Des hommes et des dieux (Of Gods and Men – 2010) İnsanlar ve Tanrılar

Fransızların Cezayir üzerindeki hak iddiası bugüne kadar pek fazla filme konu olacak kadar ciddiye alınmadı. Soykırım ve işgal filmleri göz önünde tutulduğunda, geçtiğimiz yüz yılın en büyük ve üstü kapanmış felaketlerinden biri olan Cezayir olaylarının etkileri ise bugün dahi kendini göstererek devam ediyor. Aynı okyanusun ötesindeki süper gücün Yakındoğu ve Ortadoğu’ya gelmesinde oynadığı oyun gibi kendini daima masum göstermeye çalışan Fransa’dan iki yıl önce bu facianın göze pek batmayan bir bölümüne yönelik bir film çekildi. 2010 yılında Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülünü, geçtiğimiz sene ise Fransa’nın Oscar ödülleri olarak bilinen Cesar Ödülleri’nde en iyi film ödülünü kazanan Des hommes et des dieux (Of Gods and Men), ülkemizde filmekimi 2011 dahilinde seyirciyle buluşmuştu. Xavier Beauvois’nın tamamen (aslında sorgulanır) gerçek bir olayı anlattığı filmin senaryosu ise Beauvois’nın kendisi ve Etienne Comar tarafından kaleme alınmış.

90’lı yıllarda Cezayir’in Mağrip bölgesindeki bir dağ köyünde geçen hikayesiyle Des hommes et des dieux, izleyenlere bir yandan dinlerin arka planındaki insan ve varlık sevgisini gösterirken diğer yandan söz konusu dinlerin bazı insanların gözlerini nasıl körelttiğini ve geçmişten bugüne gelen siyasi otoriteler üzerindeki psikolojik etkisini gözler önüne seriyor. Filmde hikayesi anlatılan sekiz Fransız keşiş, dağdaki köyde yaşayan Müslüman halk ile barış ve sevgi içinde yaşamlarını geçirmektedir. Bedevi insanlar gibi gözüken bu köy halkının aslında din olgusu söz konusu olduğundaki olgunlukları kendine hayran bırakıyor. Müslüman köylülerle iç içe yaşayan, onların güven ve huzur kaynağı olan sekiz keşişin İslam dinini en az kendi dinleri kadar bilmesi de bu birlikteliğin getirilerinden gibi gözüküyor. Yerleşim yerinde gelenekler din unsurundan yarı bağımsız şekilde gerçekleşiyor, insanlar her konuda birbirlerine gereken saygıyı gösteriyor. Buraya kadar her şey güzel gözüküyor aslında. İş, köye yakın bir yerde inşaat işinde çalışan bir grup Hırvat işçisinin Müslüman teröristlerce öldürülmeleri ile daha farklı bir boyut kazanıyor. Köyü terk etmek ile kalıp oradaki halkın güven kaynağı olmak arasında bir seçim yapmaları gerekiyor ve tahmin edeceğiniz üzere ikinci şıktan yana seçimlerini yapıyorlar.

Filmin tam bu noktasında izleyici bir ikileme düşmeye iteleniyor. Fransızların Cezayir’i işgal etmelerinin ardında hiçbir haklı sebep görülmezken diğer yanda Müslümanların kendi memleketlerinde kendi dininden olmayanlara karşı takındığı tutum bir zıtlık yaratmaya meyilli gözüküyor. Genel görüşe göre filmin yönetmeni Xavier Beauvois, gerçekte de yaşanmış bu olayların nesnelliği ile biraz oynamış. Aslında İslam kültürü altında yetişmiş her bireyin bunu düşünmesi oldukça doğal karşılanabilir zira filmde Fransa hayat kurtarıcı olarak gösterilirken Müslümanlar katil olarak lanse ediliyor. İşin gerçek boyutuna baktığımızda kimin mağdur, kimin mağduriyete sebep olan olduğunu biraz daha gerçekçilikle görebiliyoruz. Bu bağlamda senaryonun hikaye kısmının can alıcılığında bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Gerçekçi sinema dediğimiz olguya yaklaşmak isteyen bazı yönetmenlerin biraz daha uğraşması gerektiği kanaatine vardım Des hommes et des dieux’yü izledikten sonra.

Filmin senaryosundaki diyalogları ne denli beğendiğimden bahsetmek yerine çekimi ile alakalı bir iki şey söylemenin daha az laf salatası yaratacağına inanıyorum. Açık alanın verdiği bolca malzemeyi değerlendiren yönetmenler oldukça güzel açılardan, oldukça güzel çerçeveler yakalamış. Kapalı alanlarda geçenler arasında ise özellikle keşişlerin ayin yaptıkları sahneleri beğendim. Bu sahnelerin her birini tek bir açıdan çekmeyi tercih eden yönetmenin senaryoya kıyasla görüntüler konusundaki seçimleri gerçekten takdire şayan. Üstelik oyuncuların yüzlerine yaptığı yakın çekimlerle filmin anlatımına ve diyaloglara da ayrı bir derinlik katmış.

Filmde büyük çoğunluğu yaşlı oyunculardan oluşan ekip izleyen herkese kendini beğendirecek bir iş çıkarmış. Performanslarını özellikle beğendiğim isimler ise Christian isimli keşişi canlandıran Lambert Wilson, Luc isimli kardeşi canlandıran ve bu performansı ile en iyi yardımcı erkek oyuncu kategorisinde Cesar ödülünü kucaklayan Michael Lonsdale ve Jean-Pierre isimli yaşlı keşişi canlandıran Loïc Pichon oldu. Fakat dediğim gibi, bu filmi izleyen herkes oyuncu kadrosuna hayran kalacaktır. Özellikle Swan Lake bestesi arka planda çalarken bu sekiz keşişin neler olacağını anlamışçasına yüzlerden oluşan ifadelerin yakın çekimlerinde tüyleriniz diken diken olacaktır.

İzleyicilerin şahsi görüşlerindeki farklılıklardan ötürü bir takım küçük eksiklikleri barındırması muhtemel olsa da genel anlamda başarıyla kotarılmış bir film Des hommes et des dieux. Aldığı bütün ödülleri de sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Sinema-gerçek kavramına yaklaşmaya çalışıp pek başaramamış olsa da yalnızca son 20 dakikası ile bile izleyen herkesi derinden etkileyecektir.

“Hayatım boyunca sık sık Tanrının neden bu kadar garip davrandığını merak edip durdum. Neden bu kadar uzun süre sessiz kalıyor? İnanç neden bu kadar acı?”

Diğer yazıları Burak Hazine

En İyi Kısa Film Oscar Aday Adayları

Aşağıdaki 10 filmden 3 ila 5’i aday statüsüne kavuşacak. 84. Akademi Ödülleri...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir