Les géants (The Giants – 2011) Devler

Hem 31. İstanbul Film Festivali’nin son seansı hem de benim 40 filmden oluşan (üç filmi kaçırdım; ikisini birer dakika ile, birini ise tamamen) festival maceramın son filmi olan Les géants, Cannes Film Festivali’nden yola çıkıp son durağı İstanbul olan filmlerden sonuncusu. Modern bir çocuk komedi-dramını anlatan filmi, aslen oyuncu olan fakat yönetmenliğe soyunmuş Bouli Lanners yönetiyor.

15 yaşındaki Seth ile 13.75’ten yuvarlayarak 14 yaşında olduğunu iddia eden Zak isimli iki erkek kardeş, annelerinin onlara ilgi göstermemesi üzerine bir yaz tatilini daha ölü dedelerinin kırsaldaki evinde tek başlarına geçirmek zorunda kalmışlardır. Orada tanıştıkları arkadaşları Danny sayesinde eğlencenin çeşitli yollarını keşfeden bu iki kardeş, paralarının bitmesi üzerine dedelerinin evini bir ot yetiştiricisi olan Sığır’a altı aylığına kiralarlar. Evdeki bütün eşyaları da ikinci el eşya alıp satan bir adama çok az miktarda paraya satan ikili, elde var sıfır ile yaşamaya çalışacaktır.

Odağına üç küçük çocuğu alması sebebiyle komedi ile dramı birleştirmeyi başaran Les géants, seyirciye sunduğu eğlenceli dakikalar ile festivalin tüm yorgunluğunu üzerimden atmayı başardı diyebilirim. Tehlikeli fakat bir o kadar da muhteşem bir maceraya atılan bu çocukların yaşadıkları ve yaşattıkları bir yandan komik gelirken diğer yandan ekrana yansıyan ölümler, madde bağımlılığı, dövüşmeler gibi olaylar sayesinde bazı gerçekleri de göz önüne seriyor. Çağımızın çocuklarının bu tür gerçekliklerle tanışmasının ne kadar erken olabileceğini anlatarak bir bakıma modern dünyanın illetleriyle masumların savaşlarını anlatıyor. Anlatıyor ama yetişkinlere anlatıyor. Çünkü filmde asıl üzücü gösterilmeye çalışılan şey bu değil. Hatta bu çocukların ot içmesi, hırsızlık yapması gibi şeyler oldukça doğal gösterilirken seyirciyi etkilemek için kullanılan malzemeler çok daha farklı: Kahramanlarımızın dolandırılması, sığındıkları kulübenin suya batması gibi şeyler. Ama öte yandan da tüm bunların tek sebebinin anne sevgisi ve ilgisinden mahrum kalmak olduğunu da gözler önüne seriyor yönetmen. Yaptığı şey ise bu mahrumiyeti daha modernize bir şekilde anlatmak; seyirciye fakir ama gururlu, ondan bundan tekme yiyen, açlıktan ölmek üzere olan ama sonunda mutluluğa eren çocukları anlatmaktan çok daha farklı bir yola başvuruyor Boulie Lanners.

Cannes’da Sanat Sineması ve Yönetmenlerin On Beş Günü bölümlerinde ödülleri kucaklayan Les géants, isminin de söylediği gibi bücür devlerin yaşam savaşını anlatan bir hikaye. Başlarına gelen her kötü şeye rağmen eğlenmesini bilen bu üç küçük devin öyküsü izlemesi eğlenceli, bir o kadar da düşündürücü bir filmi ortaya çıkarmış. Bana onca dramatik filmin arkasından, hele de festivali kapatırken ilaç gibi geldi. Seksen beş dakikanızı ayırıp izlemeniz sizden hiçbir şey alıp götürmeyecektir.

Diğer yazıları Burak Hazine

We Need to Talk About Kevin (2011) Kevin Hakkında Konuşmalıyız

Yaptığı kısa filmler ve düşük bütçeli yapımlar ile şimdiye kadar adından pek...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir