Bonsai (2011) Bonzai

İlk kısa metraj filmi Optical Illusions (Optik Yanılmalar) sonrası çektiği Bonsái ile dikkatleri üstüne toplayan yönetmen Cristián Jiménez, bu ikinci filminde sekiz yıl önce yaşadığı aşkını kaleme alan bir gence odaklanıyor. Festivalin uluslar arası yarışmada Altın Lale için yarışan (fakat ödülü The Loneliest Planet’a kaptıran) film, bir buçuk saatlik süresi boyunca bir geçmişe gidip bir şimdiki zamanı işleyerek seyirciye iki koldan hikaye anlatıyor.

Yeni romanını yazan tanınmış bir yazara asistanlık yapmak üzere görüşmeye giden Julio (Diego Noguera) bu işi alamaz. Hem sevgilisi hem de karşı komşusu olan Blanca’ya (Trinidad Gonzalez) bunu itiraf edemeyen genç, kendi romanını yazmaya başlar ve bunu asistanlık başvurusu yaptığı yazarın romanı gibi gösterir. Romanda anlattığı şey ise filmin yarısında izlediğimiz eski aşkı Emilia (Nathalia Galgani) ile olan ilişkisinden başka bir şey değildir.

Bu film seyirci ile arasında olan duvarları en baştan yıkıyor. Yönetmenin samimiyeti kurmak uğruna yaptığından mıdır bilmiyorum ama filmin finalini daha ilk replikte açık açık söyleyen Julio (aynı zamanda filmin anlatıcısı) böylelikle ilk saniyede izleyeni üzüyor. Daha sonra Julio ile Emilia arasında yaşanan ve büyük anlamda cinselliğe bağlı aşkı izlemeye başlıyoruz. İkilini bir yandan okullarını idare ederken diğer yandan da küçük yaşam sınavları veriyor. Her gece seks sonrasında sesli bir şekilde kitap okumaları ise film boyunca işlenen konunun destekleyicilerinden biri oluyor.

Toplamda 8 ayrı bölümden oluşan filmin dört bölümü geçmişte, kalan dört bölüm de şimdiki zamanda geçiyor. Geçmiştekiyle başlayıp bir ondan, bir de bundan şeklinde ilerleyen bu zaman çizgisini yönetmen öyle güzel tasarlamış ki art arda koyduğu ve arada 8 yıl bulunan yaşananlar birbirini çok iyi şekilde tamamlıyor seyircinin gözünde.

Filme adını veren saksı bitkisi (küçücük bir ağaç) olan bonsai ise son bölümlerde hikayeye dahil oluyor. Bir aşkın sona erişini küçücük iki yonca anlatan yönetmen, savını daha sonra bu cüce bitkiyle devam ettiriyor –fakat çok daha farklı bir açıdan.

Film dramatik yönünün yanında komedi öğelerini de oldukça eğlenceli şekilde barındırıyor. Julio’nun güneş yanığı ile başlayan eğlence, Emilia’nın duş fantezileri ile devam ediyor. Fakat her güzel şey gibi bunun da sonu çabuk geliyor çünkü şimdiki zamanda Emilia’ya ulaşmaya çalışan Julio hem bunu başaramıyor, hem de sevgilisi Blanca’yı da elinden kaçırıyor. Emilia’ya ulaşamama sebebi ise filmin en başında söylenen o ilk replikte açıklanıyordu. Ama ben bunu sevdim. Yani yönetmenin filmin sonunu en başta, oldukça ruhsuz bir şekilde söylemesini bir hayli olumlu karşıladım. Aksi takdirde film yavan ilerleyip en sonunda seyirciyi üzerek etkilemeyi seçen bir hale bürünecekti –ki bu filme bu seçimin yakışacağını da hiç mi hiç düşünmüyorum.

Sonuç olarak farklı ve güzel bir film Bonsái. İzleyene masum bir aşk öyküsü sunarken duygu dozunu da optimal düzeyde tuttuğu için benim beğenimi kazandı. Ülkemizde vizyon şansı bulur mu bilmiyorum ama Güney Amerika sinemasını sevenlere rahatlıkla tavsiye edebilirim.

Diğer yazıları Burak Hazine

Star Wars’tan Daha Önce Görülmemiş Çekim Hataları

Orijinal Star Wars üçlemesinden yeni yeni ortaya çıkan her şey bir şekilde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir