Hysteria (2011) Mutlu Et Beni

Şimdi eğri oturup doğru konuşmak gerekir; günümüzün en popüler seks oyuncağı vibratörün ta kendisidir. Kullanıp kullanmadığınız size kalsın, hiçbiriniz “Acaba bu aleti icat etmek kimin aklına geldi?” diye düşünmüş müdür? Eminim ömrünüzün bir anında, diğer pek çok alet için aklınıza takılan bu soruyu vibratör için de sormuşsunuzdur. İşte birazdan bahsedeceğim film olan Hysteria, tam bu bu soruyu cevaplamak için beyazperdeye aktarılmış bir romantik komedi filmi.

Victoria dönemi. Sene 1880. Meslektaşlarının ortaçağdan kalma uygulamaları karşısında hayal kırıklığına uğrayan genç doktor Mortimer Granville, elini özel yağlarla yıkadıktan sonra üst sınıf kadınların (o zamanlar bir sendrom olarak kabul gören) histerilerini tedavi eden Doktor Dalrymple için çalışmaya başlar. Doktorun ilk görüşte etkilendiği küçük kızıyla nişanlanmaya hazırlanan Granville, bir yandan da histeri tanısı konmuş ve kendini fakirlere yardım etmeye adamış, babasından destek görmeyen, evin büyük kızı Charlotte’a içten içe aşık olmaktadır. Yaptığı vajinal tedaviler sonrasında artık elini kullanmakta güçlük çeken ve bundan ötürü başarısız olup muayenehaneden kovulan Granville, elektrik aletlerine tutkun arkadaşı Edmund’ın da yardımıyla meşhur vibratörü icat eder.

Yarı gerçek, yarı kurgu hikayesiyle ilgi çeken Hysteria, daha ilk dakikalarında o dönemde sağlık problemlerine nasıl bir bakış açısı sergilendiğini anlatıyor. Mikroorganizmaları reddeden, çoğu zaman pragmatik düşüncelerle hareket eden hekimlerin hüküm sürdüğü bir ortamda Mortimer Granville, adeta devrim yaratırcasına bilimsel ve gelişmeye açık bir hekimi oynuyor. Çalışmaya başladığı her klinikten bu fikirleri dolayısıyla kovulan Granville, en sonunda, çağın salgını diye nitelendirilen ama aslında yalnızca kocalarından ilgi görmeyen kadınların bu ilgisizlik sebebiyle içinde bulundukları duygusal değişimi niteleyen histeri için kendine özel bir yöntem geliştirmiş olan Doktor Dalrymple’ın muayenehanesinde işe başlayınca artık pek çok şeyin yoluna girdiğini sanıyor. Çünkü artık neredeyse ünlü olduğu bir işi, gönlünü kaptırdığı güzeller güzeli bir flörtü ve kalacak yeri ile parası vardır.

Bir yandan paranın ve yüksek sınıfa mensup olmanın getirileri ile uğraşan(!) Granville, öte yandan bir zamanlar içinde barındırdığı ve mesleki ahlakını betimleyen değerleri zamanla unutuyor. Öyle ki zaten bir hekim demeye bin şahit olan, ancak şifacı sıfatını uygun görebileceğimiz Doktor Dalrymple’ın yardımsever ama biraz uçuk kızı Charlotte’un yardım isteklerine dahi kulak asmıyor. Hekimliğin gerektirdiği ama ne yazık ki o dönemde henüz farkına varılmamış pek çok göreve sırtını çeviren Granville’in gerçekleri görmesi çok şükür ki uzun sürmüyor. Charlotte’a karşı yapılan haksızlığı görmesiyle başlayan bu göz açılması, daha sonra ünvanına yaraşır işlere girişmesine ve bu sırada küçük kız kardeş Emily’den vazgeçip Charlotte’a aşık olmasına kadar gidiyor.

Film, bu ilgi çekici fakat klişelerin ötesindeki aşk hikayesini anlatırken pek çok komedi unsurunu da seyirciye sunmaktan geri kalmıyor. Charlotte’un arkadaşı, aynı zamanda Dalrymple evinin hizmetçisi olan eski fahişe Molly the Lolly karakteri başlı başına izleyiciyi güldürmeye yetiyor. Vibratörün kullanıldığı ilk müşteri olan İtalyan asıllı kadının, vibratörün etkisiyle kulakların pasını alacak şekilde şakımaya başlaması da filmin eğlenceli anlarından biri oluyor. Ama bizzat en çok güldüğüm iki olay var filmde. İlki, o zamanlar yeni icat edilmiş olan telefonu evine bağlatan Edmund’ın telefonu kullanarak bir kadınla yaptığı muhabbet esnasında sorduğu “Üzerinde şu an ne var?” sorusu ve filmin sonunda Kraliçe Victoria’ya gönderilen vibratöre kraliçenin verdiği tepki (söylemeden edemeyeceğim, sevgili Victoria, o kadar klişe bir surata sahipsin ki annem bile sinema uyarlamalarında seni canlandırabilir).

Bir dönem filmi olarak kostümleri ve set dekorlarıyla göz dolduran Hysteria’nın İngiliz mizahından pek çok ince ayrıntı barındıran senaryosunu da ortalamanın üstünde bulduğumu belirtmek isterim. Filmin oyuncuları ise tek kelimeyle mükemmel performanslar sergiliyor. Maggie Gyllenhaal, Felicity Jones, Rupert Everett ve Hugh Dancy’nin (kısaca tüm kadronun) oldukça samimi bir iş çıkardığını düşünüyorum.

Sezon içinde sinema salonlarında kendine yer bulacağına emin olduğum Hysteria, izlemesi oldukça zevkli bir yapım. Verdiği küçük mesajlarla şimdi dahi geçerli olan kapital düzenin bazı sistemlerine ciddi dokundurmalar yapıyor. Ama en önemlisi de “Nereden çıkmış bu vibratör denen meret?” sorusuna bir hayli eğlenceli bir şekilde yanıt veriyor.

Diğer yazıları Burak Hazine

Pioneer (2013) Öncü

İki sene önce İstanbul Film Festivali’nde seyrettiğimiz Kafa Avcıları (Headhunters), kendisi gibi...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir