Pandora’nın Kutusu (2008)

Geriye unutmadığı tek bir şeyi kalmıştı. Hikayenin en başında ne yaptıysa, sonunda da onun uğruna yürüyordu; yavaş ve hissiz. Ardında 3 yanlış bırakmıştı, 3 yanlışın götüremediği tek doğru O’nun için gözyaşı dökerken…

Yeşim Ustaoğlu’nun 2008 yılında, Euroimages’tan 200 bin Euro destek alarak çektiği film Pandora’nın Kutusu, vizyona girdiği sene oldukça ses getiren, çeşitli festivallerden büyük ödüllerle dönen bir film. Konusu itibariyle Alzheimer hastası bir kadının 3 “yetişkin” çocuğu ile yaşadığı kısa süreli olayları ele alıyor.

Şu an 93 yaşında olan Fransız oyuncu Tsilla Chelton’ın başrolleri usta oyuncu Derya Alabora ve genç yetenek Onur Ünsal ile paylaştığı Pandora’nın Kutusu’nda, merkezde bulunan yan rollerde ise Osman Sonant ve Övül Avkıran’ı görüyoruz. Oyuncu seçimleri ile baştan artı puan kazanan film, başarılı kurgusu ve senaryosu ile size öykünün içinde kaybolacağınız bir 112 dakika sunuyor.

Oğlu Murat (Onur Ünsal) ve kocası Faruk (Tayfun Bademsoy) ile sorunları olan Nesrin’in (Derya Alabora) bir gün annesi Nusret’in (Tsilla Chelton) kaybolduğuna dair aldığı telefon ile başlayan olaylar, Nesrin’in küçük kardeşleri gazeteci Güzin (Övül Avkıran) ve işsiz, çapulcu Mehmet’i (Osman Sonant) de yanına alarak doğup büyüdükleri köye doğru yola çıkması ile devam ediyor. Yolculukları boyunca 3 kardeşin izleyiciye yansıtılan sorunları, daha filmin başında olacaklara dair bilgiler sızdırmaya başlıyor.

Nusret Teyze’nin bulunmasının ardından İstanbul’a getirilmesi ile sorunlar daha da büyümeye başlıyor çünkü Nusret’in Alzheimer hastalığı artık içinden çıkılmaz bir problem haline geliyor bu 3 kardeş için de. Her biri diğerinden bencil, küçük olayları sorun ederek bir şeylerden kaçmaya çalışan, davranışları gereği mantıksız ve vefasız kardeşlerin karşısında asıl akıllı olan kişi Nusret Teyze’den başkası değildir. Belki birkaç dakika önce yaptığı şeyi hatırlayamayan biri olmasına karşı evlatlarının hatalarını yüzlerine vurmada gerçek ötesi çarpıcılığı ile izleyenleri şaşırtan Nusret’e, torunu Murat, sağlıklı düşünebilen biri olarak eşlik ediyor.

Aslında filmi anlatmanın ne derece doğru olduğu tartışılır; izlemeden fikir elde etmek pek mümkün değil. Şimdiye kadar neden izlemediğimi sorguladığım Pandora’nın Kutusu; gerçekçi anlatımı, güçlü diyalogları, Balkan sinemasını hatırlatan çekim teknikleri ile öne çıkan bir yapım. Tsilla Chelton’ın senaryosunu görür görmez rol teklifini kabul ettiği film, İspanya’nın en önemli festivallerinden San Sebastián’da Altın İstiridye ödülünü kazanarak büyük başarıya imza atmıştı. Aynı festivalde Tsilla Chelton, en iyi kadın oyuncu ödülünü Frozen River’daki performansıyla Melissa Leo ile paylaşmıştı. 45. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Övül Avkıran, performansı ile en iyi yardımcı kadın oyuncu ödülünü kucaklarken, filmdeki 3 kadın oyuncu birden, Uluslararası Fecr Film Festivali’nde en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görülmüştü.

Türk sineması hakkındaki önyargıları yıkabilecek samimiyette, kuvvette ve vuruculukta olan film, izledikten sonra soğuk duş etkisi yaratması ile uzun süre aklınızdan çıkaramayacağınız filmler listesine giriş yapacaktır.

“Onu da unutmadan bırak beni gideyim…”

Diğer yazıları Burak Hazine

Blackthorn (2011)

The Sea Inside ve Vanilla Sky filmlerinden hatırlayacağımız Mateo Gil’in yönetmen koltuğuna...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir