesinde buluştu. Festivalin açılış filmi olan yapımı o zaman izleyememiştim, daha doğrusu bilet bulamamıştım. Bunun tek sebebinin İKSV’nin “devamlı müşterilerine” uyguladığı kapitalist uygulamalardan başka bir şey değil tabii ki, o ayrı bir konu. Ama İtalya’nın gururu yönetmenlerden biri olan Nanni Moretti’nin bu ödüllü filmini izleyememiş olmak beni bir hayli üzmüştü. Her neyse, aylar sonra, sonunda izlemiş oldum.

Film, yeni seçilen papanın psikolojik olarak kendini iyi hissetmemesi ve bir nevi görevinden feragat etmesini anlatıyor. İlk oylamada favoriler ağırlık basınca ikinci oylamaya geçiliyor ve tamamen favoriler dışında bir isim papa seçiliyor. Michel Piccoli’nin hayat verdiği papa, tam halka arz edilecekken sorular başlıyor. Küçüklüğünden beri tiyatro oyuncusu olmak isteyen ama sesi uygun olmadığı için tiyatro okuluna gidemeyen papamız, bu hayalini geç de olsa tiyatro oyuncularıyla vakit geçirerek gerçekleştiriyor. Öte yandan Vatikan’dan kaçmadan önce kendisi için getirilen ve papa açıklanmadığı için orada mahsur kalan psikoanalist (Nanni Moretti) de bizlere kardinallerin aslında nasıl insanlar olabileceklerini gösteriyor.

Hikayesinin bir benzerine rastlamadığım Habemus Papam, yönetmen Nanni Moretti’nin komedi anlayışına uygun bir film. Özellikle Vatikan sınırları dahilinde kardinallerin birbirleriyle ve psikoanalist ile olan ilişkileri sizi güldürecek cinsten. En iyi psikoanalist diye anılan bir adamın, papayı tedavi etmek için giriştiği ve bir hayli kısa süren serüven oldukça eğlenceliydi. Cinsel yaşamını, annesiyle olan ilişkileri, çocukluğuna dair anıları ve kurduğu hayalleri sorup sorgulamadan (çünkü uygun değil!) bir insanın problemini çözmeye çalışması, papanın ortaya çıkmasını beklerken kardinallerle yaşadıkları ve kardinallere yaşattıkları, düzenlediği kardinaller arası (ya da kıtalar arası mı desek) voleybol turnuvası; kısaca psikoanaliste dair her şey seyirciyi eğlendirecek cinsten yaratılmış. Bizlerin muhtemelen kasıntı, kendini dine adamış ve dinden başka bir şey düşünmeyen, sert insanlar olarak tahmin ettiğimiz yüksek rütbeli din insanlarının aslında ne kadar eğlenceli olabileceklerini gösteriyor Habemus Papam. Filmde psikoanalist rolündeki adam dinsiz bir karakteri oynarken, kardinallerden Gregori hariç hiçbirinin dinle alakalı tek bir repliğinin bile olmaması ise mekan ve konu ile olan çelişkisi gereği oldukça başarılı. Filmde en çok eğlendiğim şey ise hiç kuşkusuz üç kişiden oluşan Okyanusya takımının (ya da kardinallerinin) voleybol turnuvasında bu sayıyla yarışmaları ve attıkları ilk sayı sonrasında tüm Vatikan ahalisinin coşmasıydı.

Hayalleri gerçekleştirmek için, yaşama tutunmak için, ruhundan ziyade bedenini dinlendirmek için hiçbir zaman geç olmadığının hikayesi olan Habemus Papam, iki saate yakın süresinin nasıl geçtiğini anlayamadığınız bir kurguya sahip, ustaca üstesinden gelinmiş eğlenceli bir yapım. Papa ve Vatikan deyince mistik, ruhani, kasım kasım kasınç bir film bekler normalde insan. Nanni Moretti’nin bu filmi ise kafanızda bu ve buna benzer pek çok tabuyu yıkmak için ideal bir örnek. İnce espriler, yaşlılığın getirdiği sevimlilikle birleşmiş komik karakterler ve belki de en çekici yanlarından biri; mutlu ya da mutsuz olmayan, tam da istediğim gibi bitmiş sonuyla herkese tavsiye edebileceğim bir yapım. Yönetmen her şeyi o kadar “ayarında” bırakmış ki neden The Artist gibi filmler yerine bu tür filmler gündemde olmuyor diye insan düşünmüyor değil.

Diğer yazıları Burak Hazine

Taxi Driver (1976)

Geçmiş yazılarımı okuduysanız bilirsiniz, benim için yaşayan en iyi yönetmen Martin Scorsese’dir....
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir