The Avengers (2012) Yenilmezler

Belki biraz geç oldu bu yazıyı yazmam için ama yoğun sınav ve okul dönemimden ötürü merakla beklediğim son süper kahraman filmi The Avengers’ı izleme fırsatı yakalayamamıştım. Sonunda her şeyin bitmesiyle birlikte iki buçuk saate yakın süreli, rekor üstüne rekor kıran bu yenilmezlerin macerasını izledim. Filmi eleştirirken herkesi memnun etmek biraz zor olacak ama yalnızca gözüme takılan şeylerden bahsetmeye çalışacağım için siz de o kısımlara odaklanırsanız bana hak vereceğinizden şüphem olmayacak.

Öncelikle Joss Whedon’dan kısaca bahsetmek gerek. Televizyon dizileri üzerinden giden kariyeri boyunca Buffy the Vampire Slayer, The Office, Angel gibi birbirinden kaliteli yapımlarda yönetmenlik rolünü üstlendiği gibi Glee gibi televizyonun başına gelmiş dizi namına en kötü şeylerden birine de el atmış biri kendisi. Beyazperde yönünden baktığımızda ise elini attığı her iş hem eleştirmenlerce hem de sinema seyircisi tarafından beğenilmiş. 2005 tarihli bilim kurgu eseri Serenity sonrasında bu sene The Cabin in the Woods’un hem yapımcılığını hem de senaristliğini üstlendikten sonra duyurulduğu an efsaneleşme eğilimine giren The Avengers’ın yönetmen ve senarist koltuğuna oturma görevine getirildi.

Hazır senaryo demişken The Avengers’ın hikayesine bakabiliriz. Iron Man, Captain America, The Hulk, Thor, Hawkeye, Black Widow gibi çeşitli Marvel karakterlerini bir araya getirebilecek bir öykü yazmayı denemiş Whedon. Hikayenin kendini özel hissettirebilecek bir yanı olmasa da bunca kel karakterin tek bir çatı altında birleştirilmesi, bir de üstüne her birinin karakterini koruyarak yönetilmesi büyük bir yetenek gerektirir –ki Joss Whedon’u bu konuda tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum. Ama öte yandan bakınca başta Captain America’nınkiler olmak üzere oldukça klişe, sıkıcı ve boş diyalogların filmde cirit attığını görüyoruz. Iron Man ve The Hulk karakterleri ile “Amerika’yı kötülerin oyunundan kurtarma temalı film replikleri” çizgisinden uzaklaşmaya çalışan ve yer yer bunu başaran The Avengers’ı benzeri çöplerden farklı kılan bir yanı da bu aslında.

Captain America. Muhtemelen Amerikan emperyalizminin tüm dünyaya sembolik ve subliminal şekilde sunulduğu en bariz karakter (ve çelişik kelimeler ardı ardına sıralanır). Tüm süper kahramanlar arasında “ilk” ve The Avengers’ta bir zaman sonra emirleri o veriyor. Hatta Iron Man’e karşı mantıklı birkaç cümle etmeye çalışıyor ve Hollywood sinemasının her zaman üstüne basmaya çalıştığı, artık sinemayı sinema yapmaktan uzaklaştıran “herkes iyi, doğru birer insan olmalıdır” mentalitesini bir kez daha kanıtlıyor. Bu karakteri gözümde itici yapmak içinse tüm bunlar yetiyor. Yapımcıların bu fikri empoze etmesi uğruna Iron Man’i, Captain America’dan daha zayıf gösterme çabaları ise ancak Amerikan tarzı sinema seyircisine yutturulabilecek cinsten.

Filmin özel efektleri ve ses kurgusu takdire şayan. İşin içinde Paramount Pictures olacak, üstüne bu şirket bir aksiyon macera filmi yapacak ve bu konularda iddiasını sürdürmeyecek?.. Eh, pek mantığa uygun değil elbette. Ama The Avengers’ı iyi yapan bir iki yönünden biri bu. Diğeri ise aralara saçılmış komedi öğeleri. Böylesi bir filmi yalnızca arkamıza yaslanıp gerilerek izleyelim diye yapmamaları oldukça manidar. Özellikle Iron Man’in replikleri akıllıca kaleme alınmış. Ama gülmekten karnımın ağrıdığı tek bir sahne var ki onu da sizinle paylaşmış olayım, böylelikle hatırlayıp bir kez daha gülersiniz:

Yazıyı bitirmeden önce bahsetmezsem öleceğim bir mevzu var. O da bu filmi yere göğe sığdıramayan insanlar hakkında. Lafım çok uzun değil aslında. The Avengers kötü bir film değil, iyi bir film ama bu süper kahraman filmini izleyen insanlar Christopher Nolan’ın yarattığı dünyadan haberdar mıdır? Nolan fan boy değilim, olamam da. Lakin dolu senaryolar, yerinde aksiyon ve harikulade bir oyuncu kadrosu seçimi ile Nolan’ın Batman üçlemesi yerine yalnızca birkaç kahraman bir araya geldi ve bir savaş yaşandı diye suratına kolonya dökülecek seviyeye gelmek bana pek mantıklı gelmiyor.

Döner muhabbetini hatırlıyor musunuz? O halde Türkiye kopyalarında yer almayan şu after credit sahnesine bir göz atın. Tüm süper kahramanlar, yorgunluklarını üstlerinden atmak için bir dönercide tıka basa karınlarını doyurmuşlar ve biraz daha yerlerse patlayacak gibiler. Filme ayrı bir sekans olarak konsa oldukça komik olabilirdi lakin havayı bozacağına da şüphe olmazdı. Bakalım devam filminde neye ya da kime karşı birleşecek bu özel güçlü insanımsılar?

Diğer yazıları Burak Hazine

L’enfant d’en haut (Sister – 2012) Yukarıdaki Çocuk

Yazdığı senaryoları filme aktarma görevini bizzat üstlenen yönetmen Ursula Meier’i sinemaseverler, 2008...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir