Les neiges du Kilimandjaro (2011) Kilimanjaro’nun Karları

Cannes Film Festivali’nden yola çıkıp son olarak 31. İstanbul Film Festivali’ne uğrayan ve Altın Lale için yarışan bir diğer film olan Les neiges du Kilimandjaro, Fransız yönetmen Robert Guediguian’nın bir kez daha usta bir oyuncu kadrosuyla yola çıktığı yeni filminin ta kendisi. İsmini Ernest Hemingway’in 1936 tarihli ünlü kısa öyküsünden alan bu film, işini kaybetmesine rağmen karısı, çocukları, torunları ve arkadaşlarıyla mutlu bir emeklilik hayatı yaşayan Michel’e odaklanıyor. Otuzuncu evlilik yıldönümlerinde çocukları tarafından hediye edilen Tanzanya’daki tatil biletlerini, kredi kartlarını ve bir miktar paralarını maskeli iki adam zorla çalınca Michel, karısı ve arkadaşlarının yaşamında ister istemez değişiklikler olacaktır. Bir de üstüne soygunu yapan kişinin eski iş arkadaşı olduğunu öğrenen Michel; suçlu ile suç, merhamet ile inayet konularında insanlık sınavı vermeye hazırlanmaktadır.

(Haliyle) sosyalist bir geçmişi olan eski tersane işçisi Michel’in verdiği bu sınav bazen izleyiciyi rahatsız edebiliyor. Yalnızca ideolojisi doğrultusunda kararlar veren bu karakter, filmin ortalarında doğru ile yanlışı ayırt edemiyor gibi geldi bana. Bu fikre kapılmamdaki sebeplerden en önemlisi de Michel’in karısı Marie-Claire ve arkadaşlarının yaşanan olaylara karşı bakış açısı oldu. İki arkadaşı fazla sert (ki başta bana doğru gelen de bu olmuştu) tepkiler verirken Marie-Claire ise olayların aslına doğru dalışa geçtiğinde merhametini konuşturan bir karaktere dönmüştü. Birbirlerinden habersiz şekilde suçlunun, anneleri tarafından terk edilen iki kardeşini koruma altına alan karı koca, bu hareketleriyle özellikle Michel’in uyandırdığı antipatiyi biraz olsun ortadan kaldırıyordu.

Durağan bir şekilde başlayıp hiç taviz vermeden o şekilde devam eden Les neiges du Kilimandjaro, tam da benlik bir öykü sunuyor. Hayatın içinden, mümkün olduğunca gerçekçi ve insani duygularla bezeli bir öykü. Hiçbir konuda abartıya kaçmaksızın saf ve açık bir anlatımla filmini başlatan yönetmen aynı o şekilde bitiriyor. Sanki her gün yoldan geçerken karşılaştığınız yahut kendi akranabalarınız olan insanlar gibi doğal ve içten performans sergileyen bir ekip işi bu. Filmin omurgasını oluşturan dört karakteri canlandıran oyuncuların dördü de (Ariane Ascaride, Jean-Pierre Darroussin, Gerard Meylan, Marilyne Canto) rol yapmaktan daha zor olan rol yapmama, daha doğrusu buna ihtiyaç duymama işini oldukça başarılı şekilde seyirciye sunuyor.

İzleyicinin karşısına büyük vaatlerle çıkmayan, başladığı çizgide biten, önemli mesajlar vermektense izleyen kişiye yaşamdan farklı bir kesit sunan Les neiges du Kilimandjaro, izlenebilir filmler klasmanında kendine yer bulmakta zorlanmıyor bana kalırsa. Gerçi bu filmi festivalin düzenlendiği salonların rahatsız koltukları ve havasız ortamı yerine serin bir bahar akşamında, elimde kahvemle kanepemde oturarak izlemeyi tercih ederdim.

Diğer yazıları Burak Hazine

2013 Cesar Ödülleri

Fransa’nın Oscar’ları sayılan Cesar Ödülleri sahiplerini buldu. 5 dalda Oscar adayı olan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir