Cidade de Deus (2002) Tanrıkent

Ülkesinde bir hayli tanınan, özellikle 2005 yılında yaptığı Ralph Fiennes ve Rachel Weisz’lı The Constant Gardener öncesinde yaptığı Cidade de Deus (City of God) ile adını uluslar arası arenada duyuran yönetmen Fernando Meirelles, bu filmle Oscar’a dahi aday olmayı başarmıştı. The Constant Gardener sonrası ismini pek duymasak da herkesin dilinde dolanan Cidade de Deus ile hafızalara kazındığı kesin. Yedi yaşında Tanrıkent’e taşınan fakat daha sonra o pislikten kurtulup başarılı bir yazar olan Paulo Lins’in 1997 tarihli romanından Braulio Mantovani tarafından uyarlanan film, vizyona girdiği yıldan bu yana, 10 senedir sinema seven ya da sevmeyen herkesin dilinde.

Film, baş karakter Rocket’in (Alexandre Ronrigues) yaşadıklarını yine onun dilinden ve gözünden anlatıyor. Anlatıcı Rocket’in geçmişiyle birlikte Tanrıkent denen bu devlet elinden uzak, Rio gibi renkli bir şehrin varoş kesiminin oluşma hikayesini ve oradaki gruplaşmaları öğreniyoruz. Biraz geçmişten, biraz da gelecekten sekanslarla film yavaş yavaş ilerliyor ve şimdiki zamanda devam ediyor. Rocket ilk aşkını yaşarken Li’l Ze isimli gangster (Leandro Firmino) şehirde terör estirmektedir. Li’l Ze’nin yandaşı Benny (Phellipe Haagensen), baş düşmanı olacak Knockout Ned (Seu Jorge) ve daha pek çok karakterin önemli roller üsteleneceği bu çete savaşında kazanan ve kaybeden olmayacaktır.

Film, her şeyden önce daha açılış sekansıyla seyirciye bir görüntü yönetimi harikası sunuyor. Zaman çizgisindeki olmayan durağanlığın da yardımıyla Cidade de Deus’nun yaklaşık 130 dakikalık süresi boyunca sinematografinin ne kadar başarılı kullanıldığına tanıklık ediyoruz. Kurmaca öykülerin aksine tamamen gerçek olaylara dayanan bu filmde, realitenin korkutucu yanları tüm somutluğuyla ekrana yansırken kameraların yerleşimi ve kullanımı sayesinde filmin içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Gerçeklik ve kurmaca demişken, Cidade de Deus’nun herhalde en kayda değer yanı varoşlardaki yaşamın tüm çıplaklığıyla yansıtılmasındaki başarısıdır. Çoğumuz muhtemelen filmde yaşananlara oldukça yabancı, bundan ötürü böylesi olaylar abartı dahi gelebilir ama hayatın gerçekleri denen bir şey var ve Cidade de Deus tam da buna parmak basıyor. Onursuzların ve şerefiyle yaşamaya çalışıp da varoşlardaki o sistemin kölesi olmaya çalışanları verdiği savaşı olabilecek en transparan şekilde gözler önüne seriyor. Benny ile birlikte üzülüyorsunuz, Knockout Ned’in intikam ateşini anlamlandırmaya çalışıyorsunuz ve Li’l Ze’den nefret ediyorsunuz. Tüm bu olay örgüsünün dışında, anlatıcı konumunda ve zaman zaman olaya dahil ve müdahil olan Rocket’e ise hayallerinin peşinden koştuğu için sempati besliyorsunuz sadece.

Karakterlerden bahsetmişken filmdeki oyunculukların başarılı olup olmadığından emin olamadım. Bir yandan rutin yaşam gibi oynaması zor işleri başaran oyuncular varken diğer yandan filmde oyunculukların ön planda olmaması onlar hakkında yorum yapmayı zorlaştırıyor. Rocket’in geçmişindeki karakterler filmin kısa bir süresinde anlatılsa da şimdiki zamanda yer alan karakterlere göre daha sinemasal işler çıkarmış gibi geldi bana. Belki de her şeye çıldıran çete liderlerini canlandıran insanların karakterlerine ve rollerine karşı bir antipati beslemem dolayısıyla böyle düşünüyorum ama filmin en göze batan karakteri Li’l Ze’yi canlandıran Leandro Firmino’nun oyunculuğunu beğendiğimi söylesem yalan olur. Gerçi öylesi itici bir karakteri daha ne kadar inandırıcı canlandırabilirdi, orası da meçhul ama ön plana çıkamayınca çıkmıyor işte. Alexandre Rodrigues, Phellipe Haagensen gibi diğer önemli karakterler ise yalnızca vasat performanslar sergiliyor.

Film hakkında bahsedilecek pek bir şey yok aslında. Son olarak diyeceğim odur ki Akademi’nin verdiği en doğru kararlardan birine tanık olmuşuz: Cidade de Deus en iyi uyarlama senaryo, en iyi kurgu, en iyi görüntü yönetimi ve en iyi yönetmen kategorilerinde Oscar’a aday olmuştu (Sinematografi ödülünü Master and Commander’a, diğerlerini ise The Return of the King’e kaptırmıştı). Filmin kişiliğini oluşturan asıl başarılar da aslında bunlardan ibaret –müziklerinin de hakkını vermemiz gerekir belki.

Ana akım sinemanın gerçekçi yapıtlarından biri olan Cidade de Deus, bugüne kadar izlememiş olanların yedinci sanat adına bir eksikliğidir elbette. Oldukça başarılı bir film olmasına rağmen gidip de IMDb gibi sitelerin bilmem ne sıralamalarının bilmem kaçıncı sırasında olduğuna bakarak izleyecekseniz de, genelde yaşananın aksine, yanlış bir seçim yapmamış olursunuz.

Diğer yazıları Burak Hazine

Avrupa Film Ödülleri

24 yıldır Avrupa kökenli filmleri onurlandıran Avrupa Film Ödülleri’nin bu seneki adayları...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir