The Hunger Games (2012) Açlık Oyunları

Gary Ross deyince akan sular duruyor. Pek çok meslektaşı gibi yedinci sanata birden fazla yönüyle yaklaşan Ross, daha önce dört kez aday olduğu Oscar sonrasında Suzanne Collins’in çok satan roman serisinin ilk kitabı olan ütopik Hunger Games’e el atan yönetmen ve senarist, her ne kadar bir Seabiscuit yapamasa da tarzının dışına çıkıp vasatın üstünde bir iş çıkarmış.

Hunger Games, günümüzden onyıllar ötesinde Amerika Birleşik Devletleri yıkıldıktan sonra yerine kurulan Panem diyarlarında geçiyor. Zamanında 13 mıntıkadan oluşan Panem, yaşanan kötü olaylar sonucu varlığını 12 mıntıka olarak devam ettiriyor (13. Mıntıka tarih sahnesinden siliniyor). Bu kötü olaylara atfen de her yıl, her mıntıkadan birer kız ve erkek çocuk/genç, ölümüne bir savaşa sürükleniyor: Acımasız, kırmızı, zorlu ve heyecanlı.

12. mıntıkadan Katniss (Jennifer Lawrence), kurada Açlık Oyunları için kızkardeşi Prim’in adı çıkınca oyunlar için gönüllü oluyor. Asıl erkeğimiz de Katniss’i küçüklüğünden beri tanıyan Peeta (Josh Hutcherson). Toplamda 24 yarışmacıyı barındıran Açlık Oyunları sonunda başlıyor ve ölenler ölüyor, kalan sağlar bizimdir mantığıyla film bir sonraki kitaba küçük bir gönderme yaparak sona eriyor.

Filmin konusu üzerinde daha fazla durmaya gerek yok aslında. Pek çok kişinin okuyup, oldukça beğendiği kitabı ben de vakt-i zamanında okuma olanağı bulmuştum. Suzanne Collins’in kafasında oluşturduğu dünya ilgi çekici olsa da kitap, gerek kurgusu gerekse anlatımı bakımından zayıftı. Serinin diğer iki kitabını okumadım henüz ama Açlık Oyunları’nda (artık çevirmenin etkisi mi var işin içinde bilmiyorum ama) durmadan Katniss karakteri ve ailesinin fakirliği üzerinde durulması, her üç cümleden birinde Katniss’in acizliğinin vurgulanması gibi detaylar benim canımı sıkmıştı. Kitabın önemli bölümleri oldukça kısayken, gereksiz duran kısımları uzun tutulmuştu. Nasıl desem, sanki belli bir sayfa sayısını yakalamak için uzatılmış gibi duruyordu. Tabii tüm bunlar, yine de, kitabı bir çırpıda okumanız için engel teşkil etmiyor.

Filme gelince, kitabın aksine (sinemasal açıdan) kurgusu bir hayli başarılı geldi bana. Gary Ross işini o kadar iyi biliyor ki, kitabı okumayan seyircilere filmi izlerken “Bu niçin böyle?” sorusunu sordurmuyor. Kitapta yer almayan olaylar, sahneler ve karakterlerle seyircinin aklına gelebilecek her soruyu, tam zamanında yanıtlıyor. Bu bakıma filmi oldukça başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Özellikle Stanley Tucci’nin muhteşem bir performans ile beyazperdeye aktardığı Ceaser Flickerman karakterini çok iyi ve yerinde kullanmış yönetmen. Oyunlar boyunca karşılaştığımız ve kitabı okumayan kesimin asla anlayamayacağı şeyleri (kuşlar gibi), Flickerman karakteri ile anlatıyor Ross. Öte yandan yukarıda da bahsettiğim kitabın gereksiz ayrıntılarından kurtulmuş Ross (kendisi senaryonun yazımında da etkin rol aldı). Oyunlar dahilinde yalnızca önemli olaylara önem vermiş, seyirciyi sıkacak inceliklerden arındırmış filmi. Katniss ve Peeta’nın tanışıklığı, Katniss’in babasının neden ve nasıl öldüğü gibi sahneleri de filmin kurgusuna uygun şekilde yerleştirmiş. Film başlarken Panem tarihine yönelik birkaç cümle ile seyirciye olaylar hakkında bilgi vermiş ve seçimler öncesinde izletilen belgesel ile bunu desteklemiş. Kısaca filmin kurgusunu başarılı bulduğumu söylemem gerekir.

Senaryoya gelince, aslında uyarlama senaryolar konusunda fantastik ya da ütopik eserlerin her zaman bir adım geriden yola çıktığını düşünürüm. Çünkü o tür filmlerde teknik ve anlatım, diyaloglardan çok daha önemlidir. Hunger Games de bu halkanın son örneği. Filmde diyaloğa dair bir şey bulamıyoruz, daha doğrusu aramıyoruz zira gerek yok. Yönetmenin kurgusu sayesinde anlatılmak istenenler oldukça başarılı şekilde seyirciye aktarıldığı için anlaşılması güç ve ağır diyalogları filme dahil etmenin anlamı da olmamalı zaten. Kitabı özgün dilinden okumadım ama Türkçe çevirisinde de öyle aham şaham diyaloglara tanık olmamıştım halihazırda.

Oyunculuklara gelince daha film çıkmadan önce, fragmanlarından hayran kaldığımız usta oyuncu Stanley Tucci’nin önderliğinde yine vasatın üstünde bir sergiyle karşılaşıyoruz. Effie Trinket rolündeki Elizabeth Banks’in oyunculuğu da şahsen ilgimi çekti. Başrollerimiz Jennifer Lawrence ve neden bu rol için seçildiğine anlam veremediğim Josh Hutcherson ise ne yazık ki sınıfta kalıyor. Winter’s Bone’da benim için senesinin en iyi kadın oyuncu performansına imza atan, tüm filmi tek başına sırtlayan Lawrence, Hunger Games’te o kadar da iyi değil diye düşünüyorum. Muhtemelen kafamda yarattığım “Jennifer Lawrence şöyle şöyle rollerin kadını” fikrinin etkisiyle bu kanıya vardım. Josh Hutcherson ise geçtiğimiz haftalarda vizyona giren Journey 2’da neyse Hunger Games’te de o.

Az önce bahsettiğim gibi ütopik/fantastik filmlerin pek çoğunda özel efektlerin önemi bir hayli büyük oluyor. Hunger Games bu konuda ortalamanın üstünde olsa da Capitol gibi bir şehir yaratan, o görsel yönden doyurucu olan yarışmacıların at arabalarıyla giriş sahnesine yapan ekip biraz daha uğraşıp ölen yarışmacıların gökyüzüne yansıtılma efektini daha iyi yapamamış mı diye sorası geliyor insanın. Her seferinde aynı açıdan, hiç de gökyüzünden değilmişçesine izlediğim o sahneler bana oldukça amatör geldi. Elbette ufak bir ayrıntı bu ama belirtmeden edemedim.

Filmin eksik olarak değerlendirebileceğim son yönü aslında senaryonun bir konudaki küçük hatası. Başta ve en sonda ölen yarışmacılar için top sesini duyduğumuz halde, Oyunlar’ın ortalarında ölen yarışmacıların ardından top sesini bırakın hemen duymayı, hiç duymadık. Bu da dikkat ettiğim bir diğer ayrıntı oldu.

Sonuç olarak Hunger Games, kitabı okuyup da izlediği şeyin bir uyarlama film olduğunun farkında olan herkesi tatmin edebilecek düzeyde. Kitabı okumamış olanlar ise yönetmenin ellerine kendilerini rahatlıkla bırakabilirler zira Harry Potter’da olduğu gibi “Bu ne?”, “Bu niçin var?”, “O da kim?” gibi soruları sormuyorsunuz. Arkanıza yaslanın ve siyasal göndermelerle dolu bir eserin beyazperde uyarlamasında azıcık heyecanlanın.

Diğer yazıları Burak Hazine

Rakamlarla Oscar

Bu yıl 83. kez düzenlenecek Oscar Ödülleri’nde geçmişten günümüze pek çok filme...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir