Izgnanie (The Banishment – 2007) Sürgün

Tarkovskiy’nin tahtının varisi olarak görülen Andrei Zvyagintsev, 2003 yılının en çok ses getiren filmlerinden olan Vozvrashchenie’yi yaptıktan dört yıl sonra seyircisinin karşısına yine bir baba figürü ile çıkmıştı. Bu sefer baba ve çocuklarının hikayesini anlatmaktansa ebeveynlerin çocukları üzerindeki hakları üzerinde duran bir karı koca draması yapmayı tercih eden yönetmen, Vozvrashchenie’de çizmeye başladığı çizginin çıtasını yükseltircesine kariyerine devam etmişti. İkinci filmi olan Izgnanie (The Banishment) belki Vozvrashchenie’den daha kıymetli değil, onun kadar etkileyici de olmayabilir fakat ilk filmiyle harikalar yaratmış bir ismin ikinci filmde tarzından ödün vermeden kariyerine devam ediyor olması hiç de göz ardı edilmeyecek bir başarı. Özellikle de başarı kavramının Hollywood gibi sektörlerdeki yapım şirketlerini memnun etme kaygısı ile özdeşleştiği bir dönemde sinemanın klasik devrine saygı duruşu niteliğinde filmler yapmak her baba yiğidin harcı olmasa gerek.

Zvyagintsev, ikinci filmi Izgnanie’de şehirden kırsala tatile giden bir ailenin trajedisini anlatıyor. Vozvrashchenie sayesinde yakından tanıdığımız ve oyunculuğu ile kendine hayran bırakan Konstantin Lavronenko’nun bir kez daha baba karakteri Alexander’ı canlandırdığı filmde güzeller güzeli Maria Bonnevie ise anne Vera’ya hayat veriyor. Kızları Eva ve oğulları Kir ile birbirlerine pek de yakın olmayan ilişkileri olan bu ailede işler, Eva’nın hamile olduğunu Alexander ile paylaşması ile değişiyor. Çocuğun kendisinden olmadığını öğrenen Alexander, Eva’yı öldürme planları yaparak işe başlasa da daha sonra her şeyi unutup bu cenini imha etme fikrine yanaşıyor. Tüm bu olaylar esnasında onun yanında olan erkek kardeşi Mark (Aleksandr Baluev) ise hikayenin kilit karakterlerinden biri.

Aynı Vozvrashchenie’de olduğu gibi saniyede kayda alınmış yüzlerce fotoğraf karesinin bir araya gelmesiyle oluşmuşçasına muazzam bir görsel deneyim sunan yönetmen, tarzından ödün vermeden bildiğini okumaya ve seyirciyi şaşırtmaya devam etmiş. Yine cevapsız sorularla seyircinin aklını karıştırmış fakat ilk filminden aşina olduğumuz üzere bir kez daha bu cevapsız soruların aslında önemsiz olduğunu göstermeye çalışmış. Vera’nın yazdığı mektupta neler olduğunu hiçbir zaman bilemeyecek olan seyirciye bunu kafaya takmasından ziyade insan ve ilişkileri odaklı bir film sunmuş. Vozvrashchenie’ye kıyasla bir hayli uzun süren ve teknik anlamda daha güçlü bulduğum Izgnanie, kurgusal açıdan son yarım saatinde yönetmenin bir değişiklik denemesine kurban gitmiş. Oldukça durağan ilerleyen ve yer yer seyircisini sıkan bu filmde tam seyirci anlatılanlardan tatmin olmuşken iki saat boyunca yedirilen tüm fikirleri sıyırıp atmış yönetmen. Açıkçası kendisinin bu seçiminden pek memnun kaldığımı söyleyemeyeceğim. Yine de geçmişe döndüğümüz bu sekansta Vera ile Robert’ın yaptığı konuşmada filmin omurgasını oluşturan fikirler bütünü olabildiğince yalın verilmiş. Anne ve babanın, çocukların sahibi olmadığı zihniyeti üzerinden ilerleyen filmde seyirci bu sekans ile zihninde edindiği boşlukları bir nebze olsun doldurmayı başarıyor.

Yine ilk filmde olduğu gibi din olgusuna yer veren ve bu konuda bir takıntısı olduğundan şüphelendiğim, fakat üçüncü filmi Elena’da bu tercihinden vazgeçene Zvyagintsev; Vera’nın hamileliği ile İsa’nın Meryem’e müjdelenişini bağdaştırmaya çalışmış. Çocuk karakterlerin yaptığı puzzle’da oldukça uzun bir planla Da Vinci’nin Annunciation yani Müjdeleme tablosuna gönderme yapıyor. Nasıl ki Meryem bir erkekle ilişkiye girmeden, tanrının üflemesiyle gebe kalmışsa Vera da kendisine karşı mesafeli olan ve iletişimleri neredeyse tabana dayanmış kocasından hamile kalıyor. Karısının yanında olmayı tercih etmeyen fakat erkek kardeşinin sorununda ondan yardımı esirgemeyen Alexander karakteri üzerinden de ataerkil topluma dokundurma yapmış yönetmenimiz. Öldürmeyi ve yaşama iznini elinde barındırdığını düşünen erkek, verdiği karar ne olursa olsun kadının yok olmasına engel olamıyor. Zaten filmde her noktada bir erkek hakimiyeti olduğunu söylersek de yanlış olmaz. Ekranda en çok gözüken kadın karakter olan Vera’nın hali zaten malum. Küçük kız çocuğu Eva ise abisi Kir’in altında eziliyor. Babası Kir’i yanında götürürken Eva da gitmek istediğinde eliyle itiyor kızını. Filmin en sonunda ise her şeye rağmen tarlada çalışan kadınları görmemiz tüm bunları son bir kez olsun destekler nitelikte.

Görselliğe verdiği önemle ve bu konudaki şapka çıkarılası yeteneği ile artık ün salmış Andrei Zvyagintsev, bu filminde ilkine kıyasla daha Tarkovskiy diyebilirim. Dış mekanda yaptığı çekimler olsun, kamerayı kaydırış tarzı olsun,sudan yararlanma yöntemi olsun buram buram Tarkovskiy kokan yönetmenin suyu çok sevdiğini düşünmeye başladım bu filmle. Vozvrashchenie’de durmadan yağmur yağdıran ve filmin büyük bir kısmını denizde ve denizin ortasındaki bir adada geçiren yönetmen, ikinci filminde de yağmur imgesini sıkça kullanıyor. Kir’e kuruduğu söylenen kaynağın filmin sonuna doğru şarıl şarıl akıyor oluşu da hem su sevdasını hem de Tarkovskiy atmosferini bir kez daha yakalatmış.

Siyah beyaz fotoğraflar, halk ezgileri, dini göndermeler, olaylardan ziyade insan varlığı ve yokluğu üzerinden giden senaryosuyla çizgisinden şaşmayan Zcyagintsev’i ve filmini ne kadar övsem az. William Saroyan’ın The Laughing Matter isimli kitabından sinemaya uyarlanan Izgnanie, isminde de anlatıldığı gibi sürgüne giden bir ailenin sürgüne gönderdikleri ilişkileri ve yaşamlarını konu alıyor. Başrol oyuncusu Konstantin Lavronenko’ya Cannes Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandıran bu filmi izlemediyseniz hemen izlemenizi öneririm. Lakin bundan önce yapmanız gereken şey elbette Vozvrashchenie’yi DVD bölmesine koymak olmalıdır. Yazımı, filmin bir özeti niteliğindeki İncil’den şu bölümle bitirmeyi seçtim:

 

İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsam

Ama sevgim olmasa

Çalan bir gong veya çınlayan bir zilden hiçbir farkım kalmaz.

Kehanet yeteneğim olsa, bütün sırları ve bilgileri çözebilsem;

Hatta dağları yerinden oynatacak kadar büyük bir inancım bile olsa…

Ama sevgim olmasa, ben bir hiçim.

Varımı yoğumu sadaka olarak dağıtsam,

Bedenimi yakılmak üzere feda etsem…

Ama sevgim olmasa,

Bütün bunlar bana hiçbir şey kazandırmaz.

Sevgi, sabırlı ve yumuşaktır.

Sevgi, kıskanmaz veya övünmez.

Sevgi, kaba veya çirkin değildir.

Sevgi, kendi isteklerini öne çıkarmaz.

Sevgi, kolay kolay öfkelenmez.

Sevgi, kötülüğün hesabını tutmaz.

Sevgi, yapılan hatalara sevinmez.

Onun için asıl olan gerçektir.

Sevgi, her şeye katlanır.

Sevgi, her şeye inanır.

Sevgi, her şeyi umut eder.

Sevgi, her şeye dayanır.

Diğer yazıları Burak Hazine

Frozen (2013) Karlar Ülkesi

Efsane animasyon stüdyosu Disney, geçtiğimiz sene Pixar’la yaptığı işbirliğinden ortaya çıkan Brave’in...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir