Tepenin Ardı (2011)

Türk sineması ile fazla barışık olmayan şahsımı binbir umutla sektörümüze alıştırmaya çalışan ben, geçtiğimiz günlerde izlediğim Raşit Çelikezer filmi Can sayesinde sinemamızdan bir hayli soğumuştum. Oldukça ses getiren öylesi bir filmin tam anlamıyla bir çöp çıkmasının ardından şansımı bir diğer iddialı Türk filmi olan ve izlediğim gösterimde Türkiye prömiyerini yapan Tepenin Ardı’nda denedim. Emin Alper’in bu samimi filminden sonra anladım ki Türk sineması Faruk Aksoy ve Raşit Çelikezer gibilerinin eline istese de geçemeyecek.

Geçtiğimiz aylarda Berlin Film Festivali’nde gösterilen ve iki ödül kazanan Tepenin Ardı, Emin Alper’in beyazperdedeki ilk uzun metraj filmi olma özelliğini taşıyor. Güneydoğuda yapılan askerlik hizmetinin insan psikolojisi üzerindeki etkilerini göstermesi, filmden sonra Diyarbakır’dan gelen bir seyircinin de dediği gibi “tepenin ardı olgusuna” parmak basması, doğanın güzelliklerini olabildiğince güzel şekilde yansıtması gibi özellikleriyle dikkat çeken filmin konusu kısaca şöyle: Emekliliği sonrası babasından kalma araziye yerleşen Faik Bey (Tamer Levent) bir yandan bu araziyi işlerken diğer yandan hayvancılık yapmaktadır. Mehmet (Mehmet Özgür) ve ailesi de yazları onunla birlikte kalmakta ve Faik Bey’e yardım etmektedir. Oğlu Nusret (Reha Özcan) ve iki torunu Zafer (Berk Hakman) ve Caner’in ziyaretine geldiği Faik Bey, bir yandan ailevi meseleleri ile uğraşırken diğer yandan tepenin ardında yaşayan ama hiç göremediğimiz “o” yörüklere derslerini vermek istemektedir.

Doğa betimlemelerinin tavan yaptığı Türk filmlerinden olduğunu düşündüğüm Tepenin Ardı, pek çok yönden olumlu olarak nitelendirebileceğim bir film. Politik, askeri ve sosyal pek çok konuya gönderme yapan, dram düzeyi yerinde ve yer yer doğaçlama, yer yer de metne sadık diyalogları olan senaryosuyla en baştan gönülleri fetheden filmin teknik yönü de övülmeye değer. Beni güzel ülkeme bir kez daha aşık eden o muhteşem doğa odaklı sinematografisi kadar karakterlerin performanslarıyla da süslenen filmde beklediğimin çok üstünde bir oyunculukla karşılaştım. Tamer Levent, Reha Özcan, Mehmet Özgür ve Banu Fotocan başlı başına harikulade performanslar sergilerken filmin önemli ve en çok üzen karakterini canlandıran Berk Hakman ise geleceğine şimdiye kadar yaktığı en güçlü ışığı yakıyor.

Yaptığı askerlik sırasında arkadaşlarını şehit veren ve sonrasında duygu durumu bir türlü düzelmeyen, melankolik karakter Zafer’le birlikte gördüğümüz görsel halüsinasyonlar daha filmin en başlarındaki ırmak sahnesinde seyirciyi çarpmaya yetiyor. Filmin muhtemelen en profesyonelce kotarılmış bu sekansında Zafer’in askerlik sonrası sendrom geçirdiğini anlıyoruz. Daha sonra bu hayali arkadaşlarıyla yaptığı planla filmin sonu hakkında büyük bir ipucu veren yönetmen, seyirciyi duygu dozu yüksek olan finale hazırlamış oluyor böylece.

Yalanların, iftiraların, geçmişe uzanan sırların ve şimdiki kaçamakların dört döndüğü ve birden fazla cana kıyılmasına sebep olduğu Tepenin Ardı, şimdilik ulusal yarışmada Altın Lale ödülü için favorim konumuna yerleşmiş bulunuyor. Şive çalışmalarına kadar büyük bir özveriyle ortaya konan ve çekimleri on sekiz gün süren filmde beni memnun etmeyen tek şey ise en sonda çalan marş niteliğindeki beste oldu. Gösterim sonrasında niçin bu müziği seçtiğine yönelik sorulan soruda Emin Alper; risk almak istediğini, bu filmin yabancılaştırma olgusuna bir gönderme yaptığı için bu müziği seçtiğini söyledi. En önemlisi böylesi absürd bir bestenin seyircide geriye dönüp “Ben ne izledim?” diye kendine soru sormasını hedeflediğini belirten Alper’in bunu başardığına ise hiç şüphe yok. Umuyorum ki böyle yapımların sayısı arttıkça Türk sineması şimdi olduğu seviyeden daha yukarılara çıkmayı başaracaktır. Türk ustalarının izinden gitmen dileğiyle sayın Emin Alper; bir kez daha teşekkürler.

Diğer yazıları Burak Hazine

Amour (2012) Aşk

Bundan üç sene önce Das weiße Band – Eine deutsche Kinderfeschichte ile...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir