Monsieur Lazhar (2011) Canım Öğretmenim

Kanadalı genç fakat yaşına göre büyük başarılara imza atmış olan yönetmen Philippe Falardeau’nun geçmişine baktığımızda geleceğinin ne kadar parlak olduğunu görüyoruz: Siyaset ve uluslar arası ilişkiler bölümünden mezun olduktan sonra yirmi kısa film çekerek katıldığı bir yarışmada birinci gelen Falardeau, bu başarısının ardından 1996 yılında yaptığı belgesel 1997 tarihli Pate chinois ile yükselmeye devam etmiş. Pate chinois filminde Kanada’ya yapılan Çin göçüne parmak basan yönetmenin üniversitede okuduğu bölümün etkisiyle yaptığı filmler daha sonra da devam etmiş. 2000 yılında yaptığı The Left-Hand Side of the Fridge, pek çok festivalde gösterilmiş ve Kanada’da büyük bir beğeni toplamış. 2006 tarihli Congorama ise Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin 15 Günü bölümünün kapanış filmi olmuş. 2008 yapımı It’s Not Me, I Swear! filmi Telluride ve Berlinale’de gösterilip ödüllere boğulduktan sonra bu sene yaptığı ve okuduğunuz yazının içeriğini oluşturacak olan Monsieur Lazhar ile Oscar’a aday oldu.

Konusu dahil pek çok yönüyle 2004 yılında Fransa’nın Oscar adayı olan film Les Choristes’i andıran Monsieur Lazhar’ı o filmden ayıran yanı politik noktaları görmezden gelmemesi, modern insana karşı bir bakışının olması ve genelinde kısmen daha iyimser bir film olmasıdır. Cezayir’de restoran işleten fakat bir takım olaylar sonucunda karısını ve çocuklarını bir saldırıda kaybedip Kanada’ya sığınan Bachir Lazhar, bir ilkokulda öğrenmen olarak göreve başlar. Fakat bir sorun vardır; öğretmen olarak atandığı sınıfın önceki öğretmeni, o sınıfta kendini asarak intihar etmiştir. İki öğrencinin bizzat gördüğü bu trajediden oldukça etkilenen öğrenciler bir yandan profesyonel destek alırken diğer yandan yeni öğretmenlerine alışmaya çalışmaktadır.

Kanada deyince insanın aklına dert ve tasadan uzak, huzurlu bir ülke geliyor. Aslında bunun oldukça doğru olduğunu düşünüyorum ama medeniyetin eşiğini biraz aşmakla kalmayıp bunu abartan insanlardan da korkmak gerekebiliyormuş. Niye mi? Öğretmenin öğrenciye “herhangi bir amaçla”; sarılmak, destek olmak, beden eğitimi dersi sırasında yardımcı olmak için dahi dokunmasının yasak olduğu bir okuldayız. Başta her şey dört dörtlük gözükse de intihar eden öğretmenin, ağlayan bir öğrencisine destek olmak amacıyla ona sarılması, öğrencinin bu sebeple şikayette bulunması gibi olaylar sonucunda söz konusu intiharın gerçekleştiğini öğreniyoruz. Çünkü yaptığı bu hatadan(!) ötürü o öğretmenin görevine son verilebilir, kim bilebilir ki?.. Beden eğitimi öğretmeninin şikayeti ise bu konunun irdelenmesi için kullanılıyor. Ders sırasında çocukların tahta üzerinde dengede durmabilmesi için, daha doğrusu onlara bir şeyi öğretebilmek için bile onlara dokunamayan bir beden eğitimi öğretmenimiz var. Dokunmak yerine düdük çalarak öğrencileri yönetiyor bu öğretmen ve bunun sonucunda çocuklar arasında dalga konusu oluyor. Kısaca medeniyetin içinde bir yozlaşma izliyoruz filmde. İnsanlar bazı şeylerden o kadar çok korkuyor ki o şeylerin önüne geçmenin yolunun ancak yasaklardan geçtiğine inanıyorlar.

Okulun bu tür sorunlarının yanında bir de sığınma hakkını elde etmekle uğraşan Bachir Lazhar, politik engellere takılsa da amacına bir şekilde ulaşıyor. Bu olaydan habersiz olan okul yönetimi ise hem sığınma hakkı mevzusunu öğrendikten sonra hem de Lazhar’ın bazı uygulamalarının çocukları kötü etkilediğini düşündüklerinden Cezayirli bu göçmenin görevine son veriyor. Evet, Les Choristes’te olduğu ve bir hayli eleştirildiği gibi benzer bir sona sahip Monsieur Lazhar. Yönetmen belki bu yolu seçmemiş olsa, insanların filme karşı hissettiği şu dokunma mevzusundan doğan antipatilerine engel olmayı başarabilirdi. Haklının haksızlığa uğraması klişesi ile sonlanan filmin bu yönüyle Oscar şansını elde ettiğini düşünmeden edemiyorum.

Öğrencilerine veda ederken okuduğu ve bizzat Bachir Lazhar tarafından yazılan fablda da bu haklı-haksız meselesine ve öğretmenin kendi hikayesine bakış atıyoruz.

Oyunculuklarıyla seyirciye pek bir şey vaat etmeyen fakat çocuk oyuncuların olgun performanslarıyla dikkat çeken filmde yönetmenin takdir edilmesi gereken bir diğer yönü de bunca çocuğa hakim olabilmesidir. Bir hayli beğendiğim ve Martin Leon tarafından bestelenen film müzikleri de bu yarı sevimli, yarı çarpıcı filmde izleyicinin kulaklarına hitap etmesini biliyor.

Elde ettiği Oscar adaylığı tartışmaya açık fakat onca karamsar film karşısında aday olmasına sevindiğim Monsiuer Lazhar, festivalde Meteora filminin yerine gösterildi. Meteora nasıl bir filmdir bilmem ama Lazhar beyfendiyle tanıştığım için oldukça memnunum.

Dipnot: Son öğrendiğim gelişmelere göre film, Kanada Oscarları olarak bilinen Genie Ödülleri’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi erkek oyuncu (Mohamed Fellag), en iyi yardımcı kadın oyuncu (Sophie Nelisse), en iyi uyarlama senaryo ve en iyi kurgu ödüllerini kazanmış. 

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar’ın Yabancıları İstanbul Modern’de

İstanbul Modern Sinema, Sinema Sponsoru D-Smart’ın katkılarıyla Oscar heyecanı yaklaşırken, Yabancı Dilde En...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir