Men in Black 3 (2012) Siyah Giyen Adamlar 3

1997 tarihli Men in Black filmi bilim kurgu evrenini komediyle ustaca birleştirerek bir fenomenin doğmasına vesile olmuştu. Ondan beş sene sonra gelen devam filmi pek çok çevre tarafından beğenilmedi fakat yönetmen Barry Sonnenfeld henüz son sözünü söylememişti. İlk filmden 15, ikinci filmden ise tam 10 yıl sonra gelen Men in Black 3, ikinci filme kıyasla tam manasıyla iyi bir devam filmi olma özelliğini taşıyor. Ajan J’in (Will Smith), ortağı Ajan K’i (Tommy Lee Jones) ve dünyayı kurtarmak için 1969 yılına yaptığı zaman yolculuğunu anlatan film hem üçüncü boyut hem de IMAX teknolojisi ile ülkemizde vizyona girdi.

Filmin oyuncu kadrosuna baktığımızda oldukça başarılı isimleri görüyoruz. Meşhur ikimiz Will Smith ve Tommy Lee Jones’a eşlik eden isimler arasında Jones’un gençliğini oynayan Josh Brolin (ki gerçekten benziyorlar), Ajan O rolünde 2 Oscar ödüllü aktris ve senarist Emma Thompson ve en son Martin Scorsese’nin Oscar fatihi fantastik hikayesi Hugo’da karşımıza çıkan Michael Stuhlbarg var. Tüm bunlara rağmen filmde ekrana ilk çıkan isim ise oldukça kel: Nicole Scherzinger. Çok şükür ki kendisi yalnızca birkaç dakika gözüküyor. Rolü ise filmin kötü karakteri Hayvan Boris’i (Jemaine Clement) Ay’daki mahkûmiyetinden kurtarmaktan ibaret. Kızımızın bu amacına ulaşmasıyla birlikte dünya bir tehlike altına giriyor. Her şeyi düzeltmenin tek yolu ise zaman çizgisinde bir takım küçük oynamalar yapmaktan geçiyor. Eh, bu iş için hazır bekleyen isim de tahmin edebileceğiniz gibi çılgın ajanımız J’den başkası değil.

Filmin senaryosunu Tropic  Thunder ile dikkatleri üstüne çeken Etan Cohen (biraz daha kassa Ethan Coen olacak) kaleme almış. Özellikle serinin ikinci filmiyle karşılaştırıldığında daha başarılı ve seyirciyi kendine çeken bir senaryo var karşımızda. Elbette bir takım klişeler mevcut. Bir Hollywood filmi olması dolayısıyla tüm dünyayı bir kez daha bir Amerikan vatandaşı kurtarıyor falan filan. Ama artık alıştık bu duruma, he deyip geçiyoruz. Öte yandan filmdeki komedi unsurları bana oldukça çekici ve zekice geldi. Rolling Stone esprisini bir kenara bırakırsak Andy Warhol’un aslında bir “siyah giyen adam” olduğunu öğrendiğinizde ve uzaylılar dünyayı ele geçirdiğinde ilk yaptıkları şeylerden birinin Eyfel Kulesi’ni yerinden sökmek olduğunu izlediğinizde (ki bir bakıma haklılar) oldukça eğleniyorsunuz.

Özel efektleri ile herhangi bir Men in Black filminden öteye geçemeyen serinin son filminin en dikkat çeken tarafı ise son dakikaları. Ajan J’in geçmişi, Ajan K ile nasıl tanıştığı ve ilişkilerinin neye dayandığını öğrendiğinizde oldukça duygusal anlar yaşayacağınıza hiç şüphem yok. Beklenmedik bir şekilde karşınıza çıkan söz konusu sahne bir kez daha senaristin işini iyi yaptığını kanıtlar nitelikte. Onca komedi ve aksiyondan sonra böylesi duygusal bir sonun var olması beni şahsen tatmin etti.

Bir devam filmi daha gelir mi bilmiyorum ama bana soracak olsalar bu filmin iyi bir final olabileceğini ve fazlasına ihtiyaç duymadığımızı söylerdim. Uzun yıllar sonra ikiliyi bir araya getirip bir önceki filmden daha iyisini yapmak kolay iş değil ama eğer yapımcılar bu gazla devam ederse sıkıntıdan ötürü Men in Black fenomenini tarihin karanlık sayfalarında –ya da perdelerinde- bırakmak zorunda kalabiliriz.

Diğer yazıları Burak Hazine

Eleştirmen ve Meslek Birlikleri Ödülleri 2015

Oscar sezonu demek “… (buraya ABD’nin bir eyaletini getirin) Eleştirmenler Birliği Ödülleri”...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir