Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (2004) Harry Potter ve Azkaban Tutsağı

Kariyerine çok az film sokan fakat o az sayıdaki filmlerini ayıla bayıla izlediğim Meksikalı yönetmen Alfonso Cuaron’un bir sonraki Harry Potter filmini yöneteceğini duyduğumda, o yaşıma rağmen bir hayli heyecanlanmıştım. Y Tu Mama Tambien belki benim için ağır bir filmdi fakat o filmi izleyip de etkilenmemek mümkün değildi. Tabii o zamanki düşünceme göre her şey Chris Columbus’un yaptığı gibi olacak ve seri, bir çocuk filmi serisi olarak devam edecekti. Elbette Cuaron tüm bu fikirleri tek çırpıda yakıp yıkacak olgunlukta bir film ile seyircinin karşısına çıktı ve eleştirel anlamda tüm serinin uzunca bir süre en beğenilen filmine imza attı: The Prisoner of Azkaban.

Her yıl bir film ile sinema salonlarına girmeyi planlayan seri, 2003 yılında muhtemelen The Lord of the Rings: The Return of the King’in gösterime girmesi dolayısıyla ara vermişti. Chris Columbus’un koltuğunu Alfonso Cuaron’a devretmesi ile çok farklı bir yol izleyecek olan filmde yönetmen dışında yaşanan bir diğer değişiklik ise ikinci filmden sonra hayatını kaybeden ve Profesör Dumbledore’u canlandıran Richard Harris yerine Michael Gambon’ın gelmesiydi. Daha sonra öğrendiğimiz üzere Dumbledore rolü için The Lord of the Rings serisinin iki rakip büyücüsü Ian McKellen ve Christopher Lee de düşünülmüş fakat son karar olarak Gambon seçilmişti. İkinci filmde Hogwarts’ı ziyaret eden ünlü aktör Kenneth Branagh’nın yerine ise bu seferki ziyaretçimiş Gary Oldman. Zamanında Sid Vicious’tan tutun, Dracula’ya kadar pek çok rolde izlediğimiz başarılı aktör, filmde Azkaban’dan kaçan esrarengiz Sirius Black’i canlandırıyor. Julie Christie’yi de filmde Hogsmade kasabasının Üç Süpürge Barı’nda garson rolünde izliyoruz. Filmdeki diğer önemli iki karakteri ise Oscar ödüllü oyuncu Emma Thompson (Profesör Tralawny) ve David Thewlis (Profesör Remus Lupin) canlandırıyor.

Hogsmade demişken, önceki iki filmde gözlerimize hitap eden ve kitapları okurken hayal ettiğimiz, sonunda gerçeğe dönen mekanlar, The Prisoner of Azkaban’da daha fazla. Bağıran Baraka, Saat Kulesi, Astronomi Kulesi gibi yeni mekanlar keşfettiğimiz filmin setleri, Rolls Royce’un eski fabrikası olan Leavesden Stüdyolarında ve Londra’daki meşhur Shepperton Stüdyolarında işin ehli insanlar tarafından yaratılmıştı.

İlk iki filmde karşımıza çıkan sevimli ev cini Dobby yerine Ruh Emiciler gibi ürkütücü yaratıklarla, kurtadamlarla, vahşi köpeklerle karşılaştığımız bu filmde gördüğümüz bir diğer fantastik yaratık ise yarı at, yarı kuş görünümündeki hipogrif Şahgaga. Ruh Emicilerin altı ayda yaratıldığını belirtmekte de fayda var.

İlk filmdeki Hogwarts Ekspresi’nden ve ikinci filmeki uçan arabadan sonra The Prisoner of Azkaban’da Hızır Otobüs’le karşılaşıyoruz. Filmin en fantastik sekanslarından birini yaşadığımız Hızır Otobüs’ün, devam filmlerinde önemli bir anı olacağını söylememde de fayda var. Gerçi Harry Potter hayranları her şeyin zaten farkında.

Seriye katılan başarılı oyunculardan tutun, Zaman Döndürücü ve Hızır Otobüs gibi hayranlık uyandıran yapım tasarımlarına; yeni set dekorlarından tutun, Voldemort’un yokluğunda dahi insanı ürküten bir kahramana kadar her şeyi yerli yerinde tutmayı başaran Harry Potter and the Prisoner of Azkaban, yönetmen Alfonso Cuaron’un da büyük etkisiyle serinin hafızalarda en geniş yer tutan filmlerinden biri oldu. Filmi izledikten sonra denilecek tek şey ise “Tanrı Cuaron’u korusun!”dan başka bir şey değil. John Williams’ın etkisini ve Shakespeare’in Double Trouble’ının ılık esintisini de unutmamak lazım.

Diğer yazıları Burak Hazine

In the Land of Blood and Honey (2011) Kan ve Aşk

Oyunculuktan ve milyonlarca erkeğin şehvetli hayallerinden sıyrılıp bir anda kameranın diğer yönüne...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir