Wuthering Heights (2011) Uğultulu Tepeler

Daha önce gerek televizyon için gerekse beyazperde için defalarca uyarlanan Emily Bronte romanı Wuthering Heights deyince herkesin aklına (romandan sonra) ilk gelen şey, 1992 yapımı aynı isimli film. Juliette Binoche, Janet McTeer ve Ralph Fiennes gibi usta oyuncuları barındıran film hakkındaki muhtemelen tek ortak görüş, Binoche’un güzelliğidir. 2003 yılında çektiği kısa metraj film Wasp ile Oscar’ı kucaklayan yönetmen Andrea Arnold’ın üçüncü uzun metraj denemesi Wuthering Heights, söz konusu romanın arşivlerdeki en güncel uyarlaması. 31. İstanbul Film Festivali’nde Uluslararası Yarışma bölümünde jüri karşısına çıkan bu neredeyse repliksiz filmi, basın mensuplarına özel yapılan gösteriminde izleme fırsatını yakaladım.

Victoria döneminde, bir vadinin rüzgarlı yamaçlarında geçen Wuthering Heights, dinine bağlı Hristiyan bir aile babasının sokakta kimsesiz bir çocuğu bulup inancının gereğini yaparak evine kabul etmesiyle başlıyor. Film, kısaca ailenin Heathcliff adını verdikleri bu yabani çocuk (ki ilk defa bu karaktere bir siyahi oyuncu hayat veriyor) ile evin küçük kızı Cathy arasında yeşeren umutsuz ve sonuçları hoş olmayan ilişkiye odaklanıyor. Cathy’nin abisi ile pek iyi geçinemeyen ve sadece siyahi olduğu için dışlanan Heathcliff, kendisine karşı yapılan haksızlıklara çoğu zaman gerekli yanıtı vermesini bilen, zaman zaman küstah ama çoğu kez haklı bir besleme. Bu dindar ve cahil ailenin, Heathcliff’e insan muamelesi yapan tek üyesi ise küçük Cathy’den başkası değil. Birlikte çıktıkları kısa gezintiler ve geçirdikleri zaman neticesinde, daha çocuk yaşta geleceklerinin birbirlerine ait olduğunu anlayan ikilinin bu söz konusu geleceği ne yazık ki umdukları gibi olmuyor. Vadiye taşınan varlıklı aile Linton’ların oğlu ile evlenen Cathy ile Heathcliff, seneler sonra tekrar karşılaşıyor ama aşklarını yaşamak için oldukça geç kaldıklarının farkına varıyorlar.

Her ne kadar kitabı okumasam da (hayranının bol olduğunu biliyorum), filmin adeta şiir misali ahenkli anlatımı ile ne kadar (kitabınkine yakın) büyüleyici bir atmosfer yakalayabileceğini az çok tahmin ediyorum. Yazının başında da belirttiğim gibi film dahilinde pek diyalog duymuyoruz. Yönetmen, anlatması gerekenleri daha çok seyircinin gözüne hitap edecek şekilde anlatmayı tercih etmiş. Karanlık çekimlerle başlayan filmin bu konudaki başarısını gördükten sonra zaten kendinizi yönetmenin bakış açısına bırakıyorsunuz. Doğanın çeşitli tasvirleriyle karakterlerin ruh hallerini yansıtmayı başaran Andrea Arnold, aynı zamanda karakterlere yönelik yakın çekimleri de film boyunca ağırlıkta tutuyor. Böylece seyirci diyalogdan mahrum bu filmde, karakterlerin aslında ağızlarından çıkması gereken cümleleri kendi kafasında, sadece gözlerinin yardımıyla yaratabiliyor.

Film aslında bir nevi intikam filmi. Baş karakter Heathcliff’in içindeki nefret duygusunu çeşitli şekillerde dışarı püskürttüğüne tanık olmamıza rağmen yine de filmin sonunda ömrü boyunca istediği şeye kavuşamadığını görünce üzülüyoruz. Her ne kadar kendisine karşı kasti beslenen nefrete, dışlanmışlığa ve ötekileştirmeye karşı bir tepki geliştirse de zaman zaman Heathcliff’in hareketlerini de sorgulamamıza izin veriyor bu eser. Cezalarını bir şekilde çeken karakterler (Cathy’nin babası ve abisi) olsa da Cathy’nin ve Heathcliff’in mutsuz ve umutsuz sonlarının bir ceza olarak nitelendirip nitelendirilmeyeceği konusunda kararsız kaldığımı belirtmeliyim. Cathy konusunda olaya geniş çerçevede bakamasak da (ancak geleceğine dair yanlış kararlar aldığını söyleyebiliriz) Heathcliff’in çocukken dahi barındırdığı bir takım olumsuz karakter göstergelerinin filmin sonunu hazırladığını iddia edebiliriz (belki).

Özellikle doğaya, doğada olana ve doğal olana (hayvani özelliklerini belli eden insana) görsel açıdan yaptığı vurgularla dikkat çeken Wuthering Heights’ın sinematografisi takdire şayan. Venedik Film Festivali’nde bu konuda ödüllerilen filmde yönetmenin hayvanlara ve rüzgara dair ön plana çıkardığı planlar izlenmeyi hak ediyor. Ayrıca Wuthering Heights, bir dönem filmi olarak kostümlerini de konuşturmayı başarıyor.

Cathy’nin büyümüş halini canlandıran Kaya Scodelario’nun performansı ise hiç şüphesiz çocuk Heathcliff (Solomon Glave) ve çocuk Cathy (Shannon Beer) ile birlikte filmde oyunculuğa dair göze çarpan yegane önemli ayrıntılar.

92 yapımı olan uyarlama ile rahatlıkla kıyaslanabilecek ama bence görüntüleri ve baş karakterin siyahi seçilmesi ile daha ön planda olan Wuthering Heights, festivalin yarışma bölümünde kendini gösteren yapımlardan diye düşünmekteyim. Romanı okumamış biri olarak tatmin olduğumu belirteyim ama yine de bu durumu Emily Bronte okumuş olanlara sormakta fayda var.

Diğer yazıları Burak Hazine

Towheads (2013) Sarı Kafalar

Kristen Wiig’in yolundan ilerleyen bir sinemacı gibi gözüken Shannon Plumb, ilk uzun...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir