Ice Age: Continental Drift (2012) Buz Devri: Kıtalar Ayrılıyor

Pixar ve Dreamworks şirketlerinin karşısında yalnızca Ice Age ile durabilen Blue Sky’ın bu serisi hiç şüphesiz animasyon film tutkunlarının büyük bir zevkle takip ettiği filmler barındırıyor. İlk filmdeki sıcaklığı ve özgünlüğü bir nebze olsun devam ettiren serinin ikinci filmi Meltdown’ın ardından gelen Dawn of the Dinosaurs’un bir hayal kırıklığı olduğu genel görüş diyebiliriz. Özgün çizgisinden çıkıp Pixar’ın vakti zamanında, Dreamworks’ün ise hala yapmaya çalıştığı popüler kültürden beslenme gafletine düşen yapımcılar görünen o ki dördüncü film Continental Drift’te de bu kötü alışkanlıklarını devam ettirme eğilimindeler.

Kahramanlar ona buna aşık olmadan ve çoluk çocuk sahibi olmadan, daha açık haliyle Ice Age serisi herhangi duygusal bir animasyon film üretir hale gelmeden önceki samimiyetinden eser kalmamış yapımcılarda. Amerikan gençlik filmlerinin orta malı, havalı ve vurdumduymaz gençlerini olabildiğince itici bir şekilde mamutlara uyarlayan Blue Sky ekibi, Şeftali’ye aşık saftirik arkadaş karakterini yaratırken bile canları sıkılmışçasına klişelerden uzak kalamamış. Oysa ki bu ekip Sid gibi, Diego gibi, Crash ve Eddie gibi kendilerini her daim sevdiren karakter işleri ortaya koymuştu. Korsan ekibiyle de memnun etmeyen Continental Drift, ada yerlisi kıvamındaki sevimli yaratıklarla da Madagascar serisinin etkisinde kalmış gibi görünüyor. Yine de siyahi mamut ve Sid’in ninesi karakterleri bu filmin bu konudaki olumlu yanları diyebilirim. En az Sid kadar eğlenceli bir nine var karşımızda. Daha ortaya çıktığı anda tebessüm yaratan bu nine ilk kez suya girip, pasağından ötürü bir köpekbalığının ölümüne sebep olduğunda filmdeki ilk kahkahamı attım.

Duygusallık dozunun ailevi meseleler üzerinden yükseltilmesi sebebiyle daha çok çocuklara hitap ettiğini düşündüğüm filmde oldukça sığ bir hikaye mevcut. Senaryo, seriye hiçbir şey katmadığı gibi bir de Diego’ya eş niteliğinde dişi bir kaplan katarak gelecek filmlerde daha duygusal anlar yaşatacağının sinyallerini veriyor.

Öte yandan Türkçe dublajın çekilebildiği birkaç filmi barındıran bir seri var elimizde. Gerçekten takdir edilesi şekilde yapılan çeviriler ve gündelik yaşama uygun replikleriyle (her ne kadar “oğlum bak git” gibi iticilikten kıvranan bir fenomeni işin içine katma gereği duyulsa da) eğlenceli diyaloglar sunuyor Continental Drift.

Bir de Scrat meselesi var tabii. Beethoven’ın dokuzuncu senfonisi eşliğinde filmi kapatan ve hem kayıp kıta Atlantis’e gönderme yapan, hem de Amerika’nın çöllerinde sıcaktan kavrulan sempatik karakter filmi biraz olsun kurtarmasıyla bir kez daha gönlümü çeldi. Yine de dört film arasında en zayıf halka olmaktan kurtulamayan Continental Drift’ten sonra neler olacak bilemiyoruz ama umarım Blue Sky kendine çekidüzen verir ve bu kıymetli seriyi eski gösterişli günlerine geri döndürür. Yaratıcılıktan bu kadar uzak durmanın bir anlamı yok, değil mi? Biz Ice Age’i kendi özgünlüğü ile sevdik.

Diğer yazıları Burak Hazine

İstanbul’dan Kim Ki-Duk Geçti!

Günler haftaları kovaladı ve sonunda o gün geldi çattı. Türk-Kore Film Haftası...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir