Apflickorna (She Monkeys – 2011) Maymun Kızlar

İçgüdüler, hırs, cinsellik ve güç kontrolü… 1978 tarihli Apfickorna isimli filmin beyazperdeye yeniden uyarlayan İsveçli genç yönetmen Lisa Aschan, Kuzey Avrupa sinemasının soğuk atmosferine yeni bir soluk getiriyor. Tribeca Film Festivali’nde dünya prömiyerini yaptıktan sonra Berlin Film Festivali’nde de gösterilen ve bu festivallerden ödüllerle dönen Apflickorna (She Monkeys), seksen dakika gibi kısa bir sürede insanın iç benliğine ve hayvansal içgüdülerine derin ve çarpıcı bir yolculuk yapıyor.

Jimnastik ve akrobasi konusunda yetenekli olan Emma (Mathilda Paradeiser) ile küçük kız kardeşi Sara (Isabella Lindquist) babaları ile birlikte yaşamaktadır. Emma’nın hayatı at sırtında akrobasi dersi verilen bir yerde eğitime başlaması ve Cassandra (Linda Molin) isimli garip bir kızla tanışmasıyla değişir. Emma ve Cassandra’nın ilişkisi güç geçtikçe farklı ve ürpertici boyutlara ulaşırken ikili arasında hem fiziksel hem de psikolojik anlamda meydan okuyuşlar kendini göstermeye başlar. Diğer yandan Emma’nın kız kardeşi Sara ise aşık olduğu kuzeni Sebastian (Kevin Caicedo Vega) üzerinde cinsel bir hakimiyet kurmaktadır.

Konusu itibariyle oldukça ilgi çekici duran filmin yoğun atmosferi ve ürpertici havası sebebiyle güç olan izleme zevki, yönetmenin durağan anlatımı ve adrenalini pompalatma kabiliyetinde alışılagelmişin dışındaki yöntemleri sebebiyle dağılabiliyor. Yine de benzerlerinden çok daha özgün ve çok daha iddialı bir senaryoya sahip olan Apflickorna’nın cinselliğe ve hayvani güdülere, savaş mantığına bakış açısı oldukça çekici ve takdir edilesi. Filmin aynı zamanda senaristliğini de yapan Lisa Aschan, hem kamera ve oyuncu kontrolündeki başarısı hem de anlatım gücündeki iddiası sebebiyle bu noktada büyük bir övgüyü hak ediyor. İlk uzun metraj film deneyimi için güzel bir başlangıç yapan yönetmen, gelecekteki işlerine de böylelikle göz kırpmış oluyor.

Filmde seyircinin anlamlandırmakta güçlük çekeceği pek çok şey var. Öncelikle Cassandra karakterinin, Emma’ya karşı olan hisleri ve daha sonra bu hislere karşılık alamaması ile başlayan ve filmin omurgasını oluşturan iki öyküden ilki olan lezbiyen meydan muharebesi, Aschan’ın tarzıyla birlikte oldukça saydam gösterilebilecekken daha da kaotik bir biçimde ele alınıyor. Cassandra’nın Emma’ya sarf ettiği sözler (mücadele etmemeleri gerektiği gibi) daha sonra Emma tarafından Cassandra’nın aleyhine kullanılıyor. Yani bir diğer deyişle Cassandra, kendi duygu bütünlüğündeki değişimden ortaya koyduğu sonuçla kaybeden taraf olmaya mahkum oluyor. Emma’nın iç dünyasını anlamak da pek kolay değil bu filmde. Ne babasıyla ne de kardeşiyle olan ilişkilerine dair pek bir şey öğrenemediğimiz gibi kendisinin sosyal anlamda tek muhatabı olan Cassandra ile olan ilişkisi de oldukça tuhaf. İçine kapanık olduğunu sandığımız ve Cassandra’nın yakınlaşmasıyla bu düşüncenin daha da ağır bastığı ana karakter başlarda kız arkadaşının dediklerinden sapmazken daha sonra ona karşı karşı koyulmaz bir nefret besler hale geliyor. Bu nefret ise filmin gerilim dolu anlarının başladığına bir işaret niteliğinde.

Öte yandan yedi yaşındaki Sara’nın dünyasını anlamak da hiç kolay değil. Muhtemelen aynı Emma’daki kişilik farklılığının sebebiyle aynı olarak annesiz olmanın bir getirisiyle yaşıtlarına göre çok daha farklı eğilimlerde bulunan Sara’nın tanık olduğu durumlar da seyircinin kafasında soru işareti olması için bir sebep aslında. Yüzme kursu sırasında yalnızca bikini altı giydiği için uyarı alan ve bundan ötürü babasından bikini üstü isteyen Sara’nın çocuk mağazasında yaptığı bikini seçiminden (leopar desenli) bir şeyleri yakalayabiliyoruz aslında. Babasının umursamaz tavırlarının da bir göstergesi olduğunu düşündüğüm bu seçim, daha sonra Sara’nın sevdiği hayvanlardan biri olan atların çiftleşmesine tanık olması da onun psikolojik olarak hangi evrede olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Yaşından büyük adımlar atan Sara, aşık olduğu kuzeni Sebastian’ın karşısında leopar desenli bikinisi ile dans ediyor, Sebastian’la birlikte yatmak istiyor, ona dokunuyor, ondan kendisine dokunmasını istiyor ve daha pek çok şey. Tüm bunlardan bihaber olan ruhsuz ablası Emma’dan aldığı öğüt olan “hep güçlü taraf sen ol” mottosu ile hareket etmeye başlayan büyümüş-de-küçülmüş Sara, Sebastian kendisini bir nevi reddedince şiddet dürtülerini konuşturmaya başlıyor. Tam bu noktada filmde abla ve kardeşin hırslarına tanık oluyoruz aslında. Emma’nın güç uğruna Cassandra’ya yaptıklarını, Sara’nın daha o yaşında Sebastian’ın arkasından yaptıklarıyla karşılaştırdığımızda ileride küçük kızın ablasından pek de farklı olmayacağında karar kılıyoruz.

Birkaç sahne hariç tamamı hareketsiz/sabit kameralarla çekilen filmde karakter odaklı kamera kadrajları oldukça başarılı ele alınmış. Donuk fakat heyecanlı hikayesine seyirciyi katmak için bu görüntüleme yönteminden ve yer yer, aniden giriş yapan müziklerden yararlanan yönetmenin seçimleri konusunda genel kanaatim olumlu olsa da ana karakteri oynaması için niye Mathial Paradeiser’i seçtiğini anlamış değilim. Genç oyuncunun kamera karşısındaki ilk deneyiminde çuvalladığını mı yoksa yönetmenin isteği üzerine mi bu kadar ruhsuz ve yetenekten uzak rol yaptığını henüz çözebilmiş değilim. Sebebi her ne olursa olsun Mathilda Paradeiser’in oyunculuğunu beğenmediğimi belirtmem gerek. Fakat öte yandan Sara’yı oynayan ve yine ilk oyunculuk deneyimini yaşayan Isabella Lindquist’in tam bir yetenek abidesi olduğunu söylemeliyim. Bu filmde gerçek anlamda göz dolduran bir performans sergilenmişse onun sahibi Lindquist’ten başkası değildir. Cassandra’yı canlandıran Linda Molin’in de ikinci sıramda yer aldığını belirteyim.

Gerilim öğelerini genel anlayışın ötesinde, özgün bir biçimde ele alarak hem çocuk istismarına, hem de eşcinsel sinemaya göz kırparak kaygılarını ve amaçlarını sonuna kadar yerine getirdiğine inandığım Apflickorna, kendi türü içinde geçtiğimiz sezonun en iddialı yapımlarından biriymiş meğer. Filmin 1978 senesinde çekilen ilk versiyonunu izlememiş olsam da Lisa Aschan’ın yorumunu ve bu şekilde ilerlemesini umduğum tarzını beğenmemek elde değil. Kuzey sineması iyi işler çıkarmaya devam ediyor. İyi seyirler!

Diğer yazıları Burak Hazine

En İyi Animasyon Oscar Aday Adayları

Bu yıl 85. kez düzenlenecek olan Akademi Ödülleri’nin en taze kategorisi olan...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir