Róza (2011)

Bugüne kadar II. Dünya Savaşı ile ilgili izlediğimiz filmlerin hepsinde Nazilerin masumlara (özellikle Yahudi ve sosyalistlere) yaptığı zulmü izledik sinemada. Wojciech Smarzowski’nin Róza isimli bu filmindeyse işler biraz tersine dönüyor ve Polonya ile Almanya arasında kalmış Mazurya bölgesindeki drama tanıklık ediyoruz. Bu sefer kötüyü oynayan ise komünistlerden başkası değil.

Yaptığı az sayıda filmle ülkesi Polonya’da sempati kazanan Smarzowksi’nin filminin konusu kısaca şu şekilde: II. Dünya Savaşı sona ermiştir. Alman işgalindeki Mazurya bölgesi yıllar sonra tekrar Polonya’ya katılmıştır. Bu topraklardaki Alman asıllılar ise ya öldürülüyorlar, ya işkenceye maruz kalıyorlar ya da kocası savaşta ölen Róza gibi durmadan tecavüze uğruyorlardır. Bir gün kocasının asker arkadaşı olan Tadeus çıkagelir ve Róza ile kızının hayatını değiştirir. Artık umut bağlayacağı yeni bir aşkı olan Róza, ne yazık ki maruz kaldığı tecavüzlerin sonucunda hasta düşecektir.

Film, alışılmışın dışındaki hikayesiyle oldukça ilgimi çekti. Hatırladığım kadarıyla temelde Nazi karşıtı olmayan ve Rus sosyalistlerinin pisliklerine odaklanan izlediğim ilk II. Dünya Savaşı filmi oldu bu. Üstelik filmde yaşanan felaketlerin bizzat sebebi olan diyarlardan çıkmış, eleştirel bir film Róza. Gerçi Almanlar da aynı Lehlerin bu filmde yaptığı gibi kendi tarihleriyle barışık onlarca film çekti. Düşünüyorum da bir gün bir Türk yönetmen Ermeni Soykırımı konulu bir film çekse linç edilir mi? Muhtemelen daha kötüsü olur. Film bu yönüyle takdiri hak ediyor benim gözümde; tarihi ile yüzleşmiş, yozlaşmamış insanları sevdiğimdendir herhalde.

Filmde Róza, yaptığı düşük sonrası hastalanıyor. Düşük sırasında ceninin tamamının rahimden atılmaması sebebiyle uterus kanseri oluşuyor ve bu olaydan sonra filmde Róza’yı yalnızca ağrılarıyla, çığlıklarıyla ve yatağında boş boş bakan gözleriyle izliyoruz. Kendi karısını da tecavüz sonrası ölüme kurban veren Tadeus, bir yandan yeni aşkının gözleri önündeki soluşunu izlerken diğer yandan asker kaçağı olması dolayısıyla başa çıkması gereken sorunlarıyla ilgileniyor. Leh ordusu tarafından açığa çıkarılmaya çalışılan karakter, Róza ve kızını kurtarmak için tek şansı olan orduya katılma görevini başta kabul etmese de Róza’nın ölümü sonrası kızını korumak için yapıyor –öncesinde onunla evlenerek. Düğün sahnesinde Tadeus’un kızı, Róza olarak hayal etmesi de oldukça duygusal bir sahneydi bana göre.

Hikayesi gereği festivalin Sinemada İnsan Hakları bölümünde yarışan diğer filmlerinden ayrılan Róza’ya biraz fazla ısındığımı söyleyebilirim. Hem kuzey sinemasının soğuk gerçekçiliği ve samimiyeti hem de olayın diğer tarafını anlatması sebebiyle hoşuma gitti. Oyunculukları, doğadan ve dış mekan çekimlerinden gücünü alan görüntü yönetimi ve senaryosuyla oldukça başarılı bir film Róza. Ödülü Csak a Szel’e kaptırdı belki ama festival seyircisine de sinemasal anlamda güzel dakikalar geçirdiğini düşünüyorum.

Ayrıca geçtiğimiz sene In Darkness ile birlikte Polonya’nın en çok ses getiren filmi imiş Róza. Varşova Film Festivali’nde en iyi film ve seyircilerin seçimi ödüllerini kazanan Róza, bir diğer yönden düşününce Leh sinemasının genelde iş gören yapımlarının II. Dünya Savaşı içerikli olduğu iddiasını kanıtlamaya yardımcı oluyor –en azından uluslararası alanda ses getiren yapımlar arasında.

Diğer yazıları Burak Hazine

33. İstanbul Film Festivali Başvuruları Başlıyor!

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali, 5-20...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir