Amores Perros (2000) Paramparça Aşklar Köpekler

Milenyumun en gözde yönetmenlerinden, kısa zamanda küçük bir efsaneye dönüşmüş ve yoluna emin adımlarla devam eden Alejandro González Iñárritu’nun hem beyazperdede ilk yönetmenlik deneyimi, hem de 21 Grams ve Babel ile devam eden ölüm üçlemesinin ilk filmi Amores Perros. Dilimize Paramparça Aşklar Köpekler ismiyle çevrilen filmin özgün adı, İspanyolca’da bir kelime oyunu olma özelliğini taşıyor. Amores Perros şeklinde yazıldığında aşklar köpekler anlamına gelen tamlama, amor es perros şeklinde yazılınca aşk bir köpektir olarak çevriliyor. Filmi izleyen ve izleyecek olanlar da bu kelime oyununun ne kadar önemli olduğunun farkındadır ve farkına varacaktır.

Birbirinden ayrı gibi gözüken ama tek bir noktada birleşen üç ayrı hayat hikayesini anlatan film, yönetmenin sonraki iki filminde olduğu gibi sinemada kurguyu kullanmadaki özgünlüğü ile biliniyor. Filmin en uzun süren ilk bölümünde Octavio (Gael Garvia Bernal) ve Susana (Vanessa Bauche)’nın hikayesini izliyoruz. Abisinin köpeği ile katıldığı köpek dövüşlerinden kazandığı paralar ile yengesiyle kaçma planları kuran Octavio’nun filmin başında çarptığı arabayı kullanan Valeria (Goya Toledo) ise ünlü bir mankendir. Filmin ikinci bölümünde Valeria ile yasak aşkına yarım saatlik bir akış atıyoruz. Kaza sırasında bacağını sakatlayan, daha sonra ise bir bacağı ampute şekilde yaşayan Valeria’nın filme kattıkları bir kenarda dursun, kaza sonrası Octavio’nun ölmek üzere olan köpeğini çalan, yıllarca hapis yatmış; hayattan umudunu kesmiş; kiralık katil olarak çalışan eski komünist gerilla El Chivo’ya (Emilio Echevarria) odaklandığımız üçüncü bölüm ise çarpıcılığı ile ilk bölüme kafa tutacak kadar iddialı, daha felsefik ve daha sembolik olmasıyla öne çıkıyor.

Filmde yönetmen daha önce Stanley Kubrick’in, 90’larda ise Quentin Tarantino’nun kullandığı kurgu ve sinematografi tekniklerini tercih etmiş. Tek bir zaman çizgisi üzerinde ilerlemeden ama seyircinin de kafasında en ufak bir karışıklık yapmadan devam eden film, bu özelliği sayesinde herkesin beğenisini kazanmıştı. Muhtemelen filmin kendisinden daha çok adından söz ettiren müzikleri ile sokağın, sokak aralarının ve arka mahallelerin seslerini harmanlayan başarılı bir ses düzenlemesi de filmi izlerken bizi bekliyor.

Yönetmenin ölüm üçlemesinin tamamını kaleme alan Guillermo Arriaga’nın da beyazperdedeki ilk senaryo deneyimi olan Amores Perros’ta yoğun bir anlatım olsa da seyirci filmi takip ederken zorluk çekmiyor. Çeşitli alıntılarla anlatımı güçlendiren Arriaga, yarattığı karakterlerle de yaşamın her kesitine, her tür insan tiplemesiyle değiniyor.

Filmin geniş bir oyuncu yelpazesi var. Tüm oyuncular işlerinin hakkını verircesine performans sergiliyorlar. Favori performansımı ise tahmin edebileceğiniz gibi Emilio Echevarria sundu.

Bir yanda Mexico City’nin varoş kesimindeki serseri yaşantıyı izlerken diğer yanda zenginlerin haysiyetsiz yaşamlarından, nasıl aciz insanlara dönüştüklerine tanık olurken toplumdaki uç karakterlerin bir araya gelişlerini de görmüş oluyoruz. Üç hikayede de bir kardeş kavgası izlerken bu hikayelerin ikisinin oluşma sebebi tamamen bu kavgalara dayanıyor.

Vizyona girdiği 2000 yılında, toplamda 30 ödül kazanarak o yılın en çok ödül toplayan filmi olma başarısını gösteren Amores Perros, her ne kadar 21 Grams’e göre daha yavan kalsa da Babel’den daha iyi diye düşünmekteyim. Üstelik bir yönetmenin ilk filmi için oldukça iddialı, güçlü ve çarpıcı. Süresi iki buçuk saati bulsa da genel anlamda sıkılmadan izleyeceğinizi söyleyebilirim.

“Eğer tanrıyı güldürmek istiyorsanız, ona planlarınızdan bahsedin.”

Diğer yazıları Burak Hazine

Studio Ghibli Forever!

Sektörde 29’uncu yılını kutlayarak sinema seyircisini yeni dünyalarla tanıştırıp onlara hayranlık uyandıran...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir