Une vie meilleure (A Better Life – 2011) Daha İyi Bir Hayat

Jeux d’enfants filmini sevmeyen Türk var mıdır? Soruyu biraz daha kısalım. Jeux d’enfants filmini sevmeyen Türk kızı var mıdır? Elbet vardır ama henüz bu filmi izlememiştir. Amacım insanların zevklerine laf etmek değil elbette. Söz konusu filmin yakışıklısı Guillaume Canet’yi hatırlarsınız. Yönetmenlik koltuğunda da kendini göstermeye çalışan dünyaca ünlü aktörün son filmlerinden olan Une vie meilleure, geçtiğimiz aylarda 31. İstanbul Film Festivali’nde Dünya Festivallerinden bölümü dahilinde gösterilen ve bu hafta sinema salonlarımızı şenlendirecek (ya da durup dururken efkarlandıracak) bir film.

İş ararken tanıştığı Nadia (Leïla Bekhti) ile kısa sürede tutkulu bir aşk yaşamaya başlayan Yann (Guillaume Canet), istediği işi hiçbir zaman yapmayı becerememiş ve bir okul kantininde çalışmakta olan bir Fransız mutfağı aşçısıdır. Bir gün Nadia ve küçük oğlu Slimane (Slimane Khettabi) ile göl kenarında piknik yaptıkları sırada ağaçların arasında yıkık dökük bir bina keşfederler. Kendisi de bir restoranda çalışmakta olan Nadia ile bu mekanı alıp bir düzene soktuktan sonra para kazanma hayallerini bir anda kuran Yann, yeni sevgilisiyle hemen bankaya uğrayarak kredi üstüne kredi çeker. Elbette işler planlandığı gibi gitmez çünkü yaptıkları düzenlemeler standartlara uymadığı için devlet, restoranın açılmasına izin vermemektedir. Eksikleri gidermek için bir kez daha kredi çekemeyeceklerini bilen ikilinin arası da yavaş yavaş bozulmaktadır. Yann güvendiğini sandığı insanlarla pazarlık peşinde koşarken Nadia ise oğlunu Yann’a bırakarak Kanada’ya çalışmaya gider. Aradan aylar geçer; Yann ve Slimane sıkıntı üstüne sıkıntı çekerken Nadia’dan ses soluk çıkmamaktadır.

Film genel anlamda o kadar karamsar ki bir zaman sonra bir Türk sineması örneği ya da Hollywood’un siyahilere, eşcinsellere ya da dışlanma potansiyeli olan her bireye yaptığı işkenceleri anlatan filmlerinden birini izlediğinizi hissediyorsunuz. Kendinizi filmin akışına bıraktıkça bu olumsuzluklara yenileri eklense de özellikle Yann ve Slimane’ın birlikte geçirdiği zamanlardan birkaçı seyirciye olumlu mesaj verme konusunda başarılı. Misal, ben balık tutma sahnesini izlerken oldukça eğlendim. Oyunculuğa henüz adım atmış Slimane Khettabi’nin rol yapmaktan ziyade birebir gerçek hislerini yansıttığı (övmek için söylemiyorum, gerçekten öyle) bu sahnede çocuk oyuncuların sinemadaki varlığına bir kez daha şükrediyorsunuz.

Yine de senaryo gereği sorunlar eksik olmuyor tabii. Durup dururken başına bir çocuk bırakılmış olan ve o çocuğun yer yer garip huylarıyla ilgilenmek zorunda kalan bir erkek figürü var filmde. Üstelik bir yetimhanede büyüdüğü için baba sevgisinden mahrum kalmış bir erkek. Bu erkeğin tamamen hazırlıksız bir biçimde 10 yaşlarında bir çocukla nasıl başa çıkacağını tahmin edemeyiz. Guillaume Canet’nin rolünün zorluğu da burada başlıyor. Ömrü boyunca hiçbir şekilde deneyimlemediği bir figüre hayat verirken bir yandan da kişisel sorunlarıyla baş etmeye çalışan bir erkeği canlandıran usta oyuncunun rolünün hakkını verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Filmi izlerken karakterin karşılaştığı pek çok sorunda, kendimi karakterin yerine koydum ve bu sorunların hepsinde en kısa çözüm yoluna kaçabileceğimi düşündüm. En basitinden kendi çocuğunuz olmayan, gün geçtikte annesi tarafından terk edildiğini düşündüğünüz birini sosyal hizmetlere teslim etmeniz zor olmasa gerek, değil mi? Bana göre bu basit bir kaçış yoluyken Canet’nin hayat verdiği karaktere göre işler daha karışık. Bu bağlamda Une vie meilleure azmin, dürüstlüğün, samimiyetin ve sevginin hikayesi oluyor.

Daha önce yaptığı filmlerini izlemediğim Cédric Kahn’ın Catherine Paillé ile yazıp tek başına yönetmen koltuğuna oturduğu Une vie meilleure, vizyonda kaç hafta kalır bilinmez ama kendini bir şekilde izletmeyi başaracak bir film gibi gözüktü bana. Karakterlerin sorunlarını benim yaptığım gibi kendinize dert etmediğiniz sürece vasatın üstünde bir aile dramı izleyeceğinizin garantisini verebilirim. Üstelik dram dozajını ayarlamayı başaran yönetmen filmin sonunda seyircileri üzmemeyi tercih ediyor. İyi seyirler!

Diğer yazıları Burak Hazine

The Conjuring’in Spin-off’u “Annabelle” Geliyor!

Filmin ilk uzun fragmanı İlk olarak “The Conjuring / Korku Seansı” filminde...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir