Mary and Max (2009) Mary ve Max

2003 yılında en iyi kısa metraj animasyon film kategorisinde Oscar ödülünü kazandıktan sonra yapımı tam beş yıl süren Mary and Max isimli stop motion animasyonun senaryosunu kaleme alan Adam Elliot, tamamen yaşanmış bir olayın yer yer güldüren ve genelde düşündürürken hüzünlendiren bu hikayeye hem kendinden pek çok şey katmış, hem de hani şu her zaman saygı duyulması istenen emeğin alasını vermiş. Çekimleri 13 ay süren ve her hafta yalnızca iki buçuk dakikası kaydedilen Mary and Max, önceleri dünyanın dört bir yanında festivallerde gösterilip ödüller kucaklamış ve daha sonra vizyona girdiğinde ise milyonlarca kişinin sevgisini kazanmış; stop motion tekniğinin en nadide örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmış bir animasyon.

Adam Elliot, bu hikayenin gerçekte yaşandığını söylese de biz (en azından ben) söz konusu olayların kimlerin başından geçtiğini bilmiyoruz. Filmde Max isimli 40’lı yaşlarında, mental ve psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan, çikolataya bayılan (hatta çikolatalı hotdog’un mucidi) Amerikalı obez bir erkek ile Mary isimli çirkin olduğunu düşünen ve onunla ilgilenen ne bir ailesi ne de bir arkadaşı olan (tek dostu horozu) dokuz yaşındaki Avustralyalı bir kızın mektup arkadaşlıklarını izliyoruz. Filmin başlarında anlatıcı, Mary ve Max’in yaşamları hakkında seyirciyi bilgilendirirken bir yandan da mektup arkadaşlıklarının nasıl başladığına tanık oluyoruz.

Gün geçtikçe birbirlerinin sorunlarına çözümler üretmeye çalışan ve sonunda birer arkadaş buldukları için tüm dertlerini birbirine açan ikilinin ilişkisi bugüne kadar ne beyazperdede ne de yaşantımızda / tanıdıklarımızın yaşantısında rastladığımız türden hayranlık uyandırıyor. Anlatılması güç, duygu dolu ve yalnızca dostluk üzerine kurulu bu ilişki Mary’nin de Max’in de yaşamında köklü değişiklikler olmasına yol açıyor.

Her bir sahnesinde takip etmesi bir hayli zorlu olan çok sayıda detay barındıran filmi tam anlamıyla kavrayabilmek için muhtemelen birkaç kez izlemek gerekiyor. Animasyon türünün genel anlamda çocuklar için yapılan filmler tekelinde olduğu şu zamanda bir takım sinemacıların ve yapım şirketlerinin bu türü yetişkin sinema seyircisinin de beğenisine sunma çabaları, sosyal mesajlar vermek için insanlara yeni bir kapı açmış durumda. Mary and Max’de de Adam Elliot, hem subliminal mesajlarla hem de karakterlerin geçmişleri ve gelecekleriyle dünya düzeni ve insan kavramı üzerine dokundurmalar yapıyor. Max’in zamanında komünist olmasını ve ateizmi nasıl benimsediğini dokuz yaşındaki küçük bir kıza anlatması elbette ilk bakışta mantığa uygun gelmiyor fakat Elliot, filmdeki kaygısını seyirciye sonuna kadar hissettirmeyi başararak bu gibi yargıların da önüne geçiyor. Tamamen sistem eleştirisi yapmak amacıyla hikayeye dahil edildiğini düşündüğüm (yaşanmış olan hikayede o karakter var mıydı, kesin olarak bilmiyoruz) dilenci karakteri de filmin şekerli süt, çikolatalı hotdog, gözyaşı şişesi (ki sanırım herkesin ihtiyacı vardır) ve daha pek çok şey gibi asla unutulmayacak yanlarından. Dilencinin son gözüktüğü sahnede önündeki kartonda “Keep your money, i need change (Paranı kendine sakla, benim değişime ihtiyacım var)” cümlesindeki change kelimesiyle Elliot’ın yaptığı kelime oyunu, filmde göze batan zeka pırıltılarından akla ilk geleni.

Doksan dakika boyunca, harikulade müzikler eşliğinde bugüne kadar iki elin parmak sayısını geçmeyen canlı aksiyon filminin başaramadığı şeyi başarıp her kelimesinde seyircinin düşünmesini irdeleten Mary and Max’in son cümlesi aslında hem filme, hem de hayata dair pek çok şeyi özetliyor: God gave us relatives. Thank God we can choose our friends. (Ailemiz tanrının vergisidir. Çok şükür ki dostlarımızı kendimiz seçeriz.) Keşke bütün dostluklar Mary ve Max’inki gibi olsa diyemeden edemiyor insan. Arkadaşlıklarının sonu ise göğsünüzde hissettiğiniz sert bir yumrukla eşdeğer. Henüz izlemediyseniz yapacağınız ilk şey Mary and Max’i DVD oynatıcınıza koymak olsun. Keyifli seyirler.

Diğer yazıları Burak Hazine

Martin Scorsese’den Made in Milan

Hollywood’un yaşayan en büyük yönetmenlerinden olan Martin Scorsese‘nin bugüne kadar ortaya koyduğu...
Devamı

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir