Polisse (2011) Polis

31. İstanbul Film Festivali’nde belki de en iddialı filmleri izlediğimiz Akbank Galaları bölümünde gösterilen; oyuncu, senarist ve yönetmen Maiwenn’in çok ses getiren filmi Polisse, geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülen bir yapım. Fransa’nın Oscar ödülü olarak kabul edilen Cesar Ödülleri’ne (rekor kırarak) 14 dalda aday olan film, Hollywood’un özgün Oscar’larının da fatihi olan The Artist’e yenik düşüp 2 ödülle yetinmişti. Bu başarıları ve başarısızlıklarına rağmen karşımızda gerek aksiyondan, gerek çarpıcı gerçeklerden, gerekse gülmekten nefes nefese kalacağınız bir öykü var.

Paris Çocuk Koruma Birimi’nde çalışan bir grup arkadaş, hem ailevi hem de işlerinde yaşadıkları problemlerle boğuşurken bir yandan da görevlerini yerine getirmek zorundadır. İçişleri Bakanlığı tarafından bu birimin faaliyetlerini belgelemesi için gönderilen Melissa’nın da olaya dahil olmasıyla işler Arap saçına döner.

Filmi destekleyen yapım şirketlerinin isimleri biter bitmez karşımıza oldukça sevimli, geçtiğimiz senenin yankı uyandıran filmlerinden Tomboy’da da karşımıza çıkan küçük bir kızın polis karakolunda ifade verdiği sahne beliriyor. Küçük kıza sorulan sorular ve kızın verdiği yanıtlar sayesinde izleyici filmin ana hatlarını hemen yakalıyor. İki saatlik süre boyunca, kişisel meseleler dışında izleyeceğimiz çocuk tacizi, tecavüz vakaları ve daha da beterlerine küçük bir giriş yapmış oluyoruz böylece. Filmde bu yönden oldukça fazla, çok çeşitli vaka çıkıyor karşımıza. Bazılarında ağzımız açık şekilde şaşırırken, bazılarında ağlamamak için kendimizi zor tutuyoruz. Bazıları ise filmin pek çok sahnesinde karşımıza çıkan komedi dozunu arttıracak kadar eğlenceli olabiliyor, o ayrı (öyle sanıyorum ki bu cümleyi yalnızca filmi izleyenler anlar; yoksa pedofiliden zevk aldığım filan yok). Filmin başında belirtildiği üzere bu pedofili vakalarının tümü, gerçek olaylardan oluşuyormuş –onu da belirtmiş olayım.

Tüm bu çocuk olaylarının dışında bir de karakterlerin kendi iç dünyalarında, ailelerinde ve iş çevrelerinde yaşadıkları sorunlarla teker teker yüzleşiyoruz. Bu sorunlar bazen o kadar gerçekçi olarak yansıtılıyor ki bir izleyici olarak kendinizi rahatsız hissediyorsunuz. Karakterler arasında içinden çıkılamaz durumlar gelişiyor ama her şeye rağmen ekip, birlik ve beraberliklerinden ödün vermiyor. Zaman zaman trajedi dozu, pedofili vakalarının da üstüne çıkan bu kişisel meselelere bir de bürokratik ve politik sorunlar ekleniyor. Adam kayırmadan, “içeride adamım var, bana dokunamazsınız” durumlarına kadar pek çok engel çıkıyor karakterlerin karşısına. Bir yandan da devletin siviller ve polisler üzerinde uyguladığı iğrenç politikalara değiniyor yönetmen. Tüm bunlar bir araya geldiğinde ise çok yönlü, içeriği oldukça dolu bir film çıkıyor karşımıza.

Senaryo bakımından içinde bulunduğumuz sezon boyunca izlediğim en başarılı işlerden biri olan Polisse, bazen karakterler arasındaki tartışmalar sırasında anlamsızlaşsa da kendini hemen toparlayabiliyor. Melissa karakterinin ekibe katılmasıyla gördüğümüz değişimler, seyirciye kafa karıştırılmadan aktarılıyor. Filmin son dakikalarına doğru dikkatimin dağılması üzerine özellikle son sahnede yaşanan trajedinin nedenine dair kafamda soru işaretleri oluşsa da Polisse’in senaryosunu başarılı yapan noktalardan birinin o sahne olduğunu da inkar edemem. Maiwenn, seyirciyi hiç beklemediği bir şekilde vurmayı başarıyor ve zaten tek solukta izlediğiniz film, o soluğu vermenize fırsat vermeden sona eriyor.

Kalabalık bir oyuncu kadrosu olan Polisse’in bu anlamda da oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Zaten aday oldukları 14 Cesar ödülünden 7’sinin oyunculuk kategorilerinde olması da buna bir kanıt olsa gerek. Geçtiğimiz sezonun en beğendiğim filmlerinden La guerre est declaree’de başrol oynayan Jeremie Elkaim’in sempatik karakterinden tutun Marina Fois’nın şapka çıkarılası performansına kadar oyunculuk konusunda her şey yerli yerinde. Belki tek eksik olarak Maiwenn’in kendisini sayabilirim çünkü karakteri ne kadar ön planda olsa da vermesi gereken duyguyu veremediğini düşünüyorum oyuncunun. Ama kendisi zaten filmi yazıp yöneterek önemli bir işe imza atıyor, oyunculuğunu maruz görsek film bir şey kaybetmez eminim ki.

Festivalde izlediğim filmler arasında salondaki boş koltuklar bakımından rekor kıran Polisse, bu nedenle galasında ilgi çekmedi gibi. Bu konuda diyebileceğim tek şey filmi izlemeyenlerin festival adına çok fazla şey kaybettiğidir çünkü Polisse; gerek kurgusu, gerek oyunculukları, gerek senaryosu, gerekse teknik yapısı bakımından ortalamanın çok çok üstünde bir yapım. Festival konusunda yaptığım tercihlere bir kez daha güvenmemi sağladı.

Diğer yazıları Burak Hazine

Wrong Cops (2013) Fena Polisler

Kim, niye katil bir tekerleğin (evet, bildiğimiz araç tekerleği) başrolde oynadığı bir...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir