La fée (The Fairy – 2011) Aşk Perisi

2005 yılında yaptıkları L’iceberg ve ondan üç yıl sonra çıkan Rumba ile absürt komedi, kaba mizah, sessiz sinemanın fiziksel komedisini bir araya getirip seyirciye sunan üçlü Dominique Abel, Fiona Gordon ve Bruno Romy, geçtiğimiz aylarda 31. İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen La fée ile sinemada üçüncü kez kendi tarzlarını konuşturuyor. Filmlerinin senaryolarını yazan, o filmleri yöneten, bir de üstüne filmlerinde oynayan üçlünün bu son Fransız komedisi örneği bu hafta vizyona giren filmler arasında kendini fazlasıyla öne çıkarıyor. Fransız sineması ile absürt komediyi birleştiren yapım, sinemanın retro yönlerinin yardımıyla renklerin ön planda olduğu bir görsel şölen sunuyor.

Hiçbir özelliği olmayan bir otel resepsiyonisti olan Dom’un (Dominique Abel) yine bir özelliği olmayan hayatı, bir gün otele gelen Fiona’nın (Fiona Gordon) ona kendisinin peri olduğunu ve üç dilek hakkı olduğunu söylemesiyle birlikte değişecektir. Bir motosiklet ve sınırsız benzin isteyen Dom, üçüncü dilek hakkı için aklına bir şey gelmediğinden bunu sonraya saklar. O sırada Fiona’ya gönlünü fena kaptırmış karakterimizi, dış dünyanın düzeninden soyutlanmış ve bihaber pek çok yan karakter meşgul edecektir. Dom’un yapmak istediği tek şey ise Fiona’yı bulmaktır.

Aslında filmin öyküsünü anlatmak çok zor çünkü izlediğim en absürt filmlerden biriydi La fée. İsmi gibi bir peri masalı olmasının yanında sinemanın özüne ve bugünden öncesine pek çok gönderme yapan filmin yaratıcılarının sinema geçmişine baktığımızda daha “normal” bir şey beklememiz gerekiyordu zaten. Günlük yaşamda karşınızdaki birinin yapması sonucu ona deli yahut aptal yakıştırması yapacağınız aklınıza gelecek her türlü hareketi yapan La fée’nin karakterleri, amaçları doğrultusunda seyirciyi filme o kadar çekiyorlar ki bir süre sonra yaptıkları hiçbir eylem izleyiciye garip gelmiyor. Artık o dünyanın içinde hissediyorsunuz kendinizi ve normal olan onlarmış gibi düşünüyorsunuz.

Aşkı işleyen diğer yapımlara kıyasla kavrama daha fantastik açıdan bakan La fée, gerçek bir peri ile peri masalı anlatıyor. 20’lerin sessiz Hollywood sinemasından ve 20. yy’ın ortalarında tekrar canlanan absürt komediden güç alırcasına kendini öne çıkaran filmde yine o dönemlerde bolca karşımıza çıkan müzikal geleneğine atıflar da mevcut. Su altındaki dans sahnesinde, otelin çatısındaki koreografide bu geleneklerin izlerini rahatlıkla görürken cafe’deki şarkı sahnesinde ise on yıllar geriye gidip müzikal sinemanın özünde hissediyorsunuz kendinizi.

Absürtlüğün gerçekçilik üzerindeki dokundurmalarının yanında bu absürtlüğün çok ötesinde, tamamen politik göndermeler de içeriyor film. Başlarda ne işleri olduğunu bilmediğimiz üç siyahi genç üzerinden ırkçılık, göç ve ayrımcılık konularına değiniliyor.

Filmin göze batan en çekici detayları ise hiç şüphesiz yaratılan setlerin göz alıcılığı. Otelin baştan aşağıya adeta çizilmişçesine tasarlanması, deniz altındaki dans sahnesinde arka plandaki detaylar ve denizanası olarak kullanılan beyaz plastik poşetler (ki gülümseten detayların en güzellerinden biriydi bu) beni kendine hayran bırakmaya yetti. Yaratılan karakterlerin baştan aşağıya serbest oluşundan da güç alarak seyirciye hoş çerçeveler sunan yapım ekibini bu anlamda tebrik etmek gerekiyor. Bununla birlikte back projeksiyon efektleriyle birlikte hem geçmişin yad edilmesine olanak sağlıyorlar hem de bu filmi yapanların ne kadar çılgın olabileceğini bir kez daha kanıtlıyorlar zira şu devirde bir filmde bu efektleri kullanıp da izleyene kabullendirmek hiç mi hiç kolay değil benim gözümde.

Abel, Gordon ve Romy üçlüsünün kendi hayal güçlerindeki peri masalı olarak adlandırabileceğimiz bu fantastik Fransız komedisi, absürtlüğüne kendinizi bırakmanız durumunda size çok güzel anlar yaşatacak bir kıvamda. Öyle ki filmi izledikten sonra “Niçin herkes bu kadar aptal değil ki!” diye iç çekebilirsiniz ve emin olun bunu yaparsanız yalnız değilsiniz! İyi seyirler ve bol eğlenceler!

Diğer yazıları Burak Hazine

Oscar’ı Hak Etmeyen 10 Film & İsim

Akademi Ödülleri, her sene, her kategoride pek çok insanı üzen şekilde dağıtılması...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir