Restless (2011) Senin İçin

Good Will Hunting’den Elephant’a, Psycho’dan Milk’e, Paranoid Park’tan Paris, Je T’aime’e kadar çok sayıda başarılı filme imzasını atmış yaşayan en usta yönetmenlerden olduğuna inandığım ve bir hayli severek izlediğim Gus Van Sant’ın geçen sene vizyona giren filmi Restless, oldukça sıcak bir film olması sebebiyle sevimli diye tabir edebileceğim benzer filmleri beğenenlerin yaşayarak izleyeceği bir yapım. Baştan sona ölüm üzerine kurulu bu dram türündeki film, kanser hastası bir genç kız ile sorunlarından kaçmaya çalışan genç bir erkeğin kısa süreli aşkını anlatıyor.

Bağımsız sinemanın flama taşıyıcılarından Gus Van Sant’ın 2 Oscarlı Milk’ten sonra çektiği Restless; zaman zaman sizi gülümseten, bir zaman sonra da göğsünüzde başlayıp sırtınıza yakarcasına yayılan tatlı bir hüzünle devam ediyor. Yıllar önce bir kazada kaybettiği ailesinin cenazesine komada olması dolayısıyla katılamamış Enoch (Henry Hopper), uzun süre yaşadığı bu eksikliğin üstünü, kendinden kaçmak istercesine, tanımadığı insanların cenaze törenlerine katılarak örtmeye çalışmaktadır. O cenazelerden birinde çılgın genç kız Annabel (Mia Wasikowska) ile tanışan Enoch, kısa sürede ona aşık olur. Beynindeki tümör sebebiyle sayılı günleri kalmış Annabel’in kalan ömründe yaşamak istediği şeyleri elinden geldiğince yaşatmaya çalışan Enoch, bir süre sonra pes eder. Enoch’un hayalet arkadaşı Hiroshi ise ona doğruyu göstermek için her zaman oradadır -ta ki Annabel’in uzun yolculuğunda genç kıza eşlik etmesi gerekene kadar.

Geçmişte benzerleri işlenmiş bir öyküye sahip Restless, genç oyunculardan oluşan kadrosu ve ideal derecedeki sevimliliği ile beni yönetmenine bir kez daha hayran bıraktı. İzlediğim zamana kadar uzun süredir bir filmde çalıştırmadığım gözyaşı bezlerimi de çalıştıran yapım, insana karşısında ne olursa olsun anın tadını çıkarması gerektiğini çok güzel anlatıyor. Sevdiğin birinin ölümünü gün be gün izlemenin, ölümün kendisini onunla birlikte yaşamanın getirdiği zorlukların üstesinden nasıl gelineceği konusuna da başarılı şekilde değiniyor. Senarist Jason Lew, bu öyküyü kaleme alırken 1971 yapımı Harold and Maude’dan etkilendiğini de dile getirmiş. (Her iki film de cenaze takıntısı olan bir gencin, yine bir cenazede tanıştığı karşı cins ile değişen yaşamını anlatıyor.)

Sadece atmosferi sebebiyle bile izlenebilecek Restless, Gus Van Sant’ın diğer filmlerine göre daha olumsuz eleştiriler alsa da benim hoşuma gitti. 2 kez Oscar adayı olmuş ünlü aktör Dennis Hopper’ın oğlunu sinema sektörüne kazandıran film, Cannes Film Festivali’nin Belli Bir Bakış bölümünün açılış gecesinde gösterilmişti. Ülkemizdeki ilk durağı ise filmekimi 2011 olmuştu.

Diğer yazıları Burak Hazine

Sinemanın En Korkutucu Bebekleri

Filmlerdeki bebekler yalnızca şımarıklıkları ve yaramazlıkları ile seyirci için korkutucu ve intihara...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir