Kieslowski Dosyası: Trois Couleurs (Üç Renk) Üçlemesi

Blue’daki hüzün ve seyirciye gömülmeyen dramatizasyon, üçlemenin ikinci filmi White’da kendini biraz daha mizahi bir dile bırakıyor. Duyguları sömürmekten uzak olan White, Fransız bayrağının renklerinden biri ve eşitliği simgeliyor. Bir yandan eşitlik üzerinden giden fakat derine bakıldığında eşitsizliğin bir dışavurumu olan White, Blue’nun aksine Polonya’da geçiyor. Polonya’dan Fransa’ya göç etmiş Karol (Zbigniew Zamachowski), Fransız eşi Dominique’in (Julie Delpy) kendisinden cinsel iktidarsızlığı sebebiyle boşanmak istemesi üzerine duygusal çöküntü yaşamaya başlar. Her kuruşuna kadar parasını elinden alan Dominique’i hala sevmeye devam eden ve onu bir türlü ikna edemeyen asıl karakterimiz, daha sonra tanıştığı Polonyalı bir iş adamının yardımıyla bir bavul içinde kendi ülkesine kaçar. Burada hayatına yeniden başlayan Karol’un planları, aynı intikam soğuk yenen bir yemektir deyişinde olduğu gibi seyirciyi hayretler içerisinde bırakacaktır. Kara mizahın Avrupa örnekleri arasında en iddialılarından olan White, seyirciyi Blue kadar derinden etkileyemese de bu yönüyle üçleme arasında kendini arka plana attırmayacak bir açı kazanmış oluyor. Kısasa kısas bir mücadele izlediğimiz filmde, Blue’daki obje gibi ön planda bir obje bulunuyor. Karol’un gördüğü an hayran kaldığı ve bütün parasını harcayarak satın altığı beyaz büst heykel, karakterin vakti zamanında Dominique için her şeyden vazgeçip Fransa’ya gelmesi gibi bir hava yaratıyor. Daha sonra Polonya’da bavulu kaçıran adamlar, bu heykeli kırıp parçalıyor fakat Karol, özenerek heykelin parçalarını birleştiriyor. Aynı evliliğinin, araya başka erkekler girerek parçalanması gibi. Fakat birleştirme mevzusu, evliliğe uyarlandığında pek de umulduğu gibi gitmiyor.

whiteHikayesinin kurgusu anlamında üç film arasında en çok göze batan White, eşitlik kavramını oldukça trajikomik bir perspektiften anlatıyor. Daha filmin en başındaki mahkeme sahnesinde (ki bu sahnede üçlemenin ilk filmi Blue’ya da bir gönderme vardır) eşitsizlik mevzusu ele alınıyor. Karol, Fransızca bilmediği için kendini dikkate almayan Fransız yargıca öfkesini kusuyor. Eşitliğin ülkesi olarak bilinen Fransa’yı üç filminde de mahkeme salonlarındaki dramla betimleyen Kieslowski, devlet politikalarına da bir şekilde iğneyi vurmayı başarıyor kanımca.

Doğu bloğunun yıkılmasının ardından iki Avrupa’nın birleşmesi meselesine eleştirel bir yaklaşım sergileyen White, aynı yönetmenin söylemlerinde olduğu gibi bu durumun yarattığı eşitsizlikten dem vuruyor. Batının her zaman daha özgür gözüktüğü, doğunun ise geri planda kalan zavallı konumunda olduğu Avrupa bakış açısında derdini kendine güveni tam bir Fransız kadın ile (zavallı) iktidarsız Polonyalı erkek üzerinden anlatan yönetmen, daha sonra intikam mevzusu ile ezilenlerin üstünlüğü kavramına da parmak basıyor. Blue’da olduğu gibi seyirciye yıllar yılı unutmayacağı bölümler sunan White’ta beni en çok etkileyen sahne Dominique’in Karol’a orgazm sesini dinlettiği sahneydi. Yalnızca bu sahneyle bile batının üstünlüğünü anlatmaya çalışan Kieslowski, daha sonra Dominique’in karşısına her yönüyle güçlü olarak çıkan Karol, eski karısına daha önce yaşamadığı bir orgazm yaşattığında (ki son çığlık esnasında ekran beyaza bürünür) ezilmişlik konusunun sonucunu en etkili biçimde gösteriyor kanımca.

Diğer yazıları Burak Hazine

Zero Dark Thirty (2012)

Üç sene önce Amerikan milliyetçiliğinin haysiyetten dahi önde tutulduğu dönemlerde The Hurt...
Devamı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir